26 Eylül 2008 Cuma

VAN EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ

Eğitim ve Araştırma Hastanesine dönüştürülen, Van Devlet Hastanesi’nde yenilikler hız kazandı.

1943 yılından bu yana 50 yatak kapasitesiyle hizmet sunan Van Devlet Hastanesi, 2008 yılında yenilenerek modern ünite, uzman kadrosu ve 419 yatak kapasitesiyle bölgenin sağlık ihtiyaçlarına cevap verebilir duruma gelmiştir. Van Devlet Hastanesi Sağlık Bakanlığı’nın almış olduğu karar doğrultusunda Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak yeni bir kimlik kazanmıştır.
70 yıldır bölgesel çapta sağlık hizmeti sunan Van Devlet Hastanesi başta Van olmak üzere Hakkâri, Ağrı, Iğdır, Bitlis, Muş il ve ilçelerinden hasta sevkini karşıladıklarını dile getiren Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Op. Dr. Öztekin Çıkman, “ 60 poliklinik, 419 yatak kapasitesi, 78 doktor, 170 hemşire, 76 yardımcı personelden oluşan 512’si kadrolu olmak üzere, toplam 928 çalışan ile hizmet vermekteyiz. Yanık tedavi merkezi, kanser erken teşhis merkezi, fizik tedavi rehabilitasyon merkezi, bölge laboratuarı, modern görüntüleme merkezi ve 19.486 metre karelik alan kapasitesiyle yoluna devam edecektir. Ayrıca 2007 yılında İpekyolu üzerinde temeli Milli Eğitim Bakanımız Doç. Dr. Hüseyin Çelik ve Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Recep Akdağ tarafından temeli atılan Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin altyapısını oluşturma çalışmalarımız sürmektedir’’ şeklinde konuştu.

Yeni Hizmet Dönemi
Yenilenen Röntgen ünitesinin hizmete girmesiyle uygulanan randevu sisteminin tarihe karışacağını belirten Çıkman, “Artık hastanemizde, 'Bugün git, yarın gel' anlayışı yerini 'Bugün gel, bugün git' sloganı alacaktır" dedi. Röntgen ünitesini çağın sağlık ihtiyaçlarına cevap verebilecek yapıya ve görünüme kavuştuğunu ifade eden Çıkman, görüntüleme ünitesine aldıkları 2 adet Dijital Röntgen, 1 adet Multislice Tomografi ve Manyetik Rezonans (MR) cihazları ile birlikte tetkikleri günlük yapılacağına dikkat çekti.
Her hekime bir poliklinik, hekim seçme hakkı ve hasta merkezli hizmet prensibiyle çalıştıklarını dile getiren Çıkman, hastaneden randevu talebinde bulunan hastaların yüzde 70’inin tercihinin internet olduğunu vurguladı. 60 poliklinik ile hizmet veren hastanede, her gün 2500 hastaya poliklinik yapıldığını ifade eden Çıkman, bu rakamın her ay 60 bine ulaştığını kaydetti.

Van Eğitim Ve Araştırma Hastanesine Ziyaret
İl Sağlık Müdürü Dr. Ahmet Özer, Başhekim Dr. Öztekin Çıkman ve hastane idarecileri tarafından karşılanan Vali Özdemir Çakacak hastane gezisi sırasında ‘Sağlıkta Dönüşüm Programı’ çerçevesinde Van’ın Bölge Sağlık Üssü olarak hizmet verdiğini belirtti. Yanık Merkezinin bölgenin büyük bir eksikliği olduğunu, hastaların yıllardır zorunlu olarak Erzurum ve Diyarbakır illerine sevk edildiğini belirten Çakacak, “Bundan sonra tüm bölge illere hizmet verecek olan çağdaş ve ileri teknolojik donanımları ile kurulan bu merkezle hastalar bölge dışına artık sevk edilmeyecek” dedi. KETEM (Kanser Erken Teşhis ve Tarama Merkezi) ziyaretlerinde İl Sağlık Müdürü Dr. Ahmet Özer, bu merkezin ülke genelinde 31 ilde kurulduğunu bildirdi. Hedef 15-49 yaş arası kadınlarda serviks kanseri ve meme kanserinin erken teşhisine yönelik taramalar olduğunu işaret eden Özer, mutlak şekilde tüm bayanların bu merkeze gelerek, ücretsiz taramadan geçebileceklerini söyledi.

25 Eylül 2008 Perşembe

ENGELLER KALKIYOR

Yıllardır ortopedi alanında ürünlerindeki yenilikleriyle tanınan Otto Bock, “Süper Four” ile yine bir ilke imza attı.

Firma, 1919 yılında 1. Dünya savaşı sonrasında Almanya’da kuruldu. Firmanın kurucusu temelde marangoz olan Otto Bock, İkinci Dünya Savaşı sonrasında protezlere ihtiyaç duyulduğu için bu alana yöneldi. 2009 yılında 90. yılını kutlayacak olan firma, eksik kol ve bacaklara yönelik dıştan takılan protez, ortez denilen vücuda destek ürünleri, tekerlekli sandalyeler, akülü sandalyeler ve engellilere yönelik araçlar üretiyor. Türkiye’de 1999 yılında kurulan firma, 38 kişiyle 4 bölgede hizmet veriyor. Firma ülkemizde 500 civarında ortez, protez alıcısına ürünün yanında uygulama desteği de veriyor. Amaçlarının insanların yaşam kalitesini arttırmak olduğunu belirten Otto Bock Genel Müdürü Hasan Ürey, engelleri mümkün olduğunca kaldırarak hizmet sunmayı hedeflediklerini dile getirdi.

Ürey, Süper Four denilen aracın dünyada ve ülkemizde ilk olduğunu dile getirerek, aracın tüm hava ve yol şartlarında hareket edebildiğini kaydetti. Süper Four’un 40 derece eğimli yollarda tırmanma ve inme imkanı sağladığını belirten Ürey, “200 km menzili var ve akülü motorla çalışıyor ve akü bittiğinde benzinli motor ile şarj edilebiliyor. Mouse(joystick) sayesinde parmak ucu ile çalışıyor, 5 vitesi var. 15 km’ye kadar hız yapabiliyor. Araca binmek çok kolay, manuel sandalyesi ile gelen engelli koltuğun öne gelmesi sayesinde süperfora geçiş yaptıktan sonra tekerlekli sandalyesini lift denilen kısma aktarabiliyor. Yolda bir mağazaya girmek istendiğinde manuel sandalyesi ile hareket ederek büyük ölçüde engelleri kaldırmış oluyor. Normal araba gibi trafik sinyalleri var. Otto Bock ürünü diğer sandalyeler ev içi ve ev dışı normal sokak koşullarında kullanılabiliyor. Sandalyelerin resmi ödemesi çok düşük. Resmi ödeme fiyatları şöyle; 1700 YTL akülüler için, manuel sandalyeler 200 ile 650 YTL arasında değişen fiyatlarda. Kaliteli ürünlerimizin çoğuna tüketiciler resmi ödemeye göre makul bireysel katkı yaparak ulaşabiliyor. Kamu ihale kurumunda en ucuz olan tercih ediliyor ama biz kaliteden feragat etmiyoruz. Kuruluşumuzun direktifi var ve kalite bizim için her şeyden önemli. Tüm ürün gamlarında varız” dedi.

Kaliteli Hayat
CE ve medikal firmaların sahip olması gereken kalite belgelerinin yanı sıra ISO 13485 belgesine sahip olduklarını ifade eden Ürey, sektörde uygulamalı atölyelerin TSE 13181 şartı gerektirdiğini söyledi. Ürey Protez ve Ortez uygulamasına yönelik, yönetmeliğin olmaması, denetimin yapılmaması ve seri numaralı üretilmemesi sebebiyle sıkıntı yaşandığına dikkat çekti. “Harmoni diz altı protezi, diz altından bacağı eksik olan hastalara yönelik bir protez. Harmoni denilen vakumlu soket sisteminde her topuk vuruşunda soket ile güdük arasında vakum oluşturuluyor” diyen Ürey, protezin ayaklarından çıkacak gibi olmasını engelleyen sistemin havayı dışarı attığını kaydetti. Dünyanın ilk bilgisayar kontrollu dizi olan C-Leg diz üstü protez sistemi, sağlıklı bacağın hızına göre dizin aynı hızda hareket etmesini sağlıyor. Aynı zamanda da ayakta dururken kaslarını yormadan kişiyi rahat bıraktığına dikkat çekti. Diğer özelliğinin de bisiklete binmeyi, kayak yapmayı sağladığını vurgulayan Ürey, çok daha emniyetli yürümeyi sağladığını ifade etti. Saniyede 50 ölçüm yapan C-Leg sayesinde, basılan zeminin nasıl olduğu hakkında veriye göre adım atılabildiğini kaydeden Ürey, hastanın sanki dizi varmış gibi hareket ettiğini belirtti.

E-Pulse denilen ürünün ise, harmoni sistemine benzer değişik seviyelerde vakum oluşturduğunu, bacağa masaj yaptığını, damarlardaki kanın daha seri dolaşmasını sağladığını söyleyen Ürey, “Diyabetli hastalarda yaranın daha çabuk iyileşmesini sağlıyor. Mekanik uygulamayı elektronik yapabiliyor. Hasta protezini masaj moduna alarak kaslarının rahatlamasını sağlıyor” dedi.
E-Mag active isimli uzun yürüme cihazı, kişinin bacakları olmasına karşın kasların çok iyi çalışmadığı durumlarda, tercih edildiğini ifade eden Ürey, bacağı felçli olanların bu cihazla dik durmasının ve yürüyebilmesinin daha rahat mümkün olacağına işaret etti. Uzaktan kumanda ile diz eklemini bükerek, kişinin oturur konuma geldiğini dile getiren Ürey, ayağa kalktığında cihazın otomatik olarak yine düz konuma geldiğini söyledi.
Ürey , “Spina bifidalı hastalarda ve parapilejili hastalarda belden aşağısı tutmayanlara yönelik bir cihaz olan RGO ile hasta gövde hareketi yaptığında bacak yürüyebiliyor şekle geliyor. Bacak kendiliğinden düz adımlar atıyor. Bu hastalar ‘Makaslama’ denilen hareket ile yürüdüklerinden bacakların birbirine takılması ve hastanın yürümesinin mümkün olmadığını ; ama RGO sayesinde hasta gövdesini yana kaldırdığında anatomik olarak bacağın normal adım atabilmesinin mümkün olduğunu ifade etti.

24 Eylül 2008 Çarşamba

KUANTUM HASTANE YOLUNDA

Ankara'da oda sistemini uygulayan ilk ve tek merkez olan Kuantum Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezinden Dr. Bilgehan Biçer, hedeflerinin yataklı bir rehabilitasyon merkezi açmak olduğunu söyledi.

Lise yıllarında fizik olimpiyatlarında birincilikler alan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Bilgehan Biçer, diyaliz tecrübesinin yanında medikal estetik sertifikası da sahibi. Adıyaman’da ilk güzellik merkezini açan Dr. Biçer, ‘Fiziğin Taosu’ adında okuduğu bir kitaptan etkilenerek merkezinin adını Kuantum olarak belirlediğini ifade etti. 45 kişilik kadrosu bulunan merkezin, 30’u sağlık personeli olduğunu kaydeden Dr. Biçer, 2006 yılının Eylül ayında açılan merkezin yıldönümünde huzurevlerinden yaşlıları getirterek ücretsiz chek-up yapmalarının yanı sıra engellilerin topluma entegrasyonuna yönelikte bir proje başlattıklarını ifade etti. Açıldıkları günden bu yana olumlu geri dönüşler aldıklarını vurgulayan Dr. Biçer, “Merkezimizde klasik fizik tedavi uygulamalarının yanı sıra, manipulasyon uygulamaları ve Türkiye’de robot lazer ve akustik şok dalgalarını ilk uygulayan merkezlerdeniz. Ankara'da oda sistemini uygulayan ilk ve tek merkeziz. Oda sisteminde de havalandırma, müzik yayını, tek kullanımlık çarşaflar gibi hizmetlerimiz bizi rakipsiz kılıyor. Ayrıca Ankara'da ISO 2001 standartlarında hizmet veren tek merkeziz. Aynı zamanda ilk insan kaynakları departmanı kuran merkeziz. Burada her işi profesyoneller yapıyor” dedi.

Yabancı Hasta Serbest Kalmalı
2007 yılında 5 bin hastaya ayaktan tedavi uyguladıklarını dile getiren Dr. Biçer, 2009 yılında yataklı bir kurum haline gelmeyi hedeflediklerini vurguladı. Ankara'da fizik tedavi alanında yataklı kurumlara büyük ihtiyaç olduğunu kaydeden Dr. Biçer, sağlık turizmindeki son gelişmelerle ilgili olarak şöyle konuştu: “Yabancı hastaların Türkiye’de serbest dolaşma hakları yok. Ülkemizde hem tedavi ucuz, hem de güzellikleri göstermek için çalışmalar yapılmalı. Bu konuda Spa wellness, kaplıca kür tedavileri, akupunktur, meditasyon hizmetleri sunarak yurt dışından hasta getirtmek mümkün kılınabilir.”

Bel Okulu
Merkezlerinde medikal masajın yanı sıra manipulasyon denilen bazı eklemlerin fonksiyonel bozukluklarını elle açma işleminin de yapıldığını söyleyen Dr. Biçer, bel tutulmasından, boyun ağrılarına birçok eklem rahatsızlıklarında manipulasyon işleminin yapılmasının etkili olduğunu vurguladı. Ayrıca ESWT denilen yoğunlaştırılmış ses dalgalarıyla tedaviyi uygulayan tek merkez olduklarını ifade eden Dr. Biçer, “ESWT uygulaması özellikle topuk dikeni, tenisçi dirseği ve omuz tutukluluklarında birkaç seansta çözüm sunuyor. Benzer şekilde robot lazer de geniş bel boyun diz gibi geniş bölgelerin rahatsızlıklarında çok etkin çözümler sunuyor” diye konuştu. Merkezlerine hijyen belgesi almak için başvurduklarını vurgulayan Dr. Biçer, “Hastanın hastalığı hakkında bilgi vermek için ‘Bel Okulu’ açtık. Burada belin yapısı, fonksiyonları, belin nasıl kullanılacağı ile ilgili eğitim veriyoruz” dedi.

23 Eylül 2008 Salı

KÖK HÜCRE NAKLİNDE BİR İLK

Ankara Tıp Fakültesi Akraba Dışı Doku Bankası tarihinde ilk kez donör bankasında kayıtlı Türk vericiden toplanan sağlıklı kök hücreler Avustralya’da yaşayan bir hastanın yattığı nakil merkezine gönderildi.

Ankara Tıp Fakültesi Akraba Dışı Doku Bankası, tarihinde ilk kez donör bankasında kayıtlı bir Türk’ten kök hücre topladı. Konuya ilişkin bilgi veren Prof. Dr. Meral Beksaç, yaptığı toplantıda donörden alınan sağlıklı kök hücrelerin Avustralya’da yaşayan bir hastanın yattığı nakil merkezine gönderileceğini kaydetti. Kök hücre nakli kan kanseri hastaları başta olmak üzere birçok kan hastalığında tam şifa sağlayabilen bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Hematoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Meral Beksaç, “Kök hücre toplama işlemi için kemik iliği ya da çevre kanı tercih edilebiliyor. Vericinin bulunduğu ülkede toplanan kök hücrede, spinal anestezi de olabiliyor omurilikten veya genel anestezi ile kalça bölgesinden kemiğin içerisinden enjektörlerle de ilik çekilir ve kurye aracılığıyla taşınır. Vericiden 1lt kadar kan eksildiği için bir hafta önce donörün kendinden alınan kan oluyor. Diğer tercih ise 4 gün önce başlanan aşı tedavisinde günde 2 defa koldan yapılan iğne ile ilikteki kök hücrelerin kana çıkmasını hedefleyen ve böylece de ilik alınmadan, çevre kanından kök hücre toplamayı sağlayan yöntemdir. Donörün hiçbir anestezi almasına gerek kalmadan sadece hafif bir ateşin yanında ilik kemikten kana geçerken halsizlik hissi yaşanıyor. Beyaz kan hücreleri ve kök hücreleri böylece toplanıyor. Kök hücre toplanırken, alınan kan sistemde dolaştırılarak kişiye geri veriliyor. Yabancı yüzeylere verilen kanın pıhtılaşmaması için sulandırılıyor. Bu durumda kan kalsiyumu düşebiliyor ve geçici şikayet yaşanabiliyor. Bu aşı insan materyali kullanılmadan, rekombinant teknolojisi ile üretilmiş bir üründür. Vücuda her hangi bir yabancı madde verilmesi söz konusu olmuyor. Dünya’da yılda kök hücre nakli sayısı 10 bin üstünde periferik kan yöntemi ile yapılıyor, güvenilirliği test edilmiştir” şeklinde konuştu. Dünya kemik iliği vericilerinin organizasyonuna üye olduklarını belirten Beksaç, 2000 yılında başlayarak Ankara Tıp Fakültesine başvuran hastaların ailelerindeki gönüllü kök hücre vericilerini kaydederek oluşturulan Akraba Dışı Doku Bankası (TRAN)’ın oluşturulduğunu dile getirdi. Bugüne kadar yurt içi ve yurt dışında tespit edilen vericilerle 45 lösemi hastasına, başta Ankara Tıp Fakültesi olmak üzere çeşitli nakil merkezlerinde kök hücre nakli yapılmasına olanak sağladıklarını kaydeden Beksac, yurt dışından temin edilen bir kök hücre için yapılan harcamaların en az 30 000 YTL’ye mal olduğunu bunun ülkemizdeki bir vericiden sağlanması durumunda bedelinin 15 000 YTL olduğuna dikkat çekti.

Türk Tıp Tarihinde Bir İlk
TRAN tarihinde ilk kez donör bankasında kayıtlı Türk vericiden toplanan sağlıklı kök hücrelerin Avustralya’da yaşayan bir hastaya götürüleceğini belirten Beksac, “Dört gündür kök hücrelerini kemik iliğinden çevre kanına yönlendiren aşı tedavisini almakta olan vericiden, yaklaşık 4 saat sürecek bir aferez işlemi ile kök hücreleri alınacak. Avustralya’ya gönderilecektir. Vericinin sağlığı üzerinde her hangi bir olumsuz etki yaratmayacak bu işlem sonucunda elde edilen ürün ile bir hastaya yaşama şansı tanınmış olacaktır. Hem fakültemiz hem de Türkiye tıp tarihine bir ilk olarak geçecektir” dedi.

Ülkemizde kök hücre bağışlamak isteyenler olsa da halen 6000’e yakın gönüllü sayısının azlığına dikkat çeken Beksac, doku tipleme testlerinin maliyetinin yaklaşık 150 YTL olmasının donör sayısının azalmasına sebep olduğunu vurguladı. Almanya’da doku bankasında 1 milyon verici donörün bulunması ve bu donörleri kullanma izninin sadece paranın önceden gönderilmesiyle gerçekleştiğini dile getiren Beksac, “Doku tiplendirilmesi hastane bünyesinde ya da yurt dışına gönderilecek yapılabiliyor. Doku naklini belirleyen branş, kök hücre verilecek hastaları bu merkezlere yönlendiriyorlar. Hangi merkez kök hücre nakli yapacak ise bize başvurabilirler. Devletin gönüllü vericiler üzerinde yapılması gereken testlerin ücretlerini karşılar hale gelmesiyle bugün burada yaşanan bu çok özel olay daha sık gerçekleşebilir hale gelecek ve çok daha fazla sayıda lösemi, kanser veya benzer hastalığa yakalanan kişiler hayatta kalmak için bir umut ışığı yakalamış olacaktır. Kalıtsal hastalığı olmayanlar sisteme kaydediliyorlar. Akdeniz anemisi taşıyıcısı verici olabilir taşıyıcı olması sağlık sorunu yaratmayan verici olabiliyor. Uygun vericiler için tercihen 18 yaş üstü ve 60 yaş altında olmalıdır. Genelde de erkekler tercih ediliyor. Kan grubu uyumu şart değil” şeklinde konuştu.

22 Eylül 2008 Pazartesi

DÖRT DÖRTLÜK HASTANE

Bursa’da açılan Özel JİMER Hastanesi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Op. Dr. Melike Yıldırım, hastanenin modern cihazları, hekim ve hastaların ihtiyaçlarına hitap eden hizmeti hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e bilgi verdi.

Özel JİMER Hastanesi, Bursa’nın Çekirge semtinde 3 yıl önce muayenehane ortaklığı projesi olarak başlayıp, 2006 yılında anonim şirket oluşumu ile hastaneye dönüştürüldü. Hastanenin projelendirilmesinde ve yapımında hekimlerin, hastaların ve özellikle kadınların ihtiyaçlarına cevap verecek tüm donanımın düşünülerek yapıldı.
Özel JİMER Hastanesi Genel Koordinatörü Op.Dr. Melike Omak Yıldırım, yaklaşık bir ay önce hasta kabulüne başladıkları 50 yatak kapasiteli kurumlarında , ağrısız normal doğum, sezaryen, yumurtalık,rahim ve rahim ağzı hastalıkları, kanser cerrahisi ile , kısırlık ve tüp bebek tedavisi hizmetlerini verdiklerini belirtti. Hastanenin açılışından bu yana, normal vajinal doğum ve sezaryen operasyonları yanında Türkiye’de pek az Kadın Doğum Uzmanının uyguladığı kapalı rahim ameliyatı olan Laparoskopik vajinal asiste histerektomi, Histeroskopik Operasyonlar yani rahim içinin kamera sistemi ile gözlenerek cerrahi işlem uygulanması, Trans obturatuar tape (TOT) gibi operasyonların da hastanelerinde uygulandığını anlatan Op. Dr. Yıldırım, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünden iki Profesörün de kurumlarında olmalarının hastanenin bilimsel çalışmalarına katkı sağladığını ifade etti.13 kadın doğum uzmanı,3 çocuk hastalıkları uzmanı, anestezi uzmanı, diyetisyen ve psikolog kadrolarının bulunduğunu; üroloji, genel cerrahi ve dahiliye uzmanlarının ihtiyaç halinde kuruma dışarıdan davet edildiğini söyleyen Op. Dr. Yıldırım, kurumda her hekim için planlanmış bir poliklinik odası bulunduğunu kaydetti.




Kadına Dair Her Şey
Hastanede 13 adet tek kişilik oda, 4 suit oda ve 4 köşe odanın yanı sıra 3 adet iki kişilik odanın bulunduğunu vurgulayan Op. Dr. Yıldırım, “İki kişilik odalar günlük müşahede altında tutulması gereken hastalarımız için ayrıldı. Acilde de 2 yataklı müşahade odası ile muayene ve acil müdahale yapılacak 2 oda var. Ayrıca 3 ameliyathane, iki adet tek yataklı erişkin yoğun bakımımız bulunmaktadır. Yenidoğan yoğun bakımı 10 kuvöz, 5 ventilatör, bebeklerde görülen erken dönem sarılıklarının kısa sürede tedavisini sağlayan fırın fototerapi cihazı, Türkiye’de ilklerden olan tüm teknik donanıma sahip açık yatağa dönüştürülebilen Graffe kuvözü ile hizmet vermektedir. Hastanemizde; engelli odası, odada doğumun yapılabildiği LDR odası olarak bilinen 2 adet özel oda da bulunmaktadır” dedi. Türkiye’deki 4 boyutlu ultrason cihazı ( Voluson E8 )bulunan merkezlerin ilklerinden olduklarını da ifade eden Op. Dr. Yıldırım, hedeflerinin tüm Güney Marmara’ya hitap etmek olduğunu kaydederek; bir doktorun, mesleğini icra ederken rahat edebileceği, kendisini ve hastasını güvende hissedebileceği en uygun ortamı oluşturmaya çalıştıklarını söyledi. Bunun için kurumda 24 saat nöbet sistemi ile kadın doğum uzmanı bulunduğunu, hastaya ve hekimlere hak ettikleri hizmeti sağladıklarını dile getiren Op. Dr. Yıldırım, “Bursa’daki hekimlere her zaman kapımız açık, bir kadın doğum uzmanı takibinde bulunan hastasını getirip ameliyat edebilir, muayene edebilir. Hemşire ekibimiz ile biz de destek veririz. Referans bir merkez olmak istiyoruz. Son teknolojiye göre yapılan ve donatılan hastanemizde her türlü yenilik bulunmaktadır” şeklinde konuştu.


Son yıllarda özellikle doğum öncesi Down Sendromu (DS) risk taramasının önemli gelişmelere sahne olduğunu belirten Op. Dr. Yıldırım, bu alandaki yeni uygulamaları rutin laboratuar çalışmalarına eklediklerine dikkat çekti. Hastanede Down Sendromu tarama konusunda dünyada yapılan tüm seçeneklerin yapıldığını dile getiren Op. Dr. Yıldırım, “Birinci trimesterde (birinci üç ayda) Kombine (ikili) test, ikinci trimesterde; Dörtlü tarama ve ayrıca birinci ve ikinci trimesterin testlerini dikkate alan Entegre (Tümleşik) testi çalışmaktayız. Yapılan tüm çalışmalar Down Sendromu açısından ikinci trimesterde dörtlü testin üçlü tarama testinden daha üstün olduğu ortaya konmaktadır. Özellikle yalancı pozitiflik oranı yüzde 35 civarı daha az olup gereksiz amniyosentez oranını belirgin bir şekilde azaltmaktadır” şeklinde bilgi verdi. Entegre test stratejisinin özelliğinin Down Sendromu belirleme oranında yüksek (yüzde 85) ve yalancı pozitiflik oranında çok düşük (yüzde 1) olduğunu ifade eden Op. Dr. Yıldırım, dörtlü tarama ve özellikle entegre test yöntemlerinin çok az sayıdaki merkezde yapıldığına işaret etti.

21 Eylül 2008 Pazar

KANSERDE GURURUMUZ

Türk Kanser Araştırma Ve Savaş Kurumu Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Dünya Kanser Kongresinde yaptıkları çalışmalardan dolayı ödül aldı.

Dünya Kanser Kongresi 27-31 Ağustos tarihleri arasında Cenevre’de yapıldı. Dünya’daki tüm kanser örgütlerinin bilgi birikimlerini paylaştıkları toplantıda, Türk Kanser Araştırma Savaş Kurumu Başkanı olan Prof. Dr. M. Tezer Kutluk, ‘Yılın Kanser Örgütü’ seçilen kurumun yaptığı çalışmalardan dolayı ödül aldı. 102 ülkedeki 322 kanser örgütü arasından sıyrılarak büyük başarının altına imza atan ödül Prof. Dr. Kutluk’a, 27 Ağustos tarihinde Cenevre’de verildi. Ayrıca Prof. Dr. Kutluk, Dünya Kanser Örgütü Yönetim Kurulu üyeliğine de seçildi. Dünya Kanser Kongresi’nde, kanserden korunmanın önemi, tütün kontrolü, erken teşhis, tedaviye herkesin ulaşabilmesi, araştırmaların desteklenmesi ve psiko-sosyal destek gibi birçok konuda bir acil eylem çağrısında bulundu.

Çalışmalarının süreceğini dile getiren Avrupa Kanser Liginin ve kongrenin yönetim kurulu üyesi olan Prof. Dr. Kutluk, bütün bu uluslararası aktivitelerle, aldıkları ödülle ve yönetim kurulu üyeliği ile Dünya’daki diğer örgütlerin ve Dünya Kanser Örgütü’nün deneyimini Türkiye’ye; ülkemizdeki birikimlerini ise dünya’nın diğer bölgelerine taşıdıklarını söyledi. Kongrede düzenlenen film festivalinde jüri üyesi olarak yer almasının yanında oturum başkanlığı ve muhtelif komitelerde yer alan Prof. Dr. Kutluk, kurumun çalışmalarını özetlerken “Umut Evi, hastaları bilgilendirmekle ilgili web sitesi ve çalışmaları poster şeklinde sunduk. Hacettepe Umut Evinde son 1 yıl içerisinde 545 kişi, 2 bin 600 gece konakladı. Son üç yılda düzenlediğimiz kanserli hasta toplantılarına 1500 kişi kanserli hasta katıldı. 2 bin ziyaretçi web sitesi üzerinden bilgilendirildi. En çok soru alan kanser türü meme kanseridir. Kanser deklarasyonunda her yıl 11 milyon yeni kanser vakası görülüyor. 8 milyon kişi her yıl kanserden ölüyor. Eğer bu şekilde devam ederse kanser vakası sayısı 16 milyonu bulacak. Kalp hastalıklarından sonra kanser ikinci sırayı alıyor” dedi.

1947 Yılından Bu Yana Hizmet
Türk Kanser Araştırma Grubunun 1947 yılında kurulduğunu ve birçok ilke imza attığını kaydeden Prof. Dr. Kutluk, 1962 yılında Türkiye’nin ilk kanser hastanesi olan Ankara Onkoloji Hastanesi kurularak, 1973’te ilk kanser dergisinin yayınlandığını dile getirdi. 1975 yılında ulusal kanser kongrelerini başlatan örgütün, kanser afiş, poster, sloganlar ve kanser hakkında bilgilendirme yaptığını bunun yanı sıra onkoloji kitapları, hekim ve hekim dışı personelin eğitimine destek verdiğini ifade eden Prof. Dr. Kutluk,”Dernek, halkın kanser hakkında eğitimine büyük çaba harcamıştır. 1969 yılında Dünya Kanser Örgütünün üyesi olmuştur. 2003 yılında Avrupa kanser örgütünün üyesi olan kuruluş, 2006 yılında Hacettepe Umut evinin açılmasına öncü olmuştur. Umut evi, şehir dışından gelen kanser hastalarının ve yakınlarının kaldığı misafirhane görevi görmektedir” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Kutluk, ayrıca 2003 yılında Gaziantep’teki şubeleri aracılığı ile Güneydoğu Onkoloji Hastanesi açarak, üniversiteye kiraladıklarını ve bu yolla Güneydoğu bölgesinde de faaliyetlerinin sürdüğünü söyledi.

Kanserli Hasta Kongresi
Nisan ayının ilk haftasının ‘Kanser Haftası’ olduğu için halkı bilgilendirme çalışmaları yapıldığını hatırlatan Prof. Dr. Kutluk, 3 yıldan bu yana 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde, kanserden korunma konusunda bilgilendirme kampanyaları yapıldığına dikkat çekti. Yine 2006 yılından beri Türkiye’de ilk kez kanserli hasta kongrelerini düzenlediklerini ve bu kongrede sağlık hizmeti alanları bilgilendirdiklerinin üzerinde duran Prof. Dr. Kutluk, “Meme kanseri bilgilendirme hattını kuran derneğin, tüm çalışmalarını, Avrupa’daki örgütlerle paylaşıyoruz” şeklinde konuştu.

20 Eylül 2008 Cumartesi

İLAÇ, YAŞATAN BİR SEKTÖRDÜR

Türkiye’de ilaç sektörü ve son gelişmeler üzerine bilgi veren Türkiye İlaç Sanayi Derneği Genel Sekreteri Ecz. Kemalettin Akalın, Türkiye’nin ilaç üretiminde daha da ileri seviyelere geleceğini söyledi.

1951 yılında Ankara doğan, eğitim hayatını Ankara’da tamamlayan Türkiye İlaç Sanayi Derneği Genel Sekreteri Kemalettin Akalın, Ankara Üniversitesi Eczacılık fakültesini bitirdikten sonra Sağlık Bakanlığında Eczacı olarak çalıştı. Türkiye İlaç Sanayi Derneğinin 1951 yılında kurulduğunu ve dernek üyelerinin tamamının Türkiye’de ilaç üreten firmalardan oluştuğunu dile getiren Akalın, 38 üyelerinin olduğunu vurguladı. Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’ün “Devletin ilaç ve eczacılar için yaptığı çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna şöyle cevap verdi:”ilaç yaşayan bir sektördür, devamlı kendini yeniler, her şeyi tam yapsanız bile birkaç yıl sonra bu eskiyecektir. Onun için hiçbir zaman eksik veya yanlış demek mümkün değil. Her zaman olayı düşünürken, o tarihteki şartlara göre düşünmek gereklidir.”

Patentin bir buluş olduğunu ve patentin teknolojiye dayalı koruma anlamına geldiğini vurgulayan Akalın, “İlaç sanayisi olan ülkeleri dünyada 3’e ayırmak lazım. Birinci grup ilaç üretemeyen, geri kalmış ülkelerdir. İkinci grup ilaç üretme becerisine sahip 25 ülkedir ve bunlardan bir tanesi de Türkiye’dir. Üçüncü grup ise ilaç keşfedebilir ülkelerdir. Bunlarda 11 ülke olarak toplanmıştır. İlaç keşfinin en önemli unsuru fona ihtiyaç olmasıdır. Fonu oluşturmak çok zordur. Çünkü 10 bin molekül ilaç adayı olur ki, onların içerisinde bir tanesi ilaç olabilir ve o bir tanesi de risklidir. Faz IV’te, 4-5’de bin kişi üzerinde çalışılır ve sonuç olumlu ise ilaç piyasaya sürülür. Ancak zamanla advers etki denen yan etkiler ortaya çıkabilir ve fayda-zarar oranı ölçülür ve piyasadan çekilebilir.

Ülkemizde İlaç Keşfeden Gruba Girebilir
1980-1990’lı yıllarda, yılda tedaviye yeni giren ilaç sayısı 40-50 iken şimdi yarıya düştüğünü bunun nedeninin daha titiz çalışmalar gerektirdiğini ve emniyetli ürünler piyasaya sürülmesinin zorlaştığını belirten Akalın, son yıllarda çok fazla ilaç firmasının birleşmesinin hem fon için gerekli olduğunu hem de araştırma yapılabilmesi için imkan yarattığını kaydetti. Akalın, “Ülkemizde az sayıda birleşme ve satın alma var. Burada en önemli nokta ülkemizde ilacın üretilmesidir ve ilaç üretim becerisinin devam etmesidir. Devlet AR-GE teşvik kanunu çıkartarak, vergi muafiyetleri ile çalışmaları desteklemektedir” dedi. İlaç yapım aşamalarında aday maddenin önce masada tasarlandığını, sonra bilgisayarda çalışmalar yapıldığına dikkat çeken Akalın, “Daha sonra preklinik denilen çalışmalar yapılır. Bunlar içerisinde laboratuar çalışmaları ve hayvanlar üzerinde deneyler yapılarak incelenir. Çalışmalar başarılı sonuç verdiğinde Faz I-II-III çalışmalarına başlanır ki bunlar insanlar üzerinde yapılan çalışmalardır. Türkiye’de bu konuda mevzuat vardır, nasıl, ne şekilde ve kimlerle çalışılacağı açıklanmıştır. Ülkemizde Faz I dışında tüm fazlar çalışıyor” şeklinde konuştu. Klinik araştırmalar için etik kurullardan ve Bakanlıktan izin almak gerektiğini ifade eden Akalın, izin alınmamış çalışmaların hiç bir yerde yayınlanmadığını ve hiçbir değer taşımadığının üzerinde durdu.

Türkiye’de İlaç Sanayisi Özel Sektör İle İşliyor
İlaçta üç önemli husus olduğunu söyleyen Akalın, “İlaçta kalite vardır, ürün ya kalitelidir ya da kalitesizdir. İkinci kalite diye bir şey yoktur. İkinci şart bulunabilir olması, üçüncüsü de makul fiyatlı olmasıdır. Ülkemizde ilaç sektöründe bu üç hususta mevcuttur. Halk ilacını Genel Sağlık Sigortasından karşılamaktadır” dedi. “Türkiye’de en büyük ilaç alıcısı devlettir, eczacı devletle anlaşmak zorundadır, tek çaresi budur” diyen Akalın, Türkiye’de ilaç sanayinin özel sektör ile geliştiğini ve piyasa ihtiyacını karşıladığı bilinmektedir. Türkiye’ye bazı ilaçlar ithal edilmektedir. Bunun nedeni ise bu grup ilaçların Türkiye’de üretilmesinin ekonomik olmaması veya ileri teknoloji gerektirmesidir” diye konuştu. Hammadde bulma yönünden ilaç sanayisinin Hindistan ve Çin’e kaydığını dile getiren Akalın, Türkiye’de çok az sayıda hammadde üretildiğini, bu ülkelere talebin kaymasının nedenleri içerisinde insan gücünün ve enerjinin çok ucuz olmasının yanında çevreye fazla önem verilmemesinden kaynaklandığının altını çizdi.

19 Eylül 2008 Cuma

MEDİKAL SEKTÖRÜN SORUNLARI ÇÖZÜM BULACAK

TÜDER Başkanı Mustafa Daşcı, Sanayi ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ile toplantısında medikal sektörün sıkıntılarını dile getirdi.

Tıbbi Malzeme ve Cihaz Üreticileri Derneği (TÜDER) Başkanı Mustafa Daşcı, Sanayi Ve Ticaret Bakanı Zafer Çağlayan ile gerçekleştirdiği toplantıda medikal firmaların sorunlarını anlattı. Yapılan toplantıda Daşcı, Bakan Çağlayan’a medikal firmaların devletten alacakları olan 2007 yılına ait ödemelerini alamadıkları için zor durumda kaldıklarını dile getirdi.Bakan Çağlayan’ın, “SGK’ya konuyu bildirmediniz mi?” sorusuna TÜDER Başkanı Daşcı, bildiklerini cevabın en kısa zamanda ödeneceğini söylemenin ötesinde bir gelişmenin olmadığını bildirdi. Bakan Çağlayan durum ile ilgili olarak, alacaklı firmaların durumunu yazı ile iletmelerini, konuyla ilgileneceğini bildirdi. Ayrıca TÜDER Başkanı Daşcı’nın üyeler ile bakanlıkta bir toplantı düzenlenmesi isteğine Bakan Çağlayan, böyle bir toplantıya olumlu baktıklarını ve düzenlenen toplantıda bulunacağını kaydetti.

Düsseldorf, Dubai ve Moskova fuarlarının medikal sektörde önemli bir yer tuttuğunu ve üretici firmaların bu fuarlarda dışa açılımlarında bir merdiven oluşturduğunu vurgulayan TÜDER Başkanı Daşcı, bu fuarlara Bakan Çağlayan’ın da katılmasıyla daha çok ses getireceğini dile getirdi. Bakan Çağlayan, programı çerçevesinde uygun olduğunda mutlaka katılmak istediğini, ancak şu günlerde Sanayi stratejisi dahilinde, sanayi envanterini hazırladıklarını ve çalışmalarının sürdüğünü iletti. Bu çalışma kapsamında sektör ve il bazında verileri topladıklarını ve bu sene sonuna kadar tamamlanacağını söyleyen Bakan Çağlayan, envanterin sunumundan sonra teşvik projesinin gündeme geleceğini kaydetti.

Sanayi Stratejilerinde Sağlık
Sektörle ilgili medikal projelerin raporlarını TÜDER Başkanı Daşcı’dan isteyen Bakan Çağlayan, medikal sektörün de sanayi stratejilerinde yer alması için, çalışmaların üzerinde durulması gerektiğini dile getirdi. Hazırlanan raporları Müsteşar Yardımcısı Fikret Sevinç’e iletilmesini isteyen Bakan Çağlayan, medikal sektörün sorunlarının kendisine sunulmasını söyledi.
Sağlık Sanayi alanı oluşturulması üzerine fikirlerini paylaşan TÜDER Başkanı Daşcı, sağlık yatırımlarının tümünün bu kapsamda olması gerektiği teşvik desteklerinin illere göre değil sağlık sanayisine yapılması gerektiğini ve mutlaka tıp fakültelerinin ve eğitim hastanelerinin olduğu yerlerde tıbbi cihaz organize sanayi sitelerinin oluşması ve teşvik kapsamında olma gerektiğini vurguladı. İhracat 2004 yılında 14 milyon dolar yatırım yapan medikal sektörün, 2007 yılı itibariyle 156 milyon dolar’a çıkan bir ihracat gerçekleştirildiğini dile getiren TÜDER Başkanı Daşcı, en çok Avrupa ülkeleri dahil 84 ülkeye ihracat yaptıklarını kaydetti. Toplantıda TÜDER Başkanı Daşcı’nın konuşması dahilinde yetkili birime telefonla talimat veren Bakan Çağlayan, sağlık sanayisi konusunda sektörel bazda ilgilenilmesinin üzerinde duracağını belirtti.

KOSGEB’in tıbbi açıdan vermiş olduğu desteğin yeterli olmadığını sadece fuar anlamında katkı sağlandığını dile getiren TÜDER Başkanı Daşcı’nın, bu talebine istinaden Bakan Çağlayan, durum hakkında KOSGEB Başkanı Mustafa Kaplan’a istek ve görüşlerini bildirmelerinin gerekliliğinin üzerinde durdu. Yerli üretimin markalaşması ve Pazar paylarının artması için birebir tanıtım organize yaptıklarını bildiren TÜDER Başkanı Daşcı etkinlikleri içerisinde hekimlerimizi üretici firmaların tesislerini gezdirdiklerini ifade etti. TÜDER Başkanı Daşcı, kullandıkları ürünlerin nasıl üretildiğini, hangi standartlara göre üretildiğini görme fırsatı sağladıklarını dile getirdi. Bu etkinliklerden memnuniyet duyduğunu belirten Bakan Çağlayan, her daim yapılacak çalışmalara destek vereceğini söyledi.

18 Eylül 2008 Perşembe

TÜRKİYE İLE GÖZ GÖZE

‘Türkiye ile Göz Göze’ projesi dahilinde Türkiye’yi dolaşan Dünya Göz Grubunun tırı bu kapsamda ulaşamayana ulaşmayı hedeflerken, Türkiye’nin göz haritasını çıkartıyor.

Sosyal sorumluluk projeleri dahilinde ‘Türkiye ile Göz Göze’ projesi ile ücretsiz tarama yapan Dünya Göz Grubu Ankara festivali kapsamında katılımını gerçekleştirdi. Temel sloganı ‘Ulaşamayana ulaşmak’ olan proje 4 yıldır devam ediyor. 50 ilde ve 150 ilçede 250 bin insanı muayene ederek 60 bin gözlük dağıttıklarını belirten Proje Yönetmeni Selçuk Eken, hayatında hiç muayene olmamış hastaları muayene ederek gözlük verdiklerini kaydetti. Eken, 1 milyona yakın ilaç dağıttıklarını vurguladı. Database oluşacak şekilde bir form doldurduklarını böylece Türkiye’nin göz haritasını çıkartacaklarına dikkat çekti. 81 ili tamamlandıktan sonra tekrar dolaşılmaya devam edileceğini anlattı. Gittikleri her noktada yoğun bir ilgi ve sevgi ile karşılaştıklarını, tüm doktorların ve ekibin sosyal sorumluluk bilincinin gururunu yaşadıklarını sözlerine ekledi. Göz ile ilgili Dünya’da ilk defa böyle bir çalışma gerçekleştirildiğini anlatan Eken, 81 ili kapsayan projede 31 ilin kaldığını belirtti.

Doktorlar Gönüllü Katılıyor
3 yıldır Dünya Göz Hastanesinde çalışan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Aslıhan Öztürk, pediatrik oftalmoloji ve şaşılık üzerine branşlaşmayı tercih ettiğini söyledi. ‘Türkiye ile Göz Göze’ projesinde görev almayı gönüllü olarak istediğini dile getiren Op. Dr. Öztürk, muayenelerde göz bozukluklarına çok sık rastlandığına; ancak en önemli rahatsızlığın çocuklarda göz tembelliği olduğuna dikkat çekti. İleri yaşta tedavisi olmayan bu rahatsızlığın erken yaşta kapama tedavisi ile düzetildiğini kaydeden Op. Dr. Öztürk, “Her gün 4-5 çocukta göz tembelliği saptıyoruz. Çocukların en geç 2 yaşında göz muayenesi olması gerekiyor. Hayatında ilk defa muayene olan hastalarda glokom, katarakt saptandığında belediyeler ile anlaşma yapılıyor. Bu hastalardan hiç bir ücret almadan ameliyatlarını hastanemizde yapıyoruz. Mağdur durumda olan hastalara ilaç ve gözlük verildiğinde yaşanan mutluluğu paylaşmak çok güzel bir duygu” dedi.

Dünya Göz Hastanesi’nin 12 şubede 120 doktor ile dünyanın en büyük göz hastanesi kompleksi olduğunu belirten Op. Dr. Öztürk, “Ameliyathaneleri sadece göz için dizayn edilmiş; bu durum sterilite açısından önemli. Ameliyathanede dezenfeksiyon ve sterilizasyona verilen önem sayesinde ameliyat sonrası komplikasyon oranımız çok düşük. En iyi ve en yeni cihazları alıyoruz. Katarakt ameliyatında göze American FDA onaylı gözün doğal merceğine en yakın özelliklere sahip mercek kullanıyoruz. Kaliteden kaçmıyoruz. Danışma ve randevu almak için özel çağrı merkezimiz ve acil durumlar için hastanelerimizde 24 saat boyunca uzman doktorlarımız var. Bütün göz ameliyatlarında iyiyiz. Ayrıca 19 ayrı alt branşta uzmanlaşmış hekim kadromuz mevcut ve hastada hangi göz hastalığı saptanmışsa o alanda branşlaşmış hekime yönlendiriliyor” şeklinde konuştu.

17 Eylül 2008 Çarşamba

ÇORUM’DA HASTANE ATAĞI

Çorum’daki hastanelerin birleşmesi ve yeni hastane yatırımları hakkında Sağlık Dergisine bilgi veren Çorum Vali Yardımcısı İsmail Çorumluoğlu, sağlık turizminde önde gelen merkezlerden biri olacaklarını söyledi.

Çorum sağlık yönünden değişim içinde, birleşen hastaneler sıkıntıyı aşmak için çalışmalar sürüyor. Hastanelerin birleşmesiyle sağlık sıkıntısının aşıldığını dile getiren Çorum Vali Yardımcısı İsmail Çorumluoğlu, Çorum’da büyükşehirlerde yaşanan trafik sorunu olmadığını hastaneye ulaşmanın zor olmadığını kaydetti. Tam donanımlı bir hizmet vermek için Hasan Paşa Devlet Hastanesi ve Kadın Doğum Hastanesi, Çorum Devlet Hastanesi çatısı altında buluşarak bunu başarmayı hedeflediklerini vurgulayan Çorumluoğlu, “Hasan Paşa Devlet Hastanesinin yerine Göğüs Hastalıkları Hastanesi binasına taşınacak, böylece çevre illerde hizmet verir konuma gelecek. Ancak Ahmet Hamoğlu ile görüştük, bu yaz sonunda yaptığı hastane bitireceğinin sözünü aldık. Göğüs Hastalıkları Hastanesi binasına Diş ve Ağız Sağlığı Hastanesi açılacak. Devlet Hastanesinin inşaatı bitti ve böylece modern bir binaya kavuştu. Şimdi de Kadın Doğum Hastanesi ile entegre oluşturacak şekilde koridorla bağlanıp, yönetimi de entegre olacak” dedi.
Tarım Müdürlüğü ile görüştüklerini hizmet verdiği alanda bölge hastanesi kurulacağını ve yer tahsisini yaptıklarını belirten Çorumluoğlu, 130 dönümlük alana bölge hastanesi kurulacak ve bu hastane tıp fakültesine temeli teşkil edeceğini vurguladı. Öğretim görevlisi bulmakta zorluk çekildiği için tıp fakültesinin kurulmasını geciktirdiğini ifade eden Çorumluoğlu, Celilkırı köyü mevkiinde 4700 dönümlük bir alan tahsis ettiklerini söyledi. Ankara yolu üzerinde yol kenarında olan yerin ulaşımının kolay olmasının da tercih edilme sebebi olduğunu kaydeden Çorumluoğlu, şehrin Sungurlu tarafına doğru genişlediğine dikkat çekti.

Çorum Sağlık Turizminde Olacak
Kene konusunda verdikleri uğraşın karşılığını alamadıklarını ileten Çorumluoğlu, “Bu konuda bilgilendirme toplantıları yapıyoruz. Broşür dağıtarak, sprey dağıttık. Vatandaşlarımıza açık renkli giyinin diyoruz” şeklinde konuştu. Alımların bazılarını Kamu İhale Kurumu ile bazılarını da doğrudan yaptıklarını dile getiren Çorumluoğlu, sistemi hızlandırıcı işler yaptıklarını kaydetti.

Sağlık turizminde Çorum’un geliştiğini dile getiren Çorumluoğlu, Türkiye’deki sağlık gelişimi çok güzel gelişmeler yaşandığını ve bunun umut verdiğini kaydetti. Turist hem tedavi hem de turizm için Hattuşa, Boğazkale Yazılıkaya, Alacahöyük gibi gezilecek yerlerin olduğunu vurgulayan Çorumluoğlu, büyük şehirlerde aşırı yüklenme olduğunu ve bunu Anadolu’ya yayılmasının gerektiğine dikkat çekti. Çorum sanayisinin sağlık alanında gelişmesinin umut verici olduğunu
İfade eden Çorumluoğlu, “Sağlık alanında ertelenmeyecek bir sektör. Bundan sonra genişleyerek büyüyen atılımlar olacaktır” dedi.

16 Eylül 2008 Salı

TAM KORUMA

Sağlık sektöründe 14 yıldır hizmet veren Gama İç ve Dış Ticaret Pazarlama Limited Şirketinin Genel Müdürü Dilek Güllü, kimyasal, biyolojik ve nükleer partiküllere karşı kişisel koruma sağlayan ekipmanlar hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

Sağlık çalışanlarına ve risk altında bulunanlara, kişisel koruma sağlayan ekipmanlar, İtalyan menşeili CL.com firmasından ithalatını gerçekleştiren Gama Limited Şirketi, bu özel ürünleri Türkiye’ye sundu. Ürünlerin eğitim programını Otel İçkale’de gerçekleştiren Gama Limited Şirketi, 35 kişinin katıldığı programda, ürün eğitimini CL.com firmasının yetkisi, Stefano Cebrini verdi.

Kişisel koruma sağlayan, tulum, önlük, gözlük, maske, filtre ve eldivenden oluşan set; biyolojik, kimyasal maddeler ve nükleer partiküllere karşı koruma sağlarken ürünlerin tamamı uluslar arası kuruluşlardan onay almış olması ürünün güvenirliliği açısından son derece önem kazanıyor. Dünyada artan salgın hastalıklar, kimyasal ve biyolojik tehditler, kişilerin kendilerini korumaya almasının ne kadar önemli olduğunu ve bu durumun göz ardı edilemeyecek bir gerçek olduğunu ispat etmiştir. Son yıllarda dünyada yaşanan sars, kuş gribi, deli dana, ebola ve kırım kongo kanamalı ateşi gibi biyolojik ve kimyasal tehditler yayılarak insanların ölümüne sebep oluyor. Gama firması bu tehditleri dikkate alarak, hastane çalışanlarını, sivil savunma ekiplerini, laboratuar çalışanlarını, ilk yardım ekiplerini ve askeriye çalışanlarını korumayı hedefleyerek kişisel korunma ekipmanlarını ülkemize getirdi.


Kaliteden Ödün Vermiyor
Dünyada artan salgın hastalıklar, kimyasal tehditler insanoğlunun kendisini korumaya almasının ne kadar önemli ve gerekli olduğuna dikkat çeken Gama Ltd. Şti. Genel Müdürü Dilek Güllü, “Ürünlerimizin özellikleri ve diğer ürünlerden farkları şöyle; koruyucu kıyafetlerin kumaşı nonwoven spunbond polipropilen kumaştan yapılmış olup dış kısmı polietilendir. Kumaş 0,024 mikron por büyüklüğündedir ve en küçük kan patojeni olan Hepatit C virüsünü bile geçirmez. Bu sayede yüksek koruma ve yüksek konfor sağlar. Dikiş tekniği ultrasonik olup fermuar kısmı çift bandaj kaplıdır. Bu özellikleri sayesinde biyolojik, kimyasal ve nükleer tehdit edici maddelerin geçişine izin vermez. Su ve kan gibi maddeleri geçirmez. CE standartlarında, tek kullanımlıktır” dedi.

EN 54/2000 direktiflerine göre üretilmiş ve biyolojik risklere karşı etkili patentli maske (CL 7) Bios, 2. ve 3. grup tehditlere karşı yüzde 99 koruma sağladığını ifade eden Güllü, biyolojik risklere karşı kesin koruma sağladığını kaydetti. Maskenin dört katmandan meydana geldiğini; ilk katmanın suyu tuttuğunu, ikinci katmanın maskeye şeklini verdiğini, üçüncü katmanın filtre görevi gördüğünü ve son katmanın ise alerji riskini önlediğini dile getirdi. Güllü, “Ürünler 686/89 CE direktiflerine göre üretilmektedir. Bu direktifte ‘Notify Body’ denilen kuruluşlar vardır. Ürünün kalitesi yılda 2 kez kontrol edilir” şeklinde konuştu.

15 Eylül 2008 Pazartesi

DÜNYA STANDARTLARINDA HASTANE

Yakında açılışı yapılacak olan Ankara Medicana İnternational Hastanesi yatırımları hakkında Sağlık Dergisi Yazı İşleri Müdürü Esra Öz’e konuşan Medicana İnternational Yönetim Kurulu Başkanı Dt. Hüseyin Bozkurt, Konya Medicana İnternational Hastanesi’nin ardından üniversite çalışmalarının hız kazanacağını söyledi.

Yıldız Teknik Üniversitesinde Mimarlık eğitimini yarım bırakarak İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine geçen Medicana İnternational Yönetim Kurulu Başkanı Dt. Hüseyin Bozkurt, ilk olarak Ankara Jandarma dispanserinde çalıştı. 1 yıl özel sektörde çalıştıktan sonra Bahçelievler Ömür Hastanesini kuran Dt. Bozkurt, poliklinikte olan işletme hatalarına tepki göstererek kendi hastanesini kurdu. Avcılar ve Çamlıca’da hastane açan Dt. Bozkurt, 5 yıldır hizmet veren Bahçelievler diş kliniğinin yerine tam donanımlı hastane açtı. 2007 yılında Bahçelievler’de Diş Hastanesi açtıklarını kaydeden Dt. Bozkurt, bu hastanede ağız ve çene cerrahisi alanında başarılı operasyonlar gerçekleştirdiklerini belirtti. 2008 yılının Mayıs ayında dünyada ilk 100 özel hastane içerisinde yer alan Beylikdüzü Medicana Hastanesini hizmete açtıklarını ifade eden Dt. Bozkurt, bundan sonraki yatırım planları hakkında şöyle konuştu: “İç Anadolu’nun en büyük hastanesi konumunda Konya Medicana İnternational Hastanesini 30 bin metrekare alanda kurma çalışmalarımız hızla devam etmektedir. Tüm branşları bulunduracak olan hastane 2009 yılında hizmete açılacak. Bahçelievler Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi çalışmalarımızın da sonuna yaklaşılmış durumda. 20 yıldır özel sağlık sektöründe varız. Ankara Medicana international Hastanesi dünyadaki yatırımların içerisinde ilkler arasında olma özelliğini taşımaktadır. Ana cadde üzerinde bulunmasının yanında; travmatoloji, çocuk kalp cerrahisinde iddialıyız. İstanbul’da en çok vaka yapan grup biziz, bunu Ankara’ya da taşımak istiyoruz. Kanser, kemik iliği, karaciğer ve böbrek transplantasyonu alanlarında söz sahibi olacak bir merkez. 500 hastasıyla Türkiye’de en çok diyaliz hastasına sahip grubuz. Tüp bebek dışında jinekolojik onkoloji alanında güçlü bir merkez olacağız. Sağlık turizmi alanında hastanelerimiz tüm branşlarda hizmet verecek kapasitede yabancı hasta potansiyeli açısından dünyada birçok hastane ile yarışacak düzeyde. Dünya çapında yaklaşık 1000 hastane gezdim, donanım, yardımcı personel, kalifiye kadro yönünden çok başarılı durumdayız. Akıllı bina özelliklerine sahip olan Ankara, İstanbul ve Konya Medicana Hastaneleri 1,7 oranında depreme daha dayanıklı özellik taşımaktadır.”


Üniversite Açılacak
Eğitim alanında gelişmeleri destekleyerek, tıp fakültesi açarak sağlık sektöründe oluşan açığı kapatacaklarını belirten Dt. Bozkurt, “Hedefimiz kendi kadromuzu hem sağlık sektörüne yetiştirmek hem de burslu öğrencileri destekleyici ortak çalışmalar sürdürmek” dedi. Yabancı hekimin gelmesine sıcak baktığını vurgulayan Dt. Bozkurt, ülkemizde yaşayan yabancı uyruklu hekimlerin zor durumda kaldığını, mağdur durumda olan hekimlere çalışma hakkı verilmesi gerektiğinin altını çizdi. Doğuda bulunan doktor açığını, Türki devletlerden gelecek doktorlara oryantasyon uygulanarak kapatılması gerektiğini kaydeden Dt. Bozkurt, hekim açığının yanında yabancı hasta transferi yaparken yabancı hekimin hasta potansiyelini de kazanılmış olunacağını söyledi. İyi eğitim almış hekimlerin gelmesini istediğini ifade eden Dt. Bozkurt, belli standartlardaki doktorların hizmet vermesine izin verilmesi gerektiğini vurguladı.

Yurtdışından Hekim Ve Hastanın Yolu Açılmalı
Hayallerini gerçekleştirmek için 18 saat çalıştığını bildiren Dt. Bozkurt, tatillerinde bile hastane gezdiğini bunu hayatının bir parçası olarak yaşadığını kaydetti. Sağlık üssü olma yolunda ilerlerken devletinde katkı sağlaması gerektiğine dikkat çeken Dt. Bozkurt, yurtdışından gelen insanların sigorta anlamında anlaşma sağlanarak buraya geldiklerinde parayı düşünmelerini ortadan kaldırılması gerektiğini ifade etti. SGK ile anlaşma yapma konusunda toplantı yapıldığını ancak henüz karar verilmediğini dile getiren Dt. Bozkurt, bazı fiyatların iyileştirildiği takdirde anlaşma yapacaklarını söyledi. Tam gün konusuna sıcak bakmadığını vurgulayan Dt. Bozkurt, hekim sayısının kısıtlı sayıda olduğunu ve bu durumun sağlık hizmeti sunumda daha da zorluk yaşatacağını işaret etti. Türkiye’nin Avrupa standartlarında sağlık hizmeti sunmaya başladığını, 20 sene önce böyle bir durumun hayal bile edilmediğini kaydeden Dt. Bozkurt, ilerde başarılı bilim adamları yetiştirerek gelişmelerin sağlanacağını belirtti. Aile hekimliği uygulamasında yeterli mezun olmadığını ve başvuru merkezlerinin yetersiz kaldığı değerlendirmesini yapan Dt. Bozkurt, ön başvuru merkezinin olmasının çok önemli olduğunun üzerinde durdu.

14 Eylül 2008 Pazar

ÇORUM’DAN SAĞLIK ATAĞI

Çorum’un sağlık alanında ilklerde yer aldığını belirten Çorum İl Sağlık Müdürü Dr. Fikret Purtul, yatırım atağını sürdüreceklerinin müjdesini verdi.

2003 Mayıs ayından bu yana Çorum il Sağlık Müdürü olarak çalışan Dr. Fikret Purtul, il sağlık müdürü olduğundan bu yana birçok yeniliğe imza attı. 1 Ocak 2008 tarihinden itibaren aile hekimliği uygulamasına geçen Çorum, ilk iller arasında yerini aldı. 2007 yılında 15 hastane, 84 sağlık ocağı ve 202 sağlık evi bulunan Çorum’da bu yıl itibariyle birleşen 3 hastane ile 13 hastane, 129 sağlık evi ve aile hekimliği hizmetinin başlamasıyla birlikte 166 aile hekimliği bölgesi bulunduğunu belirten Dr. Purtul, 2003 yılında birinci basamakta poliklinik sayısı 671 bin iken 2007 yılında birinci basamakta 964 bin poliklinik sayısına ulaşıldığını ve 64 bin hastanın ise yatarak tedavi gördüğünü söyledi.

2005 yılında merkez laboratuarını hizmete açan Dr. Purtul, bu hizmetle birlikte sağlık ocaklarında da yapılan tedavi sırasında laboratuar ihtiyacını karşılayarak önceden 1. basamakta olmayan bir hizmeti vermeye başladıklarını böylece hizmet alımı ve araç kiralama sistemi ile bunu sağladıklarını ifade etti. Vekil ebe uygulaması ile 203 sağlık evinde 7 ebe bulunurken, bugün 135 köyde vekil ebe bulunduğunu vurgulayan Dr. Purtul, yeni dönemde ise 20 ebe daha alınacağını belirtti.

İl Sağlık Müdürlüğü olarak ISO 9001:2000 kalite belgesi aldıklarını dile getiren Dr. Purtul, Hekim seçme özgürlüğü uygulamasına geçtiklerini kaydetti. Bebek dostu ilk il olduklarını vurgulayan Dr. Purtul, 112 acil istