25 Mart 2009 Çarşamba

HEMŞİRELERE KURS

Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Alper Yosunkaya, eğitilmiş personelin iş verimliliği ve kalite standardını arttırdığını bu nedenle hastane idaresi olarak eğitime büyük önem verdiklerini söyledi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi bünyesinde gerçekleştirilen ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Yönetici Geliştirme Kursu’, Konya ve çevre illerden çok sayıda hemşirenin katılımı ile yapıldı. 17-23 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen kurs programı çerçevesinde hemşirelere ‘Sağlık Hizmetlerinde Yönetim’ ve ‘Hastane Organizasyonu’ başta olmak üzere birçok konuda uzmanlar tarafından eğitim verildi.

Azerbaycan’dan Da Katılım Oldu
Koç Üniversitesi Semahat Arsel Hemşirelik Eğitim ve Araştırma Merkezi (SANERC) ile Meram Tıp Fakültesi Hastanesi’nin ortaklaşa düzenlediği ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Yönetici Geliştirme Kursu’na Konya, İstanbul, Edirne ve Isparta’dan 30’a yakın hemşire katıldı. Kursa Azerbaycan’dan da katılım olması dikkat çekti. Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimlik Toplantı Salonu’nda gerçekleştirilen kurs, tanışma ve toplantı tanıtım programı ile başladı. Alanında uzman isimler katılımcı hemşirelere ilk günde ‘Sağlık Hizmetleri ile İlgili Yasal Düzenlemeler, Sağlık Yöneticiliğinde Yasal Düzenlemeler’, ‘Sağlık Hizmetlerinin Yönetimi ve Organizasyonu’ konulu eğitimleri verdi.

“Verimlilik, Kurs İle Artacak”
Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Alper Yosunkaya, eğitilmiş personelin iş verimliliği ve kalite standardını arttırdığını bu nedenle hastane idaresi olarak eğitime büyük önem verdiklerini söyledi. Doç. Dr. Yosunkaya, “SANERC ile birlikte bölgemizdeki hemşirelere yönelik düzenlediğimiz Yönetici Geliştirme Kursu’nun katılımcılara büyük yarar sağlayacağını düşünüyorum. 8 günlük kurs süresince birbirinden değerli öğretim elamanlarının vereceği eğitimler, hemşirelerimizin bilgi düzeylerini artırıp, yeni vizyonları ile sağlık alanında daha verimli çalışmalarını sağlayacak.” dedi.

Eğitim Verilen Konular Dikkat Çekici
Kurs kapsamında kursiyerlere verilen eğitimlerin konuları şunlar: ‘Ülkemizde Hemşirelik ve Yönetici Hemşirelerle İlgili Yasal Düzenlemeler’, ‘Liderlik’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Organizasyon Şeması ve Görev Tanımları’, ‘Organizasyon El Kitabı’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinde Yönetsel Süreçler’, ‘Bakım Süreçleri’, ‘Kalite Liderliği’, ‘Eleman Seçim Sürecinin Yönetimi’, ‘Hemşirelik Bölümü Haberleşme Sisteminin Belirlenmesi’, ‘Hemşirelik Bölümü Bütçesinin Hazırlanması ve Takibi’, ‘Dökümantasyon Sistemi’, ‘İstek ve Şikayetlerin Yönetimi’, ‘Hemşirelik Hizmetlerinin Sunumunda Verilecek Eğitimlerin Yönetimi’, ‘Elemanların Performans Yönetim Sistemini Belirleme, Uygulama ve Değerlendirme’, ‘Hemşirelik Hizmetleri ve Organizasyonel Kültür Oluşturma’, ‘Motivasyon’, ‘İletişim’, ‘Çatışma Yönetimi’, ‘Stres Yönetimi’, ‘Ekip Çalışması’ ve ‘Simülasyon’.

24 Mart 2009 Salı

VAKIF GUREBA YENİLENİYOR

Vakıf ve eğitim araştırma hastane özelliği taşıyan Bezmi Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesinde, binadan, eğitimlere, yeni yazılımlardan, randevu sistemine kadar bir çok yenilik yapılmaya devam ediyor.

800 yatak kapasitesi ve bin 510 personeli ile günlük 4 bin poliklinik sayısına ulaştığını kaydeden Bezmi Alem Valide Sultan Vakıf Gureba Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Turan Aslan hastanenin yüzde 80 doluluk oranında, yıllık 30 bin 591 yatan hasta sayısının olduğunu belirtti. Hastane binasının yeni düzenlemeye uygun olarak her hekime bir poliklinik şeklinde olacağını ileten Doç. Dr. Aslan, yeni poliklinik binasına taşındıktan sonra hastane binasında gerçekleştirilecek tadilat ile tek yada çift kişilik, banyosu ve tuvaleti bulunan odalar dizayn edileceğini kaydetti. Haftalık ve günlük olarak hastaların telefonla aranarak durumları servis bazında araştırıldığını ve pilot uygulamalar yapıldığını ifade eden Doç. Dr. Aslan, hasta hakları konusunda yaptıkları çalışmalar hakkında şöyle konuştu: “Hasta şikâyetleri bizzat hastalarımız ve yakınları tarafından ‘teşekkür, şikayet ve öneri formlarına’ yapılabildiği gibi elektronik ortamda da web sayfamızdan yapılabilmektedir. Şikâyetler yazılı olarak alındıktan sonra kurul toplantılarında değerlendirilir ve şikayet sahibine yazılı olarak bilgi verilir, sorunların bir kısmı yeni kurulan Hasta İlişkileri Biriminde anlık olarak çözülmektedir. Hastanemiz değişim süreci içerisinde olduğu için video sunumu ve ‘Hasta Hakları Broşürleri’ ile hasta ve yakınlarının ne gibi haklara sahip olduğunu aktarıyoruz. Geniş bir kitleyi hedef alan içerikle personelimizin de iletişim eğitimi aldığı, hasta ve çalışan iletişimi görsel efektlerle desteklenmektedir.”


Haberleşme Sistemleri Yenileniyor
Tedarikçi firmalara borç ödemelerinin zamanında yapıldığını dile getiren Doç. Dr. Aslan, elektrik sistemi, network ağı, telefon santralinin yenilendiğini ve kablosuz telefon ve internet sisteminin çalışmaya başladığını kaydetti. Herhangi bir afet anında devreye girmek üzere ‘uydu telefonu’ bağlantısı temin edilmiştir. Kurum içi elektronik haberleşme, elektronik devam takip sistemi, güvenlik altyapısının da çalışmaya başladığını ileten Doç. Dr. Aslan, bilgisayar kontrollü pnömatik numune transport sisteminin devreye girdiğini kaydederek atık tesisatı, sıhhi tesisat, kalorifer, çatı teras izolasyon ve genel onarım çalışmalarının, hastane alt yapısı, çevre düzenlemesi ve çalışmayan sistem sorunlarının da giderildiğini belirtti.

Hastane Çalışanlarına Eğitim Veriliyor
Doç. Dr. Aslan, iletişim, stresle başa çıkma, NLP, hizmet içi eğitim, oryantasyon eğitimi ile ilgili eğitimlerin verilmesinin yanında Okan Üniversitesi işbirliği ile hastanede ‘Sağlık Kurumları Yöneticiliği’ yüksek lisans programı ve özel bir eğitim kurumu aracılığıyla ingilizce eğitimi verildiğini iletti. Ayrıca hastalara emzirme, diabet, cilt hastalıkları gibi konularda eğitim verildiğini dile getiren Doç. Dr. Aslan, her salı günü diabet toplantısı yapıldığını ve isteyenlerin bu toplantıya katılabileceğini belirtti.
Hastanelerinin sık sık kurum değişikliği yaşaması nedeniyle fiziki alt yapı ve tıbbi donanım yetersizliği nedeniyle sorun yaşandığını ifade eden Doç. Dr. Aslan, son iki yılda yapılan çalışmalar sonucu elektrik, ısınma, sıhhi tesisat, telefon santrali gibi konularda sorun yaşanmadığını belirtti.


2009 yılı hedefleri içerisinde tarihi hastane binasının poliklinik olarak faaliyete geçirileceğini ifade eden Doç. Dr. Aslan, hastalarımıza daha kaliteli hizmet sunulması, hasta ve çalışan güvenliğine daha fazla önem verildiğini açıkladı.

İhaleler Zamanında Sonuçlanmıyor
“Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı tek vakıf hastanesi olarak en önemli farkımız garip ve kimsesiz hastaların tedavilerini hiç bir ücret talep etmeden karşılamaktır” diyen Doç. Dr. Aslan, hastanelerinin özerk bir yapıya sahip olduğunu ifade etti. ihalelerin belirlenen sürede gerçekleşmemesinin işlerin aksamasına neden olduğunu ifade eden Doç. Dr. Aslan, “Firmaların ihale usullerine itiraz etmelerinden ve kanuni bekleme sürelerinden kaynaklanan gecikmeler, malzemelerin çok çeşitli olması ve kalite farklarının fazlalığı yaşanan sorunlar arasında yer alıyor. İhalelerin ödemelerinde her hangi bir sorun yaşanmamaktadır çünkü; belirlenen bütçeler ve ödenekler doğrultusunda ihaleler düzenlenmektedir. Hekim tercihi bilhassa tıbbi malzeme ve cihaz alımlarında ihale komisyonlarına konunun uzmanı en az iki üyenin dahil edilmesi ile çözümlenmiştir K.İ.K gereği oluşturulan komisyonda konunun uzmanı kompetanlar bulunmaktadır” dedi.


