21 Ocak 2009 Çarşamba

YÖNETMELİK HAKKINDA HER ŞEY

Sağlıkta Dönüşüm Projesi’ni eleştirilerek performans sisteminin getirdiği sorunların konuşulduğu toplantıda, performans sisteminin vaka çeşitliliğini sona erdirdiğini, sistemin suistimale açık olduğunun üzerinde duruldu. 14. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı, Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu’nca Ankara Tabip Odası’nın ev sahipliğinde yapıldı.

28-30 Kasım tarihleri arasında 14. Tıpta Uzmanlık Eğitimi Kurultayı Ankara Üniversitesi Morfoloji Binası’nda gerçekleştirildi. Türk Tabipleri Birliği Uzmanlık Dernekleri Eşgüdüm Kurulu’nca (TTB-UDEK) Ankara Tabip Odası’nın ev sahipliğinde düzenlenen kurultayın ilk gününde çalışma grubu toplantılarıyla yapıldı. 28 Kasım Cuma günü Dr. Füsun Sayek III. Eğitim Hastaneleri Kurultayı, şef ve şef yardımcılığı atamaları, performans sistemi, kamu hastane birlikleri yasa tasarısının eğitim ortamına etkileri başlığı altında yapıldı. Toplantının açılışında konuşan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, türlü yanlışlarla dolu olan Sağlıkta Dönüşüm Projesi’ni eleştirerek, çok büyük kayıplar olmadan bu konuda bir restorasyona başlanmasını umduklarını dile getirdi. TTB olarak, Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı ve Sağlıkta Dönüşüm Programı ile ilgili görüşlerini iletmek üzere Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile görüştüklerini ifade eden Prof. Dr. Gürsoy, istedikleri sonuca ulaşamadıklarını belirtti.

SES Başkanı Bedriye Yorgun ise Sağlık Bakanlığı'nın eğitim ve araştırma hastanelerindeki şef ve şef yardımcılığı atamalarına ilişkin 2005 yılından bu yana yargıda çeşitli kararlar aldırdıklarını belirterek, bu alanda siyasi kadrolaşmanın ön plana çıktığını kaydetti.

Yeni Açılan Hastanelerin Kadrolarını Bakanlık Atıyor
Doç. Dr. Haldun Gündoğdu ve Asistan Dr. Ferda Topal’ın yönettiği “Uzmanlık Eğitimi ve Eğitim Hastaneleri” isimli panelde, Şef ve şef yardımcılığı atamaları hakkında konuşan Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Klinik Şef Yardımcısı Dr. Sibel Özsoy, özellikle yeni açılan hastanelerdeki kadroların büyük çoğunluğunun Bakanlıkça son dönemlerde yapılan profesör ve doçentlik atamaları yoluyla doldurulduğunu dile getirdi. Atananların eğitici niteliklere sahip olup-olmadıklarının bilinemediğini vurgulayan Dr. Özsoy, atanan kişilerin, çok yakında TUS ile alınacak yüzlerce asistana altyapısı tamamlanmamış, fiziksel ve bilimsel donanımı eksikliklerle dolu hastanelerde uzmanlık eğitimi vereceğini söyledi.

Performans, Eğitim Hastanelerinde Sakıncalı
İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Klinik Şefi Doç. Dr. Ali Baloğlu, Performans sistemi ve eğitime etkileri hakkında yaptığı konuşmasında, yapılan bir araştırmada hekimlerin büyük çoğunluğunda performans sisteminin etik olmayan ve suistimallere yol açacağı kaygısının hakim olduğunu ifade etti.
Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’nın eğitim ortamına etkilerini anlatan Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Kliniğinden Dr. Güray Kılıç, hastane birlikleriyle, SGK’dan gelecek paraya endeksli bir finansman modeli oluşturulduğuna vurguladı. “Sağlık Bakanlığına bağlı 850’ye yakın hastane var. Bunların 400’ü birleştirilerek 40 adet birlik oluşturulacak. Gene 40 genel sekreterlik kadrosu ilan edilecek. Sağlık Bakanlığı hastanelerle bağını koparmadı. Hükümet, karı yüksek olan hastanelerin yönetimini elden bırakmıyor. Merkezi iktidar, hastanelerin yönetim kuruluna 4 üye atıyor. Yönetim şemasına bakılacak olursa tepede yönetim kurulu, altında genel sekreter var. Yine onun altında da hastane yöneticisi var, başhekim yok. İşletme eğitimi almış hekimler de hastane yöneticisi oluyor. Başhekim, bunun altında tanımlanıyor. Şu anda özel hastane zincirlerine bakıldığında orada da genel koordinatör vardır, başhekim onun altındadır” şeklinde konuşan Dr. Kılıç, hastanelerin verimlilik ilkesine göre hizmet vereceğini hatırlattı. Verimli olan bölümlerin kalacağını, diğerlerinin kapatılacağını vurgulayan Dr. Kılıç, tasarıda en önemli maddenin hastanelerin satılabileceğine ilişkin maddeler olduğunu belirtti.


Gürsoy: “Sağlık Hizmetlerinde Eşitsizlik Ve Sistem Tercihleri Tartışılıyor”
Kurultayın 29 Kasım cumartesi günü açılış konuşmasını yapan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, dünyada ve Türkiye’de de tıp eğitimi ve sağlık alanının önemli sorunlar yaşandığını söyleyerek bu alanın, özellikle 1980’lerden sonra ortaya çıkan, gerek teknolojik alandaki büyük sıçrama gerekse uzmanlaşma ile baş etmek durumunda olduğuna dikkat çekti. Sağlık alanında bir yandan yeni kapılar açılırken diğer yandan bu teknolojiye sahip sermayenin kontrolüne girme tehlikesi yaşandığını hatırlatan Prof. Dr. Gürsoy, “Uzmanlık için başvuranların önemli bölümünün, ilgili bölümde performanstan ne kadar gelir elde edildiğini dikkate aldığı ifade ediliyor. Türkiye'de sağlık hizmetlerinin içinde bulunduğu eşitsizlik ve sistem tercihleri gibi sorunlar tartışılırken uzmanlık sürecinin tehlikeye girdiğine dair işaretler de alıyoruz” dedi.

Bu Tür Toplantılar Devam Etmeli
Ankara Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Gülriz Ersöz, uzmanlık eğitiminin özlük hakları başta olmak üzere bir çok sorunları içerdiğini söyledi. TTB-UDEK’in bu sorunların çözümü amacıyla çalışmalar yaptığını dile getiren Prof. Dr. Ersöz, bu tür toplantıların sorunların çözümünde yol gösterici olacağını kaydetti.
“Tıpta Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği ve Sağlık” başlıklı panelde konuşan TTB-UDEK Başkanı Prof. Dr. Raşit Tükel, tıpta uzmanlık eğitiminin yasal çerçevesinin tarihsel gelişim sürecini anlattı. Tıpta uzmanlık eğitiminin yıllardan beri Tıpta Uzmanlık Tüzüğü’nün iptal edilmeyen maddeleri ve henüz yenisi oluşturulamayan Tababet Uzmanlık Yönetmeliği ile sürdürülmeye çalışıldığını vurgulayan Prof. Dr. Tükel, Sağlık Bakanlığının tıpta uzmanlık eğitimiyle ilgili düzenlemelerde tek söz sahibi konumuna gelmesinin, Anayasa'ya aykırı olması dolayısıyla ciddi sakıncalar içerdiğini dile getirdi.

Yönetmelikle Değil Tüzükle Düzenlenmeli
Panelde konuşan TTB Merkez Konsey Üyesi Prof. Dr. İskender Sayek, TTB-UDEK’in Tıpta Uzmanlık Eğitimi Yönetmelik Taslağı’na ilişkin görüşlerini anlattı. Prof. Dr. Sayek, şöyle konuştu: “TTB olarak, bu kuralların yönetmelikle değil yasa veya tüzük olarak düzenlenmesi gerekirdi. Yönetmeliklerin esas işlevi kural koymak değil üst normların uygulanmasını göstermektir. Sık sık değiştirilebilmesi hukuki güvenlik ve istikrar gereksinimlerini zedeler. Tıpta uzmanlık eğitimi alanında temel ilkelerin tümüne yanıt verecek bir yasa veya tüzük olarak düzenlenmesi, özellikle tıpta uzmanlık eğitiminin bir bütün olarak planlanması ve uygulanması açısından önemlidir. Yönetmelikte tıpta uzmanlık eğitiminin Sağlık Bakanlığı dışında kalan tarafların sınırlı şekilde söz sahibidirler. Bu durum Avrupa Tıp Uzmanlık Birliğinin uluslar arası uygulamalarına da aykırı düşmektedir. Bir yönetmelik tıpta uzmanlık eğitiminin tüm alanlarını ve uygulamalarını kapsayamaz.”

16 Ocak 2009 Cuma

ROMATOLOJİ ve TIBBİ REHABİLİTASYON GÜNLERİ

Romatoloji ve Tıbbi Rehabilitasyon Günlerinin ikincisi yapıldığı toplantıda, yaşam kalitesinin üzerinde durularak, yaşlı nüfusun artmasıyla birlikte yapılması gerekenler konuşuldu.

Romatoloji ve Tıbbi Rehabilitasyon Günleri 27 - 28 Kasım tarihleri arasında Ankara Swissotel’de yapıldı. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı ve Türk Tıbbi Rehabilitasyon Kurumu Derneği’nin ortaklaşa yaptığı toplantıya 200 kişi katıldı. “Ölçme ve Değerlendirme” başlığı altında yapılan toplantının başkanlığını yapan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zafer Hasçelik, “Neyi, neden, nasıl ölçmeli ve yorumlamalıyız” konusunda konuştu.

Yaşam Kalitesine Dikkat
“21. yüzyıl birçok şeye gebe, bunların içerisinde sedanter yani durağan yaşam biçimi geliyor. Yaşam kalitesi ve buna dair ölçütler oluşmaya başladı. Her gün için, zaman dilimleri değerlendiriliyor. Haftalık çalışma süreleri 32 saate düşürülecek ama önemli olan zaman dilimlerinin bir kısmını sedanter yaşam biçiminin getirdiği sonuçlardan korunmak için harcanmasıdır. Yaşam kalitesinin ölçütlerinin artması, insan yaşamına verilen değerin artması ve beklenen yaşam süresinin uzaması önemli bir konuyu gündeme getirdi. İnsanlar yaşlandıkça kas ve iskelet sistemleri sorunlarına daha fazla maruz kalıyor. 2000-2010 yılları arası Dünya ‘Bone And Joint Decade’ (kemik ve eklem dönemi) ilan edildi” diyen Prof. Dr. Hasçelik, The International Classification of Functioning(ICF) fonksiyon kayıplarını önceleyen bir sınıflama sisteminin üzerinde, dünya sağlık teşkilatında 1980 yıllarından itibaren çalışmaların sürdüğünü kaydetti. Tıpta profesyonellik konusunda gelişmeler olduğunu dile getiren Prof. Dr. Hasçelik, alınan diploma ve sertifikaların ömür boyu sürdürülebilmesi gibi bir geçerliliğinin olmamasının üzerinde durdu. Dünyada alınan bir diploma ile ömür boyu meslek yapılamayacağını, 15 sene sonra hala hasta bakılmaması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Hasçelik, performans sisteminde çalışılan saat kadar kazanılacağını ayrıca, mesleki tıp eğitimi ve becerilerini geliştirme için çalışmaların sonuçlarına göre para teklif edileceğini söyledi.

ICF’ten Yeni Hipokrat Yeminine ...
Günlük yaşamı etkileyen fonksiyonel bozukluklar başladığı zaman genellikle hekime gidildiğini vurgulayan Prof. Dr. Hasçelik, hekimlerin ana görevinin, hastanın sıkıntısını giderip, sonra tedavi edersiniz felsefesinden ayrılarak, ICF’in belirlediği yeni başlıklar altında olması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Hasçelik, “ICF modelinde fonksiyon, aktivite ön plandadır. Yaşam harekettir diye bir takım sloganlarda var. Vücut fonksiyonları ve etkinlikler konusunda ortaya çıkan değişimler, katılım ve özellikle çevre faktörleri dikkate alınıyor. Kişisel, fiziksel, emosyonel ve sosyal bir takım bariyerlerden söz ediliyor” diye konuştu. Ayrıca ICF’in yayınladığı yeni Hipokrat yemininin üzerinde duran Prof. Dr. Hasçelik, yeminin içeriğinin yanı sıra güncel durumu da yansıtarak, diplomaların akreditasyonunu kapsayan yeni bir bakış açısı getireceğini kaydetti.


Yaşlı Nüfus Oranı Artıyor
2010 yılında 65 yaş ve üzeri yaşlı nüfusun ikiye katlanacağını dile getiren Prof. Dr. Hasçelik, Japonya’da 100 yaş üzerinde 23 bin kişi olduğunu vurguladı. Amaç veri toplamayı sistematize etme, kaynak aktarımını gözden geçirmektir. Kas ve iskelet sistemine verilen ağırlığın, yetersizliğini hepimiz biliyoruz” dedi. Bu tip hastaların daha iyi tedavi edilmesi için tüm anabilim dalı ders saatlerinin arttırılması yönünde, isteklerini belirten Prof. Dr. Hasçelik, gelişmelerin gözden geçirilmesi sonucunda kanıta dayalı tıpın gündeme geldiğini kaydetti.

Tıbbi Rehabilitasyonun Temeli Yaşam Kalitesidir
Ölçme değerlendirme ile gelecek standartların arasında; mobilite, oryantasyon, fiziksel bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, herkesin bir mesleği bağımsızca uygulayabilme şansının sağlanması, topluma entegrasyon gibi konularda bariyerlerin ortadan kaldırılması ve rehabilitasyonun asıl esasının buna dayandığını kaydeden Prof. Dr. Hasçelik, yaşam kalitesinin fırsatlarla beklentiler arasındaki denge olduğunu söyledi. Prof. Dr. Hasçelik, paraplejik hastanın yaşamdan beklentisi ile toplantıdaki bir hekimin, elindeki fırsatları ve beklentisinin birbirinden çok farklı olduğunu ifade etti.

Toplantı sonrası görüşünü aldığımız Prof. Dr. Zafer Hasçelik toplantı hakkında şöyle konuştu: “Her yıl bir konuyu işliyoruz. Meslekte güncel olan hasta bakımı ve ödeme sistemleri konusunda önceliklerimiz var. Toplantımızda her yerde konuşulan konulardan çok işlenmeyen konuları işlemeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin birçok yerinden gelen katılımcılar arasında hedef kitlemiz araştırma görevlileri ve genç uzmanlardır. Retrospektif Araştırma ve Çalışmalar yapılırken standart veriler olmadığında yorum yapmakta zorlanılıyor. Önümüzdeki yıl sempozyumu daha çok deneysel çalışmalara ayırmayı planlıyoruz. Yaşlanan insan vücudundan kendini yenilemeyen organlar var.”

"Çalışmalara Seyirci Kalıyoruz"
Kök hücre, mühendislik ile ilgili gelişmeler arasında kas-iskelet sistemiyle ilgili 20 yıllık çalışmaların sürdüğünü kaydeden Prof. Dr. Hasçelik, temel çalışmaları yapabildiklerini ancak üst düzey çalışmalarda kaynak oluşturmak ve geliştirmekte oldukça zorlandıklarını dile getirdi. Kamu kaynaklarının kullanımı konusunda araştırma, geliştirme faaliyetlerinin Türkiye’deki payının çok arzulanan noktada olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Hasçelik, “Dolayısıyla bu tür temel çalışmaları biz ancak seyrediyoruz ya da uluslararası gruplarla çalışma yapıyoruz, bu da bize zaman kaybettiren ve adımızı duyurmada ikinci planda kaldığımız bir tablo oluşuyor. Hücre kültürü ve kök hücre çalışmalarına öncülük eden ve 1987 yılında başlanan çalışma gerçekleşmiş olsaydı, bugün Oregon’da kıkırdak transplantasyonu konusunda, kök hücre çalışmalarının vardığı noktaya biz onlardan önce varmış olacaktık. Aynı düşünceden yola çıkan arkadaşlarımız orada 17 kişilik bir grupla aynı zamanda başladıkları çalışmada bugün hayranlık uyandıracak ve Nobel ödülü getirecek gelişmeler ortaya çıkardı” dedi.

"Ülkemiz Mekanik Çöplüğe Mi Dönüyor"
Toplantı sırasında özellikle üzerinde durulan sorular arasında yer alan ‘Ülkemiz mekanik çöplüğe mi dönüyor’ sorusunu da cevaplayan Prof. Dr. Hasçelik, “Stratejik hatalardan bir tanesi de hizmet öncelikli değil, araştırma öncelikli bir takım komplike ve çok pahalı cihazlar alınıyor. Bu cihazların araştırmalarda kullanılması belli bir kültür ve deneyim gerektirir. Mesela, izokinetik üzerine çalışma yapılacaksa, bu cihazların olduğu yerlerle ortak yapılmalı. Çünkü, cihazların verimli kullanılması uzman kişilerce, aletlerin ortaya koyduğu verilerin doğru değerlendirilmesine duyarlıdır. Birçok çözümleme yapılıyor, sonuçların doğru yorumlanıp yorumlanmadığı konusunda her zaman sıkıntılar var. Onun içinde öncelikle temelde yapılması gerekenlerin yapılmadan üstüne bir şeyler eklenemediğini vurguluyoruz” şeklinde değerlendirdi.

15 Ocak 2009 Perşembe

TOTAL KALÇA PROTEZİNE UZANAN YOL

Eklem hastalıklarında öncelikle ameliyat dışı yöntemlerin denendiğini dile getiren Prof. Dr. Bülent Erdemli, Total Kalça Protezi ameliyatı öncesi ve sonrası hakkında bilgi verdi.

Total Kalça Protezi, kalçayı etkileyen pek çok problemde giderek etkinliği artan ve sıkça tercih edilen bir cerrahi yaklaşımdır. Bu yöntem kalça hareketlerinin düzelmesini ve ağrının ortadan kaldırılmasını sağlar. Ülkemizde her yıl giderek artan sayıda hasta total kalça protezi ameliyatından yararlanıldığını belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Erdemli, eklem aralığında meydana gelen daralmadan kaynaklanan ağrının hastalığın önemli bir belirtisi olduğuna dikkat çekti.

Esra Öz: Kalça eklemi hakkında bize bilgi verebilir misiniz ?
Prof. Dr. Bülent Erdemli:
Kalça eklemi top ve yuva tarzı bir eklemdir. Top parçasını uyluk kemiğinin başı oluştururken, yuva ise kalça kemiğinin bir parçasıdır. Topun yuva içerisindeki dönüşü bacağınızı içe, dışa, öne, arkaya ve daire biçiminde oynatmanıza izin verir.Sağlıklı bir kalçada top ve yuva yüzeyleri düzgün bir kıkırdakla (hyalin) kaplıdır. Yüzeyin düzgün olması topun yuva içerisinde kolayca kaymasını sağlar.


E.Ö.:Kalça eklemini tutan hastalıklar ne gibi şikayetlere yol açabilir ?
B.E.:
Kalça eklemini tutan dejeneratif osteoartrit (kireçlenme), kalça çıkığı, romatoid artrit (romatizmal) gibi hastalıklarda eklem aralığında daralma olur. Eklem mesafesindeki daralma sebebiyle kalça ekleminin hareketleri kısıtlanacaktır. İlk aşamada hastalar ağrı duyacaklardır. Bu ağrı genellikle kasık bölgesinde bazen kaba et bölgesinde hatta dizin iç yüzüne doğru da duyulabilmektedir. Hissedilen ağrı künt karekterde olup, hastalığın başlangıç aşamalarında özellikle yol yürürken rahatsızlık verir. Daha sonraki aşamalarda ağrının şiddeti giderek artar ve istirahat halinde iken bile duyulmaya başlar. Hatta geceleri hastalar uykudan uyandırabilir. Ağrı ve eklem hareketlerindeki kısıtlılık, hastaların merdiven inip-çıkma, çorap giyme, oturup kalkma gibi fonksiyonlarının giderek bozulmasına yol açar.

E.Ö.:Eklem hastalıklarında protez dışı tedavi yöntemleri de var mıdır?
B.E.:
Tedavi de öncelikle ameliyat dışı yöntemler denenmelidir. Kilo verme, baston ya da koltuk değneği kullanılması o ekleme gelen yükleri azaltacaktır. Analjezik-antiinflamatuar ilaçlar ağrının azalması ve hareketlerin daha iyi olmasını bir müddet sağlayabilmektedir. Fiziksel tıp ve rehabilitasyon yöntemleri, ameliyat kararı vermeden önce mutlak suretle denenmelidir. Ameliyat dışı yöntemlere cevap vermeyen, günlük yaşamı etkileyen şiddetli ağrı, hareket kaybı ve neticesinde fonksiyon kaybı olan hastalarda Total Kalça Protezi düşünülmelidir.

E.Ö.:Kalça protezi ameliyatı için en çok tercih ettiğiniz anestezi yöntemi nedir?
B.E.:
Hastalarımda çoğunlukla bölgesel anestezi yöntemini tercih etmekteyim.Bu yöntemde belinizdeki omurlar arasından ince bir kateter yerleştirilir. Bu kateter vasıtasıyla süreli olarak epidural mesafeye ağrıyı ortadan kaldıran ilaçlar gönderilir, böylelikle ameliyat süresince hiç bir şey hissetmezsiniz. Ayrıca size sedatif yani sakinleştirici ilaçlar da verilmektedir. Genellikle protez ameliyatı hastadan hastaya değişmekle beraber, ortalama 1-1.5 saat sürmektedir.

E.Ö.:Kalça eklemi protezinde yapılan işlem nedir?
B.E.:
Hastanın kalçasına yerleştirilen protez, yuvaya konacak parçaya kap, uyluk kemiğinin içine konan parçaya da kök (stem) denmektedir. Bu parçaları kemiğe tutturmak için birçok yol vardır. Örneğin çimentolu bir total kalça protezinde parçalar kemiğe kemik çimentosu ile tutturulmaktadır. Çimentosuz total kalça protezinde ise kemik dokunun protez çevresine doğru büyüdükçe bağlanma gerçekleşir.

E.Ö.:Ameliyat sonrası hastalar ne zaman yürüyebiliyorlar ?
B.E.:
Cerrahiyi takiben 24 saat sonra ameliyat yerine yerleştirilen kan toplayıcı tüp çıkartılır ve bunu takiben asistanlar tarafından hastalar yatak kenarına oturtulup pozisyon değişikliği sağlanmaktadır. Bu esnada olabilecek baş dönmesi ya da bulantı kusma endişelendirmemelidir. Daha sonra bir yürüteç (walker) ya da koltuk değneği yardımıyla hastalarımızı ayağa kaldırılmaktayız. İlk yürüme zor olabilir. Unutmayalım ki, kalça bölgesi ağrılı-şiş durumdadır. Ancak her geçen gün hastalar daha rahat yürüdüklerini hissedeceklerdir. Bu ameliyatı geçiren hastalar özellikle ilk 6 hafta süresince alçak yerlere oturmamaya özen göstermelidirler.

E.Ö.:Bu tür ameliyatlardan sonra pıhtı oluşumu görülüyor mu ?
B.E.:
Total kalça protezi ameliyatından sonra bacak venlerinde pıhtılar oluşabilir.Bunlara derin ven trombuzu (DVT) denir.Nadir olarak oluşan bu pıhtılar akciğerlere gidip ölümcül olmayan ya da olabilen sorunlara emboliye yol açabilir. Biz tüm hastalarda pıhtı ve emboli oluşumunu azaltacak önlemler alırız. Bu amaçla bacak kaslarını sıkıştırarak toplar damarlardaki kanı akış halinde tutacak mekanik aygıtlar kullanılabilir. Ayrıca kanı sulandıran düşük molekül ağırlıklı heparin (DMAH) gibi ilaçlar belli bir süre kullanılmaktadır. Önerilen süre kalça protezi ameliyatından sonra 28 ile 35 gündür. Ancak bacak bölgesinde aşırı şişlik ve gerginlikle birlikte ağrı duyulması durumunda pıhtıyı saptamak için Doppler ultrasonografi gerekebilmektedir.

14 Ocak 2009 Çarşamba

KIZILCAHAMAM, DAL HASTANESİ YOLUNDA

Doğası ve kaplıcaları ile dikkat çeken Kızılcahamam, bu özelliklerini sağlık sektörünün kullanımına açmaya hazırlanıyor. Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulunan Kızılcahamam Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Gökay Terzioğlu, hastaneleri bünyesinde Fizik Tedavi Kliniği’nde havuz yaptıklarını ve hiçbir ücret almadan hastaların hizmetine sunacaklarını dile getirdi.

4 yıldır başhekimlik yaptığı hastanede kaplıca tedavisi yolunda ilerleme kaydetmek için fizik tedavi merkezi kurmaya çalıştıklarını anlatan Kızılcahamam Devlet Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Gökay Terzioğlu, 2 fizyoterapist, 1 fizik tedavi uzmanı olan hastanede kaplıca havuzu çalışmalarında sona yaklaştıklarını kaydetti. 2009 Şubat ayı içerisinde açılacak bay ve bayan olmak üzere iki diz altı, diz üstü havuzu ile kaplıca tedavisi verilmeye başlanacağını belirten Op. Dr. Terzioğlu, “Şimdiden kaplıca tedavisi için çok fazla talep alıyoruz. Küçük bir proje olarak başladığımız çalışmada şimdilik 16 yataklı fizik tedavi bölümünün günlük 15 yatağı dolu oluyor. Ayrıca günlük ayaktan 20 hastaya hizmet veriliyor. Oluşan taleple doğru orantılı olarak kadromuzu ve kapasitemizi arttıracağız. İlerde ayrı bir dal hastanesi de açılabilir. Yapmış olduğumuz yeniliklerden faydalanmak isteyen hastalar ekstra bir bütçe ayrılmasına gerek kalmadan SGK karşılayacak. Sevkle gelen ve SGK’ya tabii olan bütün hastalar bundan faydalanacak. Doktorlar raporlarında, kaplıca tedavisi uygun olan her hasta gerek eşiyle, özel odalarda gelerek tedavi olabilecek. Sağlık turizminin önünü de açarak sadece Ankara için değil, çevre illerden de hasta gelmesini sağlayacak” dedi.

Hedeflerden Biri Yoğun Bakım Kurulması
Op. Dr. Terzioğlu, 12 uzman hekim, 2 geçici görevle gelen uzman hekim ve 6 pratisyen hekim olan Kızılcahamam Devlet Hastanesinde zaman zaman hemşire açığı yaşandığının görüldüğünü kaydetti. 68 yatak kapasiteli hastanede günlük poliklinik sayısının 500-550 olduğunu dile getiren Op. Dr. Terzioğlu, ortopedi, göz, genel cerrahi, kadın doğum, kulak burun boğaz kliniklerinin bulunmasının yanı sıra, laparoskopi aleti, göz için fako cihazı, renkli doppler’in hastanelerinde bulunduğunu kaydetti. Merkeze sadece anestezinin kabul etmediği ileri dereceli hastaları gönderdiklerini ifade eden Op. Dr. Terzioğlu, yoğun bakımlarının olmadığını ancak servisde postoperatif yoğun bakım verdiklerini ve yoğun bakım kurmayı hedeflediklerini söyledi.

Hastane Enfeksiyonlarında Önlemler Alındı
“Hastane enfeksiyonları için 3-4 yıl öncesinde başlanan markerlar kullanılıyor. Enfeksiyon komitemiz var, düzenli bir şekilde veriler işleniyor” diyen Op. Dr. Terzioğlu, hastanelerinde her hekime bir poliklinik uygulamasına geçtiklerini, hasta yataklarında da özel odaların dışında 2,3 ve 4 yataklı odaların da mevcut olduğunu dile getirdi. Op. Dr. Terzioğlu, ihtiyaç duydukları iki eksikten birinin havuz, diğerinin de yoğun bakım olduğunu belirterek, döner sermayeden yapılan havuzun bir kısmında il özel idaresinden destek alarak çalışmalarını sürdürdüklerini ifade etti.

12 Ocak 2009 Pazartesi

CERRAHİ TEKNİĞİ İHRAÇ EDİLDİ

Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yapılan ameliyatlara rehberlik yapan Prof. Dr. Mustafa Yüksel, “ilk kez ben ve Yrd. Doç. Dr. Ahmet Önen tarafından geliştirilen ve Türk patentiyle üretilmiş metal protezlerin kullanımını ve Nuss ameliyatını Güney Afrikalı hekimlere anlattım” dedi.

25 Ekim – 02 Kasım tarihleri arasında Op. Dr. Ivan Schewitz'in davetlisi olarak Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Johannesburg kentine giden, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Yüksel, Pektus Deformitesi (Kunduracı Göğsü) hastalığı düzeltilmesinde uygulanan Nuss ameliyatı konusunda bir dizi konferans verdi. Bu girişim konusundaki tecrübelerini katılımcılarla paylaşan Prof. Dr. Yüksel, “Ülkede ilk defa yapılan üç Nuss ameliyatına da bizzat rehberlik ettim. Ülke basınının gündemine aldığım konuyla ilgili olarak, bir radyo programına da konuk oldum” dedi.



18. World Society of Cardio-Thoracic Surgeons’da 2 Sunum
Yunanistan’da gerçekleştirilen 18. World Society of Cardio-Thoracic Surgeons Dünya Kongresi’nde Nuss ameliyatıyla ilgili iki sunum gerçekleştirdiğini dile getiren Prof. Dr. Yüksel, kunduracı göğsü tedavisinde açık cerrahi yöntemi uygulayan ancak Nuss ameliyatı uygulamayı Dr. Schewitz’in istediğini kendisine ilettiğini söyledi. Dr. Yüksel, Birinci Pektus Deformitesi Onarımı Çalıştayı’nda Dr. Schewitz’ı davet ettiğini ve İstanbul’a da gelerek Marmara Üniversitesi Ameliyathanesi’nde gerçekleştirilen Nuss ameliyatlarını izleme olanağı bulduğunu ifade etti.




3 Yılda 82 Hasta Ameliyat Edildi
“Yaklaşık 300 canlı doğumda bir görülen ve Türkiye’de 200 bin kişide olduğu düşünülen Kunduracı Göğsü hastalığı son yıllara kadar zahmetli bir açık cerrahi teknik olan Ravitch ameliyatı ile tedavi ediliyordu. Daha estetik ve zahmetsiz bir kapalı cerrahi teknik olan Nuss ameliyatı Türkiye’de ilk defa 2005 yılında Marmara Üniversitesi Hastanesi’nde uygulanmaya başlandı. Yine ilk kez ben ve Yrd. Doç. Dr. Ahmet Önen tarafından geliştirilen ve Türk patentiyle üretilmiş metal protezlerin kullanıldığı bu teknikle geçen 3 yılda 82 hasta Marmara Üniversitesi Hastanesi’nde yüksek hasta memnuniyeti oranlarıyla ameliyat edildi” diyen Prof. Dr. Yüksel, Güney Afrika’ya davet edilmesiyle yurt dışına bir cerrahi tekniği ihraç ettiği anlamı taşıdığını ve başarıyla tamamlandığını söyledi.

ANKARA’YA YENİ YANIK MERKEZİ

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim dalında modern yanık merkezi açılıyor.

Cumhuriyetin ilk tıp fakültesi olan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı 1984 yılında Prof. Dr. Erdem Yormuk tarafından kurulmuştur. Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)’da Dz.Tbp. Albay olarak görev yapmakta iken, Ankara Üniversitesi Rektörü Tarık Somer ve Tıp Fakültesi Dekanı Ahmet Sonel’in zamanın genelkurmay başkanı olan Korgeneral Necdet Uru’a başvurarak kurucu üye olması talebi ile tıp fakültesinde görevlendirilmesi uygun görülmüştür. Türkiye’de Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi kliniğinin ilk olarak GATA’da Çene ve Plastik Cerrahi adı altında açıldığını, Türk Plastik Cerrahi Derneğinin de 1961 yılında kurulduğunu ve uzman dernekleri arasında ilk kurulanlardan biri olduğunu belirtti. Türk plastik cerrahlarının bilimsel niteliklerinin dünya ve Avrupa standartlarında olduğunu belirtti.




Yeni yanık merkezi üç koridor sisteminden oluşmaktadır
“Türkiye’de ilk bilimsel nitelikli yanık merkezi 1976 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde açılmıştır. Fakültemizde modern anlamda yeni bir yanık merkezi inşa edilmiş ancak bazı aletlerin ve cihazların eksikliği nedeni ile henüz açılma safhasındadır. Ülkemizde yanıklı hastalar uygun olmayan ortamlarda tedavi edilmektedir, yetersiz şartların yaratmış olduğu infeksiyon sonucunda birçok hasta kaybedilmektedir. Bu sebepten yanık merkezlerinde 3 koridor sistemi şarttır. Birincisi ‘Mikroplu koridor’ yani hasta yakınlarının girebileceği, hastalarını görebileceği ama hastaların yanına gidemeyeceği ve poliklinik işlemlerinin yapılabileceği yer. ‘Yarı mikroplu’ alan ise hastaların değerlendirilip, pansumanlarının yapılıp, yatacak hastaların kararı verildikten sonra bu hastaların kabul edildiği bölüm. ‘Mikropsuz alan’ ise, yanık merkezinin beynidir, ameliyata hazırlamak için yıkama odası denilen oda ve ameliyathane bulunuyor. Yani tam anlamıyla sterilitenin sağlandığı kısım oluyor” şeklinde konuşan Prof. Dr. Yormuk, hastaların monitör ile yaşam fonksiyonlarının gözlenebilecek monitor merkezilerinin olması gerektiğini söyledi. Ayrıca hastaların yoğun bakımını gerektiren ‘intensive care’ adı altında özel odalar olması gerektiğinin üzerinde duran Prof. Dr. Yormuk, hücre kültür laboratuarının olmasının şart olduğunu merkezin bağımsız her ihtiyacını karşılaması gerektiğinin üzerinde durdu.



Harp Zamanı En Sık Yanıkla Karşılaşılır
‘‘Savaşta gelen yaralıların yüzde 80’ine yanık eşlik etmektedir. Ateşli silah yaralanmalarında muhakkak yanık oluyor. Yıllar önce izli mermi atıldığında fosfor yanıklarına rastladık. Yasak olmasına rağmen günümüzde halen fosfor bombaları kullanılmaktadır. Fosfor kimyasal özelliği bitinceye kadar yanmasına devam eder ki bu yanık kemiğe kadar ulaşır ve beyaz bir duman çıkartır. Tedavisinde bakır sülfat kullanılır. Bakır sülfat binde 3’lük solüsyon haline getirilip, yanık bölgesine döküldüğünde fosfor, bakır fosfata dönüşerek nötralize olur’’ diyen Prof. Dr. Yormuk, ülkemizde en sık rastlanan yanık çeşitlerinin tandır yanığı, haşlama yanıklarına rastlandığını ayrıca, kimyasal yanıklar, fizik ajanlar, akkor haline gelmiş ateşler, radyasyon yanıkları, hatalı uygulanmış radyoterapiden de meydana geldiğini kaydetti. Yanık çeşitleri ne olursa olsun tedavinin aynı olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Yormuk, ilk 24 saatte hayati tehlikenin olduğunu hatırlattı.


Yanık Merkezinde Her Şey Düşünülmüş
Merkezi gezdiren Prof. Dr. Yormuk, hasta yakınlarının girebileceği mikroplu denilen kısımda camlı bölümden hasta ile mikrofon aracılığıyla konuşan hasta ile temas edilemediğini bir bölüm olduğunu dile getirdi. Merkezin girişine kadar ambulansın girebildiğini belirten Prof. Dr. Erdem Yormuk, ilk müdahale edilen bölümde kullanılan suyun steril olduğunu kaydetti. Konsültasyon sonrası hastanın yatmasına karar verildiğinde 6 yataklı bölmeye alınarak, havalı sistem yataklarda yatırıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Yormuk, yanıklı hastaların pansumanlarının özel donanımlı havuz biçiminde bir cihazda yapıldığını ve yıkama bitince yatağına veya ameliyathaneye götürüldüğünü belirtti.


Sağlık Personeli de Steril Olmalı
Sistem dışından gelen sağlık personelinin, çift koridor sistemiyle içeri alınarak kıyafetlerini değiştirdiklerini vurgulayan Prof. Dr. Yormuk, “Steril bir şekilde hastaların yanına gidilecek. Sağlık çalışanları 8 saatlik vardiyalarla hizmet verecek ve Reanimasyon ünitesinde yanık hastalarının hayatları kurtarıldıktan sonra ameliyathanede gerekli işlemler yapılacaktır.” dedi.

10 Ocak 2009 Cumartesi

ADOLESAN DÖNEMİ HER BRANŞI İLGİLENDİRİYOR

2. Adolesan Sağlığı Kongresi Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezinde yapıldı. Farklı birçok branştan hekimin yer aldığı toplantıda, çocukluktan erişkinliğine geçiş dönemi olan adolesan döneminde karşılaşılan sorunlar ve yaklaşımlar üzerinde duruldu.

2. Adolesan (Ergen) Sağlığı Kongresi 27-28 Kasım tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi Kültür Merkezinde gerçekleştirildi. 300 kişinin katıldığı kongrenin başkanlığını Prof. Dr. Tezer Kutluk ve Prof. Dr. Ömer Tarım paylaşırken, kongrede çocukluktan erişkinliğine geçiş dönemi olan adolesan dönemi, karşılaşılan sorunları ve yaklaşımları üzerinde duruldu. Adolesan döneminde gelişimi etkileyen faktörler, adolesan gebelikleri, korunma yöntemleri ve hukuki sorunlar, aşılama, HPV aşısının yeri, okul sağlığı, şiddet ve medya, hukuk, sosyoloji ve tıp gibi konular tartışıldı.

Çocuk hekimleri ile erişkin hekimlerinin arasında kalan yaş aralığı hakkında bilgi verilen toplantı hakkında konuşan Hacettepe Üniversitesi Hastaneleri Genel Direktörü Prof. Dr. Tezer Kutluk, bu yaş dönemine ilişkin sorunların göz ardı edilebildiği negatif ayrımcılığa maruz kalan bir grup olduğunu kaydetti. “Bilgi üretmek, üretilen bilgileri paylaşmak ve bu yaş grubu ile uğraşan hekim, hemşire, psikolog, hukukçu gibi farklı grupları bir araya getirerek kaynaştırmak geleceğin lokomotifi olan gençlerin sağlığının düzenlenmesi için çok kritiktir. Kongrede ağırlıklı olarak, çocuk hekimleri, halk sağlığı uzmanları, kadın doğum uzmanları, hemşireler, hukukçular gibi farklı katılımcıların yer aldı.” şeklinde konuşan Prof. Dr. Kutluk, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümünde Türkiye’nin ilk Adolesan Ünitesi bulunduğunun ve bu kongreler sonucunda Ergen Sağlığı Derneğini de kurduklarını bildirdi.

Sağlık Bakanlığının gençlik merkezleri, gençlik merkezlerine katılan gençlerin birinci basamaktaki ergen sağlığı sorunlarını konuştuk ve çözüm önerilerini yapılanması konuşulduğunu ifade eden Prof. Dr. Kutluk, bu seneki toplantıda farklı olarak adolesan şiddet ve medya konuşulduğunu işaret etti. Özellikle adolesan döneminde obezite, çok önemli ve erken dönemde engellemek gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Kutluk, toplantı sayesinde farklı branşların bir araya gelerek kronik sağlık sorunlarını, endokrin, kardiyoloji, alerji ve kanser gibi farklı konuların tartışıldığını belirtti.


Adolesan Sonrası Tedavide Yaşanan Prosedür Sorunları
“Çocukluk döneminde görülen hastalıklar tedavi edildikten sonra o çocuk erişkin oluyor. Erişkin iken çocukluk hastalığı devam eden kişi, erişkin hekimlerine gidiyor. Ancak bu tip hastalıklar erişkin hastalıklarıyla uğraşan hekimlerin ilgi alanları içerisinde olmuyor. Çocukluk döneminde 10-15 yıl tedavi olan çocuk, hekiminden koptuğunda psikolojik problem yaşamasının dışında gittiği erişkin disiplini içerisinde değilse bu durumda tıbbi olarak risk alıyor. Çocuk hekimine de gidemediği için üzücü bir durum olarak ortaya çıkıyor. Bu yaşanan problemin net bir çözümü de yok” diyen Prof. Dr. Kutluk, bu durum hakkında 30 yaşına gelmiş konjenital(doğumsal) hastalığı olan bir bireyin çocuk servisine sevk ile gidilebilmesi gerektiğini ancak böyle bir durumu olan hastaların, sosyal güvencesinin karşılanarak çocuk kliniğinde yatabilmesi gerektiğine dikkat çekti. “Mesela Çocuk konjenital kalp hastalığı, tedavi edilmiş çocuk, 20-25 yaşına geldiğinde erişkin kardiyolog uzmanına tedavi için gidiyor. Erişkin kardiyologlar sonradan edinilmiş kapak hastalıklarıyla ilgili uzmanlaşıyorlar. Bu durumda pediatrik kardiyolog ile erişkin kardiyoloji uzmanının iş birliği yapması gerekiyor. Ancak SGK güvence parasını ödemiyor. Başka bir örnekte yine kistik fibrozis hastalığı ile ilgili, bu alanda uzmanlaşmış erişkin hekimi çok az sayıda var” diyen Prof. Dr. Kutluk, yani çocuk hastalar büyüdükçe yeni bir sorun ortaya çıkıyor, doğumsal hastalıklar, büyünce tedavi karmaşası ortaya çıktığını ve bu bürokratik sorunların çözümlenmesi gerektiğini bildirerek konuşmasını tamamladı.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...