Vakıf ve Eğitim Hastanesi
Son teknoloji ürünü tıbbi cihazlarda kalite ve verimlilik konusunda memnuniyet verici yönler bulunduğunu dile getiren Doç. Dr. Aslan, “Ancak kurulum ve teknik bakım maliyetleri oldukça yüksek olmasının yanı sıra üniversite desteğiyle kişi, klinik ve hizmet gibi unsur bazlı maliyet analizi çalışması yapılmakta, yatırım kararlarımızı buna göre yönlendirmekteyiz.
Hastanemiz her ne kadar Vakıflar Genel Müdürlüğüne bağlı bir vakıf hastanesi de olsa Sağlık Bakanlığı mevzuatlarında belirlenen esaslar doğrultusunda hizmet verilmekte olan eğitim ve araştırma hastanesidir. Uygulamalar belirlenen standartlar doğrultusunda yapılmaktadır” şeklinde konuştu

Yeni Yazılım Yeni Sistem
Hastane ile ilgili yapılan yenilikleri Doç. Dr. Aslan şöyle sıraladı: “Yazılımın yeni çıkan kanun, yönetmelik, yönerge gibi mevzuata uygun hale getirilmesi için gerekli düzenlemeler yapılarak sorunsuz bir biçimde yeni yazılım (HIS) devreye alınmıştır. Biyokimya ve Mikrobiyoloji laboratuarları sonuçlarının HİS’e aktarılma işlemi gerçekleştirilmiştir,doktorlar laboratuar sonuçlarını ekrandan, hastalarımız ise web sayfasından görebilmektedirler.Kamu hastaneleriyle yapılan protokol sonucu hizmet paylaşımı sağlanmış, rutindeki tüm tetkikler yapılabilir hale gelmiş, hastaların hastane dışına sevk uygulaması ortadan kalkmıştır. Radyoloji Hizmetleri için halen Özel Görüntüleme Merkezleri ile sözleşmeler neticesinde tüm radyolojik tetkikler yapılabilir haldedir. Reanimasyon, Dahili YB, Cerrahi YB,Yeni doğan YB ünitelerinin plan-projeleri tamamlandı.Anahtar teslimi projeler halinde ihale edilecektir.Sterilizasyon ünitesi Uluslararası normlara uygun olarak projeleri hazırlanmıştır ihale aşamasındadır. Ameliyathanede sürekli iyileştirme çalışmaları yapılmaktadır.”


Hasta Bekleme Süresi Kısalıyor
Aile hekimliği ve check-up polikliniği kurduklarını dile getiren Doç. Dr. Aslan, diş acil polikliniği 7 gün 24 saat hizmet vermeye başladığını kaydetti. İnternet ve SMS randevu sistemi ile hasta bekleme süresini en aza indirildiğinin üzerinde duran Doç. Dr. Aslan, “Alanında bir ilk olacak olan IVR (interactive voice response) ile randevu alma hizmeti başlatacağız” dedi.

2009’da Gerçekleşecekler
2009 yıl için planlarını Doç. Dr. Aslan şöyle sıraladı: “Kurumsal toplam kalite çalışmaları ve akreditasyon ekibi oluşturuldu. Danışmanlık hizmeti alınarak süreç hızlandırılacaktır. Eğitim ve eksikliklerin belirlenmesi ve yol haritasının çıkarılması çalışmaları devam etmektedir. Hastane çalışanlarına (doktor, hemşire) İngilizce eğitimi verilmeye başlandı. İhtiyaç sahibi hastaların nakil ve tedavi için evlerinden alınmaları hizmeti için hazırlıklarımız tamamlanmıştır. Akupunktur Polikliniği, Kronik Yara ve Diabetik Ayak Birimi, Yoğun bakım hastaları ile ziyaretçilerin telekonferans sistemi ile görüşebilmesi, bazı ameliyatları hasta yakınlarının izlemesi imkanı ve Neonatal TPN İlaç Hazırlama Ünitesi ile Kemoterapi ilaç Hazırlama Ünitesi kurulumu yenidoğan yoğun bakım ünitesi açıldığında hizmete başlayacaktır.”

23 Mart 2009 Pazartesi

ULUCANLAR GÖZ YENİDEN DOĞDU

Göz alanında eğitim veren Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevi devralan
Başhekim Prof. Dr. Faruk Öztürk, hastanede gerçekleştirdikleri yenilikleri ve yapacaklarını Sağlık Dergisine anlattı.

2008 yılından itibaren yeni yönetimi ile yeniden yapılanma sürecine giren Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesinin, öncelikle fiziki koşulları iyileştiriliyor. Başhekim Prof. Dr. Faruk Öztürk, iyileştirme projesi çerçevesinde göreve başladıklarının ilk ayı içerisinde 4 poliklinik hizmete açtıklarını belirterek, daha kaliteli ve modern şartlarda hizmet vermek amacı ile zemindeki poliklinikler ile bodrum katlar için tadilat projesi yaptırttıklarını, proje etüdlerinden sonra uygulama ihalesini gerçekleştirdiklerini söyleyerek çok kısa bir süre zarfında hizmet birimlerinin yeni çehresi ile hastaların hizmetine sokulacağını ifade etti. Bu çalışmalara ek olarak bilinebilirliklerini artırmak ve mevcut durumda kendilerine ulaşamayanların kolay ulaşabilecekleri bir mekan oluşturmak amacıyla Kızılay’da Atatürk Bulvarı üzerinde, bir semt polikliniği açtıklarını da kaydeden Prof. Dr. Öztürk, bu merkezde şimdilik günde yaklaşık 100 hastaya hizmet verildiğini ifade etti. Hastane günlük poliklinik ve opere edilen hasta sayılarının da arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Öztürk, tadilat çalışmaları ile eş zamanlı olarak ameliyathanelerin tümünün yenilenerek hijyenik klima sisteminin oluşturulduğunu da ilave ederek özellikle klima sisteminin yenilenmesiyle önemli bir sorunu çözümlediklerini iletti.

Hedef Göz Enstitüsü Olmak
Belirledikleri misyon ve vizyonları çerçevesinde hastaneyi bir ‘Göz Enstitüsü’ konumuna taşımak için çalışmalarının süreceğini dile getiren Prof. Dr. Öztürk, göz alanında uluslar arası bir referans kuruluş olmak istediklerini belirtti. Alanlarında yetkin bir hekim kadrosuna sahip oldukları için hedeflerine ulaşmada tüm çalışanları ile insan kaynakları açısından bir sıkıntıları bulunmadığını açıklayan Prof. Dr. Öztürk Hastanelerinin aynı zamanda Göz Bankası olduğunu ve bilimsel araştırmalara da ağırlık verileceğini, bu anlamda eğitim programlarının da yoğunlaştırıldığını kaydetti.

En Son Teknoloji İle Donatılacak
Hastanelerinin ülke çapında referans hastanesi konumunda olduğunu ve son noktada kendilerine başvurulduğunu söyleyen Prof. Dr. Öztürk, yenilenme çalışmaları içerisinde en son teknolojiyi hastanelerine taşıyarak hizmet kalitesini yükselteceklerini ifade etti. Prof. Dr. Öztürk şöyle konuştu: “Çalışmalara başladığımız ilk günlerde öncelikli sorunlarımızı ve çözüm yollarımızı araştırdık. Bu bağlamda gerek İl Sağlık Müdürlüğümüz ve Bakanlığımız ile sık sık görüşmeler yaptık. Netice de üstlerimizin de destekleri ile top yekün bir yenilenme sürecine girdik. Örneğin; Burası nerede ise 10 yıldır badana bile yapılmamıştı. Birçok demirbaş ve tıbbi cihaz miadını doldurmuş veya arızalıydı. Sıfırdan başladığımız çalışmalarımızın sonuçlarını gördükçe de mutlu oluyoruz. Şevkimizi hiç kaybetmeden mesai kavramından bağımsız devam edeceğiz.


Fiziki Koşullar Yeniden Yapılandırıldı
Hastanenin ameliyathanesinin, zemin kat poliklinikleri ile 2 bodrum katının şartlarını düzenlediklerini ifade eden Prof. Dr. Öztürk, yıllardır taşan kanalizasyon ile kapasitesi yetersiz ve kullanılamaz durumda ki su deposu sorunlarını çözüme ulaştırdıklarını ifade ederek yaklaşık 60 tonluk bir su deposu hacmine ulaştıklarını ve kanalizasyon sorununu da bütünüyle aştıklarını söyledi.

İnsan Odaklılık
İşletme olarak farklı bir politika izleyeceklerini kaydeden Prof. Dr. Öztürk, tüm kötü koşulları en iyi konuma taşıyacaklarını söyledi. İnsan odaklı olduklarını, hastaya önemsendiğini hissettirmek ve hasta memnuniyetini sağlamak için hem fiziki şartları iyileştirdiklerini hem de personele eğitimler verdiklerini dile getirerek, haftalık ve aylık çalışanlara yönelik eğitimlerin yapıldığını anlatan Prof. Dr. Öztürk, eğitimleri en yetkili ağızdan vermeye çalıştıklarına dikkat çekti.
Ekip ruhuna önem verdiklerini, hastaneyi tüm unsurları ile bir bütün olarak gördüklerini, bu kapsamda; bowling turnuvası, futbol turnuvası ve dart yarışmaları ile özel gün kutlamaları gibi sosyal faaliyetlere önem verdiklerini söyleyen Prof. Dr. Öztürk, çalışmalarında tüm kaynakları harekete geçirdiklerini söyledi.


Ulucanlar Göz Günleri
Ulucanlar göz olarak bir sempozyum planladıklarını kaydeden Prof. Dr. Öztürk, geleneksel hale gelecek toplantının ilkinin bu yıl yapılacağını belirtti. Hastane olarak çeşitli sosyal hizmet kurumlarını ziyaret ederek göz taraması çalışmalarını sürdürdüklerine değinen Prof. Dr. Öztürk, hedeflerinin hizmeti her yere ulaştırmak olduğunu belirtti.

22 Mart 2009 Pazar

ÖRNEK KOBİ: PMS

Türkiye’nin önde gelen firmalarından PMS Medikal, başarısını taçlandırdı.

Doğu Akdeniz Bölgesi’nden 4 KOBİ, Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) ‘KOBİ’lerde Dönüşüm’ raporunda yer verdiği 24 firma arasında ülkemizin önde gelen firmalarından PMS Medikal’de yer aldı. İzmir Swiss Otel’de düzenlenen törende, 24 başarılı KOBİ’nin yöneticilerine başarı belgesi verildi. Başarı belgesini PMS Medikal’a Tüsiad Başkanı Arzuhan Yalçın Doğan verdi.

“Küçük Firmaların Büyük Başarıları”
TÜRKONFED Danışma Kurulu`nun aldığı karar uyarınca, `KOBİ`lerde Dönüşüm` raporunda yer alacak firmalar seçilirken; `büyüme`, `ihracat`, `teknoloji ve inovasyon`, `markalaşma` ve ‘katma değer ve kar’ performansları dikkate alındı. Başvuran firmalar arasından 78`i seçilerek iş yeri ve girişimci hakkındaki daha kapsamlı bilgi, anket yoluyla derlendi. Bunların arasından da 24 iş yeri seçilerek yüz yüze görüşme yapıldı. KOBİ’ler, TÜRKONFED üyesi federasyon ve derneklerin ön çalışmaları sayesinde raporda yer aldı. Rapor, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkanı Celal Beysel, Yönetim Kurulu Üyesi Erdem Çenesiz ve TÜSİAD Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Ümit İzmen’in takip, gözetim ve destekleri ile yapılırken, Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Erol Taymaz tarafından yönetildi. Çalışma, Doç. Dr. Alpay Filiztekin, Prof. Dr. Mahir Fisunoğlu, Yrd. Doç. Dr. Yılmaz Kılıçaslan ve Yrd. Doç. Dr. Aykut Lenger’in saha araştırmaları ve analizleri ile tamamlandı.

Başarı Öyküsü
Sterilizasyon paketi üretimini Alman üretici bir firma ile, yüzde 60 Türk ve yüzde 40 Alman ortaklığı sonucu PMS Medikal’in kurulduğunu kaydeden Genel Müdür Özgür Güler, “1996 yılı Eylül ayında, Almanya’daki makineler Mersin’e getirildi. Know-how ve diğer teknik bilgi de Alman ortak tarafından sağlanacaktı. Ancak gelen makinelerin arızalı olması nedeni ile çalışma yüksek firelerle başladı. Kendi tasarladığımız bazı makine parçaları ve makineler ürettik. O dönemde edindiğimiz bilgi ve tecrübe ile halen, yeni makine tasarımlarını kendimiz yapmaya devam ediyoruz.” dedi.

“60 Ülkede, PMS Ürünleri Pazarlanıyor”
1998 yılında, Ankara’daki bir medikal ürün ihalesini kazanarak PMS Medikal’in dönüm noktasını oluşturduklarını belirten Güler, Alman ortakla yollarını ayrıldığı 2001 yılında kendinden yapışan medikal poşet üretimi yaparak ABD’ye ihracat etmeye başladıklarını dile getirdi. ihracat yapılan ülkelerde, ürettikleri ürünlerin kalitesinin beğenildiğini ifade eden Güler, “Kaliteden ödün vermeden en iyiyi yapıyoruz. 60 ülkede ürünlerimizi pazarlayan firmalar ile ortak çalışmaları sürdürüyoruz. Ayrıca, 2005 yılında sektörün elitler kulübü olan Sterile Barrier Association ‘ın 17 üyesinden biri olmak üzere davet edildik. 1998 yılında 3 işçi ile kurduğumuz şirkette, 2009 yılında 65 kişi istihdam ediliyor. Üretim minimum insan gücü ve tamamen valide edilmiş ekipman ve prosesler ile otomasyon sistemleri kullanılarak yapılıyor. Steril bariyer sistemleri, sterilizasyon indikatörleri, sterilizasyon paketi kapatma makineleri üretimimizin dışında, yakın zamanda Ortadoğu da ikinci fabrikanın kuruluşunu gerçekleştireceğiz. 2008 yılında İstanbul merkezli PMS Pazarlama firması oluşturularak Türkiye pazarı için daha hızlı ve etkin hizmet sağlanmaya başlandı.” şeklinde konuştu.

21 Mart 2009 Cumartesi

DÜNYANIN EN BÜYÜK GÖZ HASTANESİ ANKARA'YA AÇILIYOR

Mart ayında Ankara’da hizmete açılacak olan hastaneleri hakkında Sağlık Dergisine konuşan Dünyagöz Hastaneleri Genel Müdür Yardımcısı Selin Yıldırım Peker, “Dünya’nın en büyük göz hastanesini Ankara’ya açıyoruz” dedi.

12 hastane ve kliniğe sahip Dünyagöz Hastanesi’nin1996 yılında temelleri atıldı. Avrupa’ya yatırım yapmış ilk Türk göz kuruluşu olan grup, başkentte 18 katlı ve 12 bin 500 metrekarelik dev alanda dünyanın en büyük göz hastanesini hizmete açıyor.
Hastanede gözün her branşına özel dizayn edilmiş katlar bulunacak. VIP hizmetleri ile bölgede farkını hissettirecek Dünyagöz Hastanesi, tüm hastalarına dünya yemeklerinin sunulduğu restoranları, vale hizmeti, ücretsiz wireless internet erişimi ile özel hizmetin konforunu yaşatacak.

Tır Kızılay’da
Ankara Dünyagöz Hastanesi açılışı öncesi Kızılay Meydanında bir tırın bir hafta boyunca ücretsiz muayene hizmeti vereceğini belirten Dünyagöz Hastaneleri Genel Müdür Yardımcısı Selin Yıldırım Peker, bu alanda başarılı olmalarının en önemli kriterinin, hastalarına en iyi teknoloji ve en deneyimli kadro ile hizmet sunmalarına bağlı olduğunu ifade etti. Peker, İstanbul'da Avrupa yakasında Etiler, Ataköy, Gaziosmanpaşa ve Beylikdüzü, Anadolu yakasında ise Altunizade, Feneryolu ve Maltepe'de merkezleri bulunduğunu hatırlattı. Şubat 2008'de ise İzmit hastanesini hizmete açtıklarını ifade eden Peker, sağlık turizmi faaliyetlerinin bir parçası olarak yurt dışında Almanya, Belçika ve Hollanda'da açtıkları kliniklerle yabancı hastalara hizmet verdiklerini söyledi.

“Göz Toplantılarına Katılabilirsiniz”
Bilimsel araştırmalar üzerinde gelişmeleri takip ederek destek verdiklerini ifade eden Peker, 2003 yılında Girit Üniversitesi ile yapılan anlaşmaya çerçevesince birlikte yeni araştırmalar üzerine çalışıldığını ve her iki kurumun da doktorlarının yeni lazer teknolojileri üzerinde çalıştığını belirtti. Göz hekimlerine yönelik göz toplantıları da düzenlediklerini, ücretsiz katılımın olduğu toplantıya isteyen herkesin katılabileceğini dile getiren Peker, biyonik göz, IQ lens gibi konuların yer aldığı toplantıların yapıldığını ve yurt dışından da doktorların katıldığını kaydetti.

“19 Ayrı branşta hizmet”
Peker, hastanelerinde şu an full-time 120 göz hekimi, bin personel çalıştığını ve ayda 30 bin göz muayenesi, 2 bin 500 göz lazer ve 3 bin 500 göz ameliyatı yaptıklarını belirterek, gözün 19 ayrı alt branşında 7 gün 24 saat hizmet verdiklerini kaydetti. “Hastanemizde göz muayenesine 1 ila 1,5 saat ayrılıyor kısaca göz check up’ı yapılıyor. Çünkü gözden farklı hastalıkların teşhisi de konabiliyor” diyen Peker, lazer konusunda da hastaların iyi teşhis edilmesi gerektiğini kaydetti. Girit Üniversitesi Dekanı Prof. Ioannis Pallikaris’in, hastanelerinin bilimsel danışmanı olduğunu ifade eden Peker, her ay bir hafta Prof. Pallikaris’in ülkemize gelerek, hastanedeki hocalarla birlikte vakalar üzerinde çalıştığını iletti.

Ankara Dünyagöz'ün Mart ayında hizmete gireceğini söyleyen Peker, "Biliyoruz ki Ankaralılar bizi dört gözle bekliyorlar. Çalışmalarımızı tamamladık. Ayrıca Ankara için yeni bir sektör yaratmış olacağız, sağlık turizmi açısından da katkı sağlanacak" şeklinde konuştu.

“Ankara'dan sonra Antalya'da 10 bin metrekarelik bir hastane yaptık”
Dünyagöz Hastaneler Grubu'nun 19 ayrı branşında hizmet eden ve tek bir bünye içerisinde 20'nin üzerinde göz doktorunu istihdam eden dünyanın en büyük özel hastane grubu olduğunu hatırlatan Peker sözlerine şöyle devam etti: "Bu teknoloji ve kapasitede 7 gün 24 saat hizmet veren başka bir göz hastanesi yok. Ankara'dan sonra Antalya'da 10 bin metrekarelik bir hastane yaptık. Ankara'dan sonra Haziran'da Antalya hastanemizin açılışını yapacağız. Bugün Avrupa'nın Almanya, Belçika ve Hollanda'nın 4 ayrı noktasında açtığımız kliniklerle yabancı hastalara hizmet veriyoruz. Bu yıl içerisinde Avusturya ve Londra'da da birer şube açacağız. Hedefimiz açacağımız yeni şubeler ile dünyanın en büyük özel göz hastanesi unvanını koruyarak yolumuza devam etmek. Gözün 19 ayrı alt branş ve 230 farklı ameliyat çeşidi var. Bir göz ameliyatı deyip geçmemek lazım, çok detayı bulunuyor. Bir retina veya şaşılık göz ameliyatı yapan ile lazer ameliyatı hekimlerin uzmanlıkları farklıdır. Şaşılık ameliyatı yapan hekim aynı zamanda katarakt yapamaz, katarak yapan lazer yapamaz. Bizim tüm grubumuz içinde her hastanemizde 19 branşta doçent ve profesörlerden oluşan hekim kadrosu kuruyoruz. Bir göz muayenesine geldiniz, bir teşhis konulduğunda başka bir uzmanın görmesi gerektiğinde dolaşmak durumunda değilsiniz. Dünyagöz'ün kapısından içeriye girdiğinizde tüm profesörler bir araya gelir, konsültasyon yapar, en doğru kararı birlikte verirler. Verdiğiniz bir muayene ücreti ile tüm bu hizmetleri satın alırsınız. Dünyagöz'de muayene için 1-1.5 saatinizi ayırmak zorundasınız. Göz birçok rahatsızlığın ilk habercisi olabilir. Doğru bir kurumda göz muayenesi olursa belki farklı noktalardaki hastalıklarınızı da öğrenebilirsiniz."

20 Mart 2009 Cuma

DENEY YAPMANIN KOŞULLARI

Deney hayvanlarının gereksiz kullanımını önlemek amacıyla alınan önlemleri Sağlık Dergisine anlatan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilmi Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Tekdemir, laboratuarın modernize edilişini ve verilen hizmetleri hakkında konuştu.

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Deney Hayvanları Yetiştirme ve Araştırma Laboratuarı yapılan araştırmalara deney hayvanı sağlıyor. Çift koridorlu laboratuar, 6 adet hayvan odası, 3 adet postoperatif bakım odası, 2 adet operasyon odası, destek odaları, depolar ve idari bölümlerden oluşmaktadır. 1968 yılından bu yana hizmet veren laboratuarda 2006 yılında yapılan tadilatla modernize edildiğini belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilmi Dalı Öğretim Üyesi ve Deney Hayvanları Laboratuarı Komisyon Başkanı Prof. Dr. İbrahim Tekdemir, Laboratuar hizmetlerinin laboratuar sorumlusu Uzm.Vet.Hekim Attila İşgören ve 4 personelce verildiğini söyledi Prof. Dr. İbrahim Tekdemir, odaların zeminlerini hijyenik epoksi kaplatarak çalışanlarında sağlığı düşünüldüğünü kaydetti.


“4 çeşit deney hayvanı temin edilebiliyor”
Deney Hayvanı laboratuarlarında dikkat edilmesi gereken şartları Veteriner Hekimi Attila İşgören şöyle sıraladı: “Aydınlatma sistemi rodentler için ideal olan 12 saat karanlık ve aydınlık periyoduna ayarlıdır. Isı nem oranları ihtiyacı karşılayacak şekilde ayarlanmıştır. Merkezi klima sistemi ile 15 – 20 kez hayvan odalarının havası filtreden geçmiş taze hava ile değiştirilmektedir. Hayvan odalarında oluşan amonyak, sülfür karbondioksit gazi ve toz birikimini engelleyecek kapasitededir. Laboratuarda 4 çeşit deney hayvanı bulunmaktadır. Bunlar arasında fare, sıçan, kobay ve tavşan üretim, kullanım ve tedarik yetkisi vardır. Hayvan kafesleri polikarbon veya paslanmaz çelik malzeme olup ebatları bakımından Avrupa standartlarındadır. Hayvan kapasitesi açısından 12 tavşan, 600 sıçan, 300 fare barındırılmaktadır. Ayrıca 70 tavşan bulundurulabilecek oda kapasitesi de mevcuttur.”



Prof. Dr. İbrahim Tekdemir, ayrıca Ankara Üniversitesi Hayvan Deneyleri Etik Kurulu’nca (AÜHADEK) 2009 yılı bahar döneminde yapılması planlanan “Deney Hayvanları Kullanım Sertifikası” kursunun pratik dersleri de Tarım Bakanlığınca onaylı Deney Hayvanları Laboratuarında yapılacağını laboratuarın araştırıcılara bu konuda da hizmet vereceğini bildirdi.


Laboratuarda Çalışmalara Tam Destek
Uzman veteriner hekim ve 4 sertifikalı personelle çalışılan laboratuarda ameliyat sonrası hizmetler haftanın 7 gün verildiğini kaydeden Prof. Dr. Tekdemir, operasyonlar ameliyathanenin her türlü ihtiyacının karşılandığını iletti. Deney hayvanı kullanımında gereksiz hayvan kullanımını önlemek için tedbirler alındığını söyleyen Prof. Dr. Tekdemir, bu suretle bazı onayların alınması gerektiğini kaydetti. Prof. Dr. Tekdemir, “Laboratuarda çalışma şartlarının deney hayvanları etik onayını almalıdır. Daha sonra deney hayvanı kullanma sertifikasına sahip olmalıdır. Proje laboratuarımız komisyon başkanlığınca onaylanıp, deney hayvanları ve bakım ücretlerinin ödenmiş olması gerekmektedir” dedi.

Deney hayvanı kullanım sertifikasının üniversiteleri bünyesinde belli aralıklarla verildiğini ifade eden Prof. Dr. Tekdemir, yapılacak araştırmada görev alanlardan birinde bu belgenin bulunmasının yeterli olduğunu kaydetti.

Son üç yıllık laboratuarda yapılan proje sayısı ve kullanılan hayvan sayısı

Prof. Dr. Tekdemir konu hakkında şunları ekledi: “Ankara Üniversitesi Hayvanları Deneyleri Etik Kurulu’nca (AÜHADEK) 2009 yılı bahar döneminde yapılması planlanan “Deney Hayvanları Kullanım Sertifikası” kursunun pratik dersleri Tarım Bakanlığınca onaylı Laboratuarımızda yapılacak olup; deney hayvanları kullanım sertifikaları olan ve rutin hizmet içi eğitimler verilen deneyimli laboratuar personelleri, Attila İşgören (Uzm.Veteriner Hekim Laboratuar Sorumlusu), Hasan Kavaklı(Teknisyen), Hasan Ünalan(Teknisyen), Hasan Ferah(Teknisyen), Nizamettin Azman(Teknisyen)=, yanı sıra laboratuarımız araştırıcılara bu konuda da hizmet verecektir.

19 Mart 2009 Perşembe

ÖKSÜZ KALMIŞ PERİFER HASTALIKLARI

Periferik damar cerrahisinin ihmal edildiğini ve bu konuda eğitim verilmesi gerektiğini belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sadık Ersöz, televizyon programlarına para ödeyerek çıkan hekimlerin verdiği bilginin verimsizliğine dikkat çekti.

Toplum sağlığını kötü etkileyen ve sıklıkla rastlanan periferik vasküler cerrahinin önemini konuştuğumuz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sadık Ersöz, kalp hastalığının çok sık gündeme geldiğini ancak, datalara bakıldığında venöz sistem hastalıkları ve perifer damar hastalıklarının kat ve kat daha fazla sıklıkla rastlandığını dile getirdi. “Arter ve ven hastalıkları toplumun genel sağlığını ve ömrünü, çalışma hayatını etkileyebilien ve uygun bir şekilde yaklaşılmadığında da çok yüksek maliyetli olabilen aslına bakıldığında ise öksüz kaldığı söylenebilecek bir hastalık grubudur. Yıllarca Kalp Damar Cerrahisi branşı altına yönlendirilmesine rağmen kardiyologların yapmak istemediği ameliyatlardır. Periferik ven hastalıkları biraz daha sıkıntılı hastalık olduğundan sahiplenilmiyor” şeklinde konuşan Prof. Dr. Ersöz, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalının özelliğini hatırlatarak, periferik damar cerrahisinin en önemli uygulamalarının kendi çatıları altında gerçekleştirildiğine dikkat çekti. İlk abdominal aort anevrizması ameliyatının Genel Cerrahide yapıldığını belirten Prof. Dr. Ersöz , “Türkiye’nin damar cerrahi kurucuları burada çalışmıştır. Hilmi Akın, Osman Akata, Ahmet Yaycıoğlu, İbrahim Ceylan, Erdal Anadol, Dikmen Arıbal, Ertan Tatlıcıoğlu hocalarımız damar cerrahisinin ülkemizdeki ilk uygulamalarının içinde yer almışlardır” dedi.


Damar Cerrahisinin Önemi
Genel cerrahi içinde vasküler cerrahinin önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersöz, hastanelerinde vasküler laboratuar bulunduğunu ve asistanlarına eğitim verildiğine değindi. “Bazı damar cerrahi branşları var ki genel cerrahiden ayrılması düşünülemez. Transplantasyon anevrizmalarını, vasküler cerrahlar yapabilir. Vasküler tıkanıklık görüldüğünde bu hastanede, o pıhtının çıkarılması işi genel cerrahinindir. Büyük oranda kalp cerrahlarının alanına girse de bizim hastanemizde periferik damar ünitelerinde tedavi ediliyor” diye konuşan Prof. Dr. Ersöz, venöz cerrahi hem içerik olarak hem de eğitim olarak toplumda çok sık karşılaşıldığı halde öksüz kalmış bir branş olduğunu sözlerine ekledi. Prof. Dr. Ersöz , Avrupa Birliğine entegrason sürecinde periferik damar cerrahisi de genel cerrahi altında yer alacağını ve 2-3 yıl eğitim verileceğini dile getirdi.

Ven Embolileri Obezite Kaynaklı Olabilir
Venlerde(toplardamar) emboli oluşmasının, birkaç mekanizması olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ersöz, “Kanın pıhtılaşma özelliği bazı kişilerde fazla olabilir, konjenital hastalıklardan dolayı ve akkiz gibi sonradan oluşan durumlar, obezite, bazı kan hastalıkları olanlar, siferositoz, eritrositoz gibi kan hastalığı olanlarda görülüyor. Kan akımının statik olması yani hareketsizlik, 9-10 saatlik uçak yolculuklarında oluşabiliyor” dedi.


Arter Embolileri Beyin Damarlarını Tıkayabilir
Arterlerde (atardamar) genellikle ateroskleroza bağlı olduğunu kalitesiz damarların içerisindeki bozuk yapının üzerinde gelişen pıhtıların damar içerisinde ilerleyip başka damar köşelerini tıkamasından meydana geldiğini hatırlatan Prof. Dr. Ersöz, “Kalp hastalarında kalbin ritim bozukluğuna bağlı, kalbin içinde kolay pıhtı oluşur. Atrial fibrilasyon mitral kapak hastalarında sol atriumda atrial ventilasyona bağlı trombus gelişir buradan parçalar kopar ve emboliye yol açar. Arterlerdeki pıhtılar genellikle damar duvarında yaralanma sonucu duvarda kaygan pürüzsüz zeminin bozulması sonucu pıhtılar gelişir. Arterlerde oluşan emboli çok tehlikeli olabilir çünkü beyin damarlarını tıkayabilir, bacakları tıkayabilir. Venlerde ise karaciğeri tıkayıp pulmoner emboliye neden olup hastanın hayatını tehlikeye atabilirler” şeklinde konuştu.

Türkiye’de 40 Bin Diyaliz Hastası Var
Hastaların risk faktörleri içerisinde olanlara önlem alınması gerektiğini, bunun için halkın aydınlatılmasının şart olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ersöz, “Kemik erimesi diye bilinen osteoporoz hastalığının büyük bir pazarı var. Belli yaşa gelmiş kadınlarda tetiklenen hastalık, realitede bulunmamasına rağmen özünde basit bir hastalık. İşte yanlış yönlendirmelere akıtılan para doğru şekilde kullanılmalı. Türkiye’de 40 bin diyaliz hastası var. Bu hastaların ülkemize maliyeti 2 milyon Euro gibi büyük bir rakam. Ne kadar önemli bir sorun olmasına rağmen bazı sektörlerin işine geldiği için organ nakli geri bırakılıyor. Bu açıdan bakıldığında sağlık politikalarında çok büyük hatalar var. Diyaliz hastalarına transplantasyon yapıldığında maliyeti şimdikinin 5’te birine düşecek. Fakat maalesef halk gerektiği gibi bilinçlendirilmediği için gereken ilgiyi görmüyor. Türkiye gibi olmayan parayı, ilaca yatıran başka ülke yoktur” şeklinde değerlendirdi.


Tabip Odaları Tv Programlarını Denetlemeli
Halkın eğitilerek hastalanmadan önlemini alma bilince getirilmesinin şart olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ersöz, televizyon aracılığıyla anlatılması gerektiğini, özellikle kadın programlarında çıkan hekimlerin, çok önemli konuların yanı sıra önemsiz konuları önemli gibi yansıttığına dikkat çekti. Devletin bu konuda bir sağlık politikasının olması gerekliliğini dile getiren Prof. Dr. Ersöz, televizyon programlarının Tabip Odaları tarafından denetlenmesi gerektiğini söyledi. Kadın programlarında konuşan doktorların para ödediğini belirten Prof. Dr. Ersöz, “Beni kadın programlarının ajansı aradı. Belli bir miktar para karşılığı programlara çıkmamı teklif ettiler. Ancak hekimlerin yemek yapılan, şarkı söylenen ve hekime söz hakkı tanınmayan programlara çıkmasının mantıklı olmadığını söyledim. Hem hekimlerin itibarı açısından hem de yanlış bilgilendirme yönünden, ben bu durumu tasvip etmiyorum” dedi.

18 Mart 2009 Çarşamba

MEDİKAL SEKTÖR VE DOKTORLAR DİKKAT!

Biyomedikal Malzemeler alanında yaptıkları başarılı çalışmaları Sağlık Dergisine anlatan ODTÜ Biyoteknoloji Araştırma Birimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vasıf Hasırcı, deriden, korneaya birçok dokunun temelini oluşturan biyomalzemenin üretimine geçilebileceğini söyledi.

Biyomedikal malzemeler, vücutta kısa veya uzun süreyle, hasarlı dokuların işlevlerini kısmen veya tümden desteklemek ya da tümden üstlenmek işlevini yapar. Metal, seramik, plastikler ve biyolojik polimerler bu görevi yerine getirmekte kullanılabiliyor. Biyomedikal ürünleri geliştirmeye çalışan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Biyolojik Bilimler Bölümü Biyoteknoloji Araştırma Birimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Vasıf Hasırcı, ameliyat iplikleri, kalp kapakçıkları, stentler, ilaç salım sistemleri gibi çok çeşitli ürünler üzerinde uzun yıllardır çalışmalarını sürdürüyor.

Doku Mühendisliği İle Yapılan Deri
Doku mühendisliğiyle yara örtüsünü yaparken, derinin özelliklerini inceleyerek alternatifini yapmaya çalıştıklarını dile getiren Prof. Dr. Hasırcı, “Önceleri uygulanan yöntemler arasında hastanın kendisinden ya da başka bir insandan deri alınması söz konusuydu ve bu özellikle büyük yanıklarda kadavralardan elde ediliyordu. Bu tip uygulamalarda doğal olarak enfeksiyon riski de yüksekti. Ancak geliştirilmesine bizim de katkıda bulunduğumuz doku mühendisliği yöntemi ile gereken dokuyu laboratuvarda yapmak birçok açıdan çok avantajlı” dedi. Bu yöntemle elde edilen yapay dokunun klasik yara örtüsü gibi, istenilen oranda su emerek sıvı birikimini ve enfeksiyonu önlemekte ancak içerdiği hücreler sayesinde yeni derinin oluşmasına destek olduğunu kaydeden Prof. Dr. Hasırcı, “Bu hücrelerin hastadan biopsi ile alındıktan sonra bağ dokusundan arındırıldılarını, in vitro koşullarda çoğaltıldıklarını ve sonra yapay deriye aktarıldığını belirtti. Oluşturulan deri, bu noktadan sonra hastaya dikilerek ya da yara bölgesine kapatılır ve zamanla hem içindeki hücreler çoğalır hem de biyomalzeme yavaş yavaş erir ve damarlaşma da zamanında oluşarak doğal bir doku ortaya çıkar.” şeklinde konuştu.


Yapay Kornea Üretildi
Avrupa Birliği desteğiyle gerçekleştirilen araştırmalar sırasında korneayı in vitro koşullarda üretmeyi başardıklarını bildiren Prof. Dr. Hasırcı, bu yapay dokunun üretilmesinde Fransa , İtalya ve Almanya’daki göz ve doku bankalarından alınanarak çoğaltılan donör insan hücrelerinin kullanıldığını kaydetti. Hücre taşıyıcısına (hücre iskelesi) orta katman stromanın hücreleri olan keratositleri yükleyip, üzerine epitelyum katmanı için epitel hücreleri, en sonunda da endotelyum için endotel hücreleri yerleştirilerek tam kalınlıklı korneayı oluşturduklarını belirten Prof. Dr. Hasırcı, Alman ortaklarının Alman Oftalmoloji Kongresine çalışmayı sunmak üzere davet edildiğini dile getirdi. Ayrıca 2007 Doku Mühendisliği ve Rejeneratif Tıp (TERMIS) toplantısında (Londra) bu projeye yönelik özel bir oturum düzenlendiğini belirten Prof. Dr. Hasırcı, ancak ülkemizde bunu gerçekleştirme için her hangi bir kurumsal destek görmediklerini ifade etti.
Araştırmalarda kullanılan deney hayvanlarının sayılarını ve kullanımının kısıtlanma yönündeki eğilimlerin bu çalışmada elde edilen yapay kornealara olan ilgiyi artırmasının beklendiğin vurgulayan Prof. Dr. Hasırcı, kozmetik ürün geliştirilme araştırmalarında bazı hayvan deneyleri yerine in vitro koşullarda testlerin gerçekleşeceği bilgisini verdi. Prof. Dr. Hasırcı, dermatolojik ürünlerde alerji ve kızarma için yapılan hayvan testleri gibi benzeri uygulamanın deney hayvanı gözleriyle yapılan testlerin yerini de alacağını söyledi.


Kemik Oluşturulması
ODTÜ BIOMAT Grubu olarak yaptıkları çalışmalarla Avrupa Topluluğunun özellikle Kemik ve Kıkırdak alanındaki Mükemmeliyet Merkezlerinden biri olarak tanındıklarını kaydeden Prof. Dr. Hasırcı, kemik ve kıkırdak projesi çerçevesinde yapılan araştırmada gerekli hücre taşıyıcıların oluşturulması için çalışmaların sürdüğünü iletti. Yapılması planlanan organın oluşturulması için gerekli koşulları sağlayan malzemenin çok dikkatli hazırlanması gerektiğine değinen Prof. Dr. Hasırcı, “Malzemede dikkat edilmesi gerekenler arasında öncelikle gözenekli yapı oluşturulurken hücrenin tutunmasının sağlaması vardır. Bu yapının hücrelerin gerek duyduğu kimyasalları içerisinde bulundurması ve içine alabilmesi de gerekmektedir. Ayrıca hücreler atıklarını da atabilmelidir. Bu nedenle nanofiberler bu çalışmalar için çok fazla tercih edilmeye başlanmışlardır” şeklinde konuştu.


Biyolojik Plastiklerden Vida Yapılıyor
Kemiklerde oluşan hasarlı yerleri ve boşlukları doldurmak için mercan kayalıklarından elde edilen toz parçalarının ya da kadavra kemik tozlarının kullanıldığını ifade eden Prof. Dr. Hasırcı, ancak kullanılan bu ürünlerle vücutta erime zamanı, vücuda uyumu ve enfeksiyon riski gibi bazı sorunlarının yaşandığını kaydetti. Bunların yerine mikroplara ürettirilen ve vücutta eriyebilen biyoplastiklerin çok daha uygun ve sağlıklı bir seçenek olduğunu kaydeden Prof. Hasırcı, bu plastiklerin başka biyomedikal uygulamalara da uygun olduğunu belirtti. Kemik kırıklarını sabitlemekte kullanılan implant vidalar yerine ürettikleri malzemelerin özellikleri hakkında Prof. Dr. Hasırcı şöyle konuştu: “Biyolojik plastikten yapılan vida, metal vidalar gibi kemikte aşınma ve sonucunda hem kalıcı bir zarar hem de vida da gevşeme yapmadığı gibi zamanla eriyip ortadan kalkarak iyileşmeye destek oluyor. Çalışmalarımızda hedefimiz elde ettiğimiz ürünlerde tüm vücudun uyguladığı yükü bile kaldırabilen vida ve plakalar elde etmektir.”


“Yenilikleri El Ele Vererek Başarabiliriz”
Türkiye olarak Avrupa ve Dünyada biyomalzemeler alanında tanındıklarını dile getiren Prof. Dr. Hasırcı, ülkemizde bu tip çalışmalara gereken önemin verilmediğini kaydetti. Çeşitli uluslararası biyomalzeme dergilerinin editörler kurulunda görev yapan Prof. Dr. Hasırcı, “Biz burada doku mühendisliği ve rejeneratif tıp, hücre tedavilerinin temel bilimini uyguluyoruz. Kemik, kıkırdak, damar, kalp, sinir tedavileri için klasik ve doku mühendisliği yöntemlerle ürünler geliştiriyoruz. Bizim istediğimiz, yurt dışında tanınmış ve yaptıklarıyla itibar kazanmış bir araştırmacılar grubu olarak, hekimlerimiz ve medikal firmalarla el ele vererek sağlığa yönelik yüksek bilim ve teknoloji ürünü malzemelerin ülkemizde üretilmesine katkıda bulunmak” dedi.

Dernek, Medikal Sektöre Yardıma Hazır
Her yıl uluslararası katılımlı bir kongre BIOMED (Uluslararası Biyomedikal Bilim ve Teknoloji) Sempozumu düzenlediklerini ve alanlarında çok tanınmış yerli ve yabancı bilim adamlarının bu toplantılara katıldığını ifade eden Prof. Dr. Hasırcı, 16-19 Ağustos 2009 tarihinde Kıbrısta gerçekleşecek 15. Uluslararası Biyomedikal Bilim ve Teknoloji Sempozumuna (BIOMED 2009) hekimlerin ve medikal firma sahiplerinin de katılarak birçok yeniliği öğrenme fırsatı yakalayabileceklerini kaydetti. Biyomalzeme ve Doku Mühendisliği Derneğini Mayıs 2008’de kurduklarını dile getiren Prof. Dr. Hasırcı, başkanı olduğu bu derneğin üyelerinin ülkemizdeki medikal firmalara danışmanlık, eğitim, araştırma ve benzeri bir çok hizmeti de sunabileceklerini , kendileriyle temasa geçilmesini beklediklerini belirtti.

Dernek ile ilgili bilgi edinmek için : www.biyomalzeme.org.tr
Düzenlenecek kongre ile ilgili bilgi edinmek için: www.biomed.metu.edu.tr/biomed2009

17 Mart 2009 Salı

KORONER KALP KRİZİ VE İNME’DE GEREKLİ TEST


Yapılan araştırmalara göre ; LP- PLA2 enzim seviyesi koroner arter ve inme hastalıklarının önceden belirlenmesinde yol gösterici oluyor.

LP- PLA2 ( Lypoprotein Associated Phospholipase A2 ) enziminin vasküler spesifik bir İnflamatuvar enzim olarak, kalp krizi ve inme hastalıklarında bağımsız bir biomarker olduğu bildirildi. The American Journal Of Cardiyology dergisinin 16 Haziran 2008 tarihli vol 101 – 12A sayısında yayınlanan çalışmalara göre; Ani Kardiyak ölümlerinin yüzde 76’sı ve akut miyokard enfarktüsünün de yüzde 68’i hassas plaklar nedeniyle olduğu ve LP- PLA2 enziminin, bu hassas plakların oluşmasında, kırılganlaşmasında ve yırtılmasında başrol oynadığı saptanmıştır.

The American Journal Of Cardiyology dergisinde yayınlanan araştırmaya göre: “Aterosklerozun inflamatuvar bir olay olduğu bilimsel bir gerçektir. Bu inflamatuvar olayın lezyon oluşumundan plak rüptürüne kadar aterosklerozun tüm gelişim sürecinde var olduğu gösterilmiştir. İnflamasyon öngörücüleri olarak bugüne kadar bilinen biyomarkerların değerleri, yapılan bir çok çalışmalarda araştırılmıştır. Ancak bunların, diğer sistemik belirleyicilerle benzer şekilde hassas plak varlığını gösteremediği ortaya çıkmıştır.”

Biyo Değişkenliği Yüzde 10
Aynı dergide yayınlanan başka bir çalışmaya göre, diğer bir inflamatuvar marker olan CRP’nin biyo değişkenliği yüzde 42 iken, LP-PLA2’nin biyo değişkenliğinin ise sadece yüzde 10 olduğunun önemi de ayrıca vurgulanmıştır.
Son yayınlanan bir çalışmada ise LP-PLA2 enziminin hassas ve kırılgan plak varlığının saptanmasında bağımsız ve en değerli bir biyomarker olduğu önemle işaret edilmektedir.

LP- PLA2 ENZİM AKTİVİTE ÖLÇÜMÜ= PLAC TEST
Başta The American Journal Of Cardiyology dergisi olmak üzere Uluslararası Guideline’larda yayınlanan çalışmalardaki verilerin ışığında, ATP III yönergelerine de dahil edilen LP- PLA2 enzim aktivitesinin Plac test ile ölçülmesi büyük önem arz etmektedir. En azından bilinen koroner hastalığı olanlarda girişim gereksinimi saptamak ve prognozu belirlemek açısından büyük önem taşıdığı bilinen koroner arter hastalığı olanlarda Plac testin yapılarak hastanın tedavisine yön verilmesinin uygun olacağı kanısı özellikle belirtilmiştir.

PLAC TEST , Biocan Tıp ile Ülkemizde
Amerikada yaklaşık 15 yıl önce başlayan araştırmalar sonunda, son üç yıldır da tüm eyaletlerinde başarıyla kullanılan PLAC TEST hakkında bilgi veren Biocan Tıp Genel Müdürü Mustafa Sert, bu ürünü ülkemize getirdiklerini iletti.
Aterosklerozun primer korunma yoluyla azaltılmasında ve neticede koroner arter ve inme hastalıklarına bağlı olayları önlemede yer aldıkları için mutlu olduklarını belirten Sert, söz konusu testin hemen hemen tüm Biyokimya Otoanalizörlerinde rahatlıkla kullanılabilir fortmatlarda olduğunu ve kullanılacak serum numunesinin de gün içersinde aç veya tok her an alınabileceğini ifade etti.

15 Mart 2009 Pazar

BİLİME KADRO VERİLMİYOR

Ülkemizde bilime verilmesi gereken önemin verilmediğini dile getiren Biyologlar Birliği Derneğinin Başkanı Kadir Sorucuoğlu yaptığı açıklamada, biyolojik zenginliklerimizin kaçırıldığını ve bunun önüne geçmek için bilime gereken değerin verilmesi gerektiğini kaydetti.

Biyologlar Birliği Derneği Başkanı Kadir Sorucuoğlu yaptığı basın açıklamada, “Son günlerde dikkatimizi çeken bir konu var. Sürekli İsrail malları boykot edilmeye çağrılıyor. Bizler bu çağrı için çok geç kalındığını düşünüyoruz ve sadece İsrail değil tüm yabancı ürünleri boykot etmeye çağırıyoruz. Çünkü bizler, 1974 de kıbrısdaki masum soydaşlarımızı kurtarmaya giderken bize ambargo koyanları unutmamalıyız. Öncelikli olarak yerli malları kullanmalı ve insanları bu konuda uyarmalıyız. İsrailin bugün filistine yapmaya çalıştığı soykırım bizlere yüzyıllardır uygulanmaya çalışılmaktadır hem de çok farklı milletlerce. Öyleyse bizler de başkalarını değil ülkemizi kalkındırmaya çalışmalı bu ülkenin zenginliklerine sahip çıkmalıyız” diye konuştu.

“Ülkemizin biyolojik zenginlikleri kaçırılıyor”
Ülkemizdeki biyolojik zenginlikleri kaçıran başka ülkelerin bilim adamları konusunda uyarıda bulunduklarını ifade eden Sorucuoğlu, İsrailli bilim adamlarının da ülkemiz içinde biyolojik araştırmalar yaptığını hatta pek çok canlı türünü ülkelerine kaçırdıklarını söyledi. Bu ülkede her yıl mezun olan 3-4 bin biyologun başka alanlarda çalışmaya mecbur edildiğini belirten Sorucuoğlu, “Devlet kadrolarına neredeyse hiç biyolog alınmazken, pek çok mezun iyi eğitimli biyolog yurt dışında çalışmaya mecbur oluyor. Başka ülkelerin bilim adamlarının bizim zenginliklerimizi kendi çıkarları için kullanması garip değil mi? Kısa süre önceye kadar kendi kendine yetebilen ülkemiz artık tahıl ürünlerini bile dışarıdan almaya başlamıştır. Tohumlar ve genetiği değiştirilmiş gıdalar yurtdışından çoğunlukla İsrail’den alınmaktadır. Bütün bunlar olurken yetkililerin İsrail’i kınama açıklamalarını sahici bulmuyoruz. Bu durumu Konya’da İsrail uçaklarının eğitim uçuşlarından daha tehlikeli buluyoruz. Bilime gereken değer verilmediği takdirde daha da gerileyerek, dışa bağımlı hale geleceğiz” dedi.

Yılda 4 Bin Biyolog Mezun Oluyor
“Öncelikli ve haklı talebimiz biyolog istihdamı sorununun çözülmesidir” diyen Sorucuoğlu, mezun olan biyologlara iş olanakları sağlanması gerekliliğini belirtti. Alanlarında iyi eğitim almış biyologların istihdam edilerek, devletin belli bölümlerinde yer alması gerekliliğini ifade eden Sorucuoğlu, ülkenin gelişmesi için biyolojik çalışmalara destek verilmesinin gerekliğinin altını çizdi. Sorucuoğlu, “Bundan sonrası için de devletimizin planlamayla ilgili kurumları önümüzdeki on yıllık dönemde hangi mesleğe ait ne kadar kişiye ihtiyaç olduğu belirlemeli ve ona göre üniversite ve meslek okullarına kontenjan verilmelidir. Yılda kamuya alınan biyolog sayısı 10 civarında, yılda mezun olan biyolog sayısı ise 4 bin. Bu eşitsiz dağılımın son bulması gerekiyor” dedi.

13 Mart 2009 Cuma

ANKARA TIP, ALACAKLI FİRMALARI SEVİNDİRDİ

Uzun zamandır alacaklarını bekleyen firmaları sevindirecek açıklamayı, Sağlık Dergisine yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, ödeyecekleri borçların planlamasını yaptıklarını ve ödemeye başladıklarının müjdesini verdi.

Göreve 12 Kasım tarihinde başlayan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. İlker Ökten, ilk iş olarak uzun yıllardır biriken borçları ödemeye başladı. Medikal firmaların alacaklarını alamadıklarından yakınmalarının son bulacağının açıklayan Prof. Dr. Ökten, 35 trilyona yakın borç ödediklerini ve diğer borçlarının kapatılacağını ifade etti. Prof. Dr. Ökten, “2006 yılı Temmuz ayı itibariyle 2007 Mayıs’a kadar olan borçları ödedik. 27 aylık borç çizelgesi şimdi 19 aya kadar düştü. 2009 yılı bitmeden, 2007 yılı borçları bitecek ve 2008 yılının borçların ödemeye başlamış olacağız. Hedefimiz 2010 yılında da en az 2-3 ay geriden takip edebilmektir” dedi.

“Yeni cihazlar almaya başladık”
Göreve geldiğinde eczanede ilaç açığı olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ökten, acil de dahil olmak üzere şimdi 2-3 ay yetecek ilaç stoklarına sahip olduklarını belirtti. Tıbbi malzemelerden birçoğunu aldıklarını da kaydeden Prof. Dr. Ökten, hastanelerinde eksik olan cihazlar arasında yer alan dijital mamagrofi, MR gibi cihazları da aldıklarını söyledi. Borçlar nedeniyle bakımları yapılmayan cihazların bugün bakım anlaşmalarını yapılmış olduğunu söyleyen Prof. Dr. Ökten, “Radyasyon onkolojisi de çalışmaya başlayacak ve hafta sonu da dahil olmak üzere günlük 18 saat hizmet verebilecek. Haziran ayından sonra Cebeci bölümümüze yeni bir CT aleti alacağız” dedi.

6 Bin 200 Personel ile Yola Devam
Yeni bir eğitim sistemi aradıklarını kaydeden Prof. Dr. Ökten, daha fazla sayıda öğrenciye daha iyi eğitim sunmak için toplantılar düzenlediklerini ifade etti. Hastanelerinde 2 bin 200 yatak kapasitesi olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ökten, eski binaları rehabilite etmenin oldukça zor olduğunu hatırlatarak yatak ve odaları günün şartlarına uygun hale getirmeye çalıştıklarını söyledi. 6 bin 200’e yakın çalışan personelleri bulunduğunu ve bunların 2 bin 600’ünün maaşlarının döner sermayeden karşılandığını kalan personele de döner sermaye tazminatı ödediklerini belirtti.

“Türkiye’nin Yıldızı Olacağız”
Hastanede medikal cihaz alımı yaparken yüksek fiyatla ürün satan firmaları tercih etmeyeceklerini belirten Prof. Dr. Ökten, bunun yanı sıra firmalara en kısa zamanda ödeme yapacaklarını kaydetti. Sağlık politikasını en iyi uygulayan hastane olduklarını ifade eden Prof. Dr. Ökten, “Teknolojik yenilenmede sıkıntılarımız oldu, yeniliklerimizi tamamlayınca konularında başarılı 398 profesör ve öğretim üyeleri ile Türkiye’nin yıldızı biz olacağız” dedi.

Acil servisteki bazı aksaklıkları da telafi etmeye çalıştıklarını dile getiren Prof. Dr. Ökten, bu bölümdeki uzman ve asistan sayısını arttırarak talebi karşılayacak düzeye getireceklerini iletti. Tam gün yasası çıkmadan birçok part-time öğretim üyesinin tam güne geçmesinin sevindirici bir durum olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ökten, “Emekli olan 657 kadrosundaki personelin yerine yeni personel gelmiyor. 3 kişi emekli olduğunda yerine 1 kişi geliyor. Personel sayısını tamamlamak için sözleşmeli personel alıyoruz ki onun maaşını da biz ödemek zorunda kalıyoruz” şeklinde konuştu.

“SGK ödemeleri yetmiyor”
Prof. Dr. Ökten hastane ile ilgili olarak ayrıca şunları söyledi: “Hastalara verilen hizmette sıkıntılar yaşanabiliyor; SGK özel odaya 15 TL, refakatçiye de 7,5 TL ödüyor. Bir hastanın yemeği için dahi ücret karşılanamıyor. Hastane hizmeti içerisinde büyük sıkıntılar yaşanıyor. Bazı tedavi giderleri daha az ödeniyor. Görüntüleme yönteminde MR 110 TL ödenirken şimdi 70 TL ödeniyor.”

12 Mart 2009 Perşembe

AKROMEGALİ FARKETTİRMEDEN YAŞAM SÜRESİNİ KISALTIYOR

Hekimlerin de bazen fark edemediği akromegali, geciken teşhis ile hastaların yaşam sürelerini kısaltıyor.

Erişkin yaş grubunda, fark edilmeden ilerleyen ve vücutta büyümeye neden olan akromegalinin asıl nedeni büyüme hormonunun (growth hormon-GH) aşırı salgılanmasıdır. Türkiye’de yaklaşık 4 bin 200 akromegali hastası olduğunun tahmin edildiğini dile getiren Hacettepe Tıp Fakültesi, Endokrinoloji ve Metabolizma Ünitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Tomris Erbaş, hastalığın başlaması ile tanı arasında geçen sürenin yaklaşık 8-10 yıla kadar uzadığını belirtti. Hastaların kendilerinde olan değişikliği fark edemediklerini kaydeden Prof. Dr. Erbaş, hastalarda el ve ayaklarda büyüme, yüz kemiklerinde genişleme, burun ve çenede büyüme, başağrısı, aşırı terleme ve horlamanın hastalığın tipik belirtileri arasında yer aldığını ifade etti. Hastaların genellikle ekstremitelerindeki büyümenin hastalık belirtisi olduğunun farkında olmadıklarını ve tanıdan önce pek çok farklı branşlara başvurduklarını vurgulayan Prof. Dr. Erbaş, hastalığın birincil nedeninin hipofizdeki bir adenomdan aşırı büyüme hormon salınımı olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Erbaş, “Hipofiz adenomlarının yüzde 80-85’i makroadenomlardır. Yüzde 15-20’sini ise mikroadenomlar oluşturur. Akromegali nadiren, McCune-Albright sendromu, ailesel akromegali ve Carney kompleksi gibi genetik sendromlar ile birlikte görülebilir. Büyüme hormonu salgılayan adenomların yüzde 25 kadarı büyüme hormonu ile birlikte prolaktin de salgılar” şeklinde konuştu.

“Gigantizm Çocuklar ve Gençlerde Görülüyor”
GH salgılayan adenomlar çocuklarda ve gençlerde epifiz hatları kapanmadan önce meydana geldiğinde ‘gigantizm’ adı verilen devlik hastalığı görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Erbaş, epifiz hatları kapandıktan sonra oluşan GH salgılayan adenomların ise akromegali kliniğine yol açtığı bilgisini verdi.

“Akromegali Tedavi Edilmediğinde Kanser Riski Artıyor”
Hipofiz adenomunun oluşturduğu direkt kitle etkisi ile başağrısı ve görme sorunlarının arttığını kaydeden Prof. Dr. Erbaş, hastaların yaklaşık yüzde 60-65’inin kardiyovasküler hastalıklardan, yüzde 25’inin solunum hastalıklardan, yüzde 15’inin ise kanser nedeni ile kaybedildiğini belirtti. Akromegali hastalarının uygun şekilde tedavi ve takip edilmediklerinde özellikle kolon, rektum, tiroid, meme ve prostat kanserlerinin görülme sıklığının arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Erbaş, ayrıca hastaların yüzde 60’ında hipertansiyon, aritmi ve kalp kapak hastalıklarının geliştiğini ifade etti.

“Apne Tedavisi Gören Hastalar Akromegali Yönünden Değerlendirilmeli”
El bileğinde karpal tünelden geçen median sinirin bası altında kalması sonucu oluşan karpal tünel sendromunun, akromegali hastalarında görülme oranının yüksek olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erbaş, uyku apnesi nedeni ile incelenen hastalarda da akromegali ihtimalinin düşünülmesi gerektiğini işaret etti. Akromegali hastalarındaki ciddi horlama sorunlarının tedavi sonrasında düzeldiğini vurgulayan Prof. Dr. Erbaş, akromegali hastalarında tiroid hastalıklarının, özellikle nodüler guatrın yüksek oranda tespit edildiğini söyledi.

Akromegali tanısı için, oral glukoz tolerans testi sırasında GH ölçümü yapılması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Erbaş, insüline benzeyen büyüme faktör -1 ölçümününde tanıda çok değerli olduğunu, hipofiz MR görüntülemesi ile de adenomun boyutu ve lokalizasyonun tespit edildiğini belirtti. Prof. Dr. Erbaş, hipofiz hastalıkları ve akromegalinin tartışılacağı 6. Hipofiz Sempozyumu’nun 21-22 Kasım 2009 tarihlerinde Ankara’da yapılacağını ifade etti.

Cerrahi Müdahale Şeklini Hekim İyi Belirlemeli
Ellerinde ve ayaklarında büyüme olan ve çok farklı şikayetlerle başvuran hastaların olduğunu dile getiren Hacettepe Tıp Fakültesi, Nöroşirürji Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. İbrahim Ziyal, bu tip hastalarda, genellikle ilk planda cerrahi operasyona ihtiyaç duyulduğunu iletti. Büyüme hormonu salgılayan adenomun alınması için iki farklı cerrahi yaklaşım tercih edildiğini ifade eden Prof. Dr. Ziyal, operasyonun burundan ya da kafatası açılarak yapıldığını ve bunda hekimin kararının çok önem arz ettiğini dile getirdi.

Şah Damarı Fatal, Araknoid Yırtığı Menenjite Yol Açabilir
Hipofiz bezinin içinde bulunan sella çukurundan tümörün çıkarılmasında adenomun yapısının önem arz ettiğini kaydeden Prof. Dr. Ziyal, “Adenom şah damarına yapışıksa ve yırtılırsa fatal sonuçlar doğurabilir. Cerrahi girişim sırasında beynin orta zarı olan araknoid yırtıldığında beyin suyu akar ki bu istenmeyen bir durumdur. Menenjite neden olmaması için cerrahi olarak tamir edilmelidir. Hipofiz bezinin işlevine devam etmesi için zarar verilmemesi gerekir ki zarar verildiğinde bu durum diabet insipit denilen hastalığa neden olabiliyor. Böyle hastalarda çok fazla idrara çıkma ve çok sık su içme ile karşılaşılıyor. Bu durum öldürücü de olabilir. Ameliyat sonrasında burundan sıvı gelmesi yani rinore olduğunda belden kateter takılarak belden beyin suyu boşaltılıyor ve akıntının durması sağlanıyor” dedi.

“Yanlış Teşhis Ve 2 Yanlış Operasyon”
10-15 yıl kadar önce hipofiz bezinde oluşmaya başlayan tümör ile vücudun içten ve dıştan sürekli büyümeye başlamış olmasına, doktorlar tarafından şişmanlık diye yanlış tanı konulduğu anlatan Akromegali ile Yaşam Derneği Başkanı Dr. Mehmet Özden, ellerinde ve ayaklarında büyüme, aşırı terleme, horlama, apne şikayetleri nedeniyle farklı ve yanlış operasyonlar geçirdiğini belirtti. Küçük dilinin ve burun kemiklerinin alındığını ancak soluk almasındaki sorunların geçmediğini ifade eden Dr. Özden, kendisine solunum cihazı aldığında solunum yollarındaki sorunun geçeceğinin söylendiğini ancak Akromegali tanısının kimsenin aklına gelmediğini kaydetti.

Akromegali Yaşam Derneği
Uzun yıllar kendisini görmeyen bir hekim arkadaşının tesadüfen teşhis koyduğunu bildiren Dr. Özden, “Aldığım kıyafetler altı aylık süreçte yine olmuyordu. Anatomi ve fizyoloji üzerinde uzun yıllar eğitim verdiğim için hastalığın teşhisi konması döneminde korkmadım. Günde üç kez olmak üzere bir yıl boyunca cilt altından enjekte edildi. Cerrahi müdahalenin yapılması gerektiğiyle ilgili durum oluştuğunda ameliyatımı Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tunçalp Özgen başarı ile gerçekleştirdi. Hastalığımın teşhisinden bugüne kadar ise Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bölümünde tedavime devam edildi. Hastalığın erken teşhis ve tedavi edilmesi çok önemli olduğundan Akromegali İle Yaşam Derneği’ni kurmuş bulunuyoruz” dedi.

15 Nisan “Akromegali Günü”
Akromegalik hastaların kendisi gibi yanlış teşhis nedeniyle gereksiz operasyonlara maruz kalmamaları için, akromegali hastaları ile birlikte Akromegali ile Yaşam Derneği’ni kurmaya karar verdiklerini ifade eden eski Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Müdürü Dr. Özden, 15 Nisan “Akromegali Günü” olarak tespit edildiğini ve bu kapsamda Ankara Kent Otel’de hasta eğitimi amacıyla toplantı düzenleyeceklerini kaydetti.

11 Mart 2009 Çarşamba

YERLİ ÜRETİM DESTEKLENMELİ

1960’tan bu yana gelişerek kalitesini arttıran Ağaoğlu Medikal Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Halil Ağaoğlu, üretici firmaların yaşadığı zorluklar hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

Sağlık hizmetleriyle tanınan Ağaoğlu Medikal Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Halil Ağaoğlu, ülkemizde hastanelerin, medikal ürün alımlarında kaliteye bakılmaksızın gerçekleştiğini kaydetti. Çin’de üretilen ürünlerin ülkemize gelmesine aracılık eden AB ülkelerinin, AB uyum yasası aracılığıyla aleyhimize kullanılmasına neden olduğuna dikkat çeken Ağaoğlu, gümrük mevzuat eksikliklerinden ve Dünya Ticaret Anlaşmasından kaynaklanan açıkların bu durumu oluşturduğunu belirtti. AB ülkelerinin Çin ürünlerini destekleyen tutumu olduğunu dile getiren Ağaoğlu, AB ülkelerinden ithal edilen ürünlerin, aslında Çin malları olduğunu ve AB ürünü gibi ülkemize girmesine yol açtığını vurguladı. AB uyum yasasının gerekli denetimleri ortadan kaldırdığını vurgulayan Ağaoğlu, Türkiye’deki 3. dünya ülkelerinden ülkemize giren tıbbi cihazların ülkemizdeki standartların denetimsiz olmasından faydalandıklarını söyledi.

“Devlet Üreticiye Destek Vermeli”
Kamu İhale Kanunu kapsamı içerisinde en düşük fiyatı veren ürünün tercih edilmesinin çok yanlış bir tutum olduğunu kaydeden Ağaoğlu şöyle konuştu: “ Bu durum sonucunda yerli üretim büyük darbe almaktadır. Sağlık personelinin ürün tercih hakkı olmasına rağmen sıkıntı yaşamamak için en düşük fiyatlı ürün tercih ediliyor. Kamu İhale Kanunu yerli üretimi desteklemek için yüzde 15 fiyat avantajı sağlamasına rağmen uygulama, kurum yetkisine bırakılıyor ki, böyle olması da Türkiye’de medikal sektörü durma noktasına getirdi. Sağlık Bakanlığının Türkiye’deki sağlık pazarının alımının yüzde 80’ini oluşturuyor, yani en büyük alım devlet tarafından gerçekleştiriliyor. Devletin kendi ülkesindeki üretimi desteklemesi gerekirken; ‘Biz sizin müşteriniziz dolayısıyla olayın ekonomik şekline bakarız’ mantığında hareket ediliyor. Bu tutum devletin üreticiye sahip çıkmadığını gösteriyor. Üretici firmalar, Avrupa ülkelerine çok sayıda ihracat yaparken, kendi ülkemizde zorluklarla karşılaşıyoruz. Buna rağmen çalışmamızı sürdürüyoruz ve ülkemizin kalkınmasına katkıda bulunmaya devam ediyoruz.” dedi.

“Kamu Kurumları Ödeme Tarihlerini Netleştirmeli”
Kamu İhale Kanununda bütçesi olmayan kamu kurumlarının alıma çıkamayacağının belirtildiğini hatırlatan Ağaoğlu, kanunda yer aldığı şekilde, ödeme yer ve tarihi belirtilse de yazılı metne uyulmadığını belirtti. Tarihten sonraki cümlede ‘Mali yıl içerisinde döner sermaye bütçesine göre ödeme yapılacak’ ibaresinin belirsizliğe neden olduğuna dikkat çeken Ağaoğlu, “Kağıt üzerinde yapılan bütçeler değil ödeme tarihini de kesin bir şekilde belirtilerek, o tarihe uyulması ülke çıkarları doğrultusunda olacaktır.” şeklinde konuştu.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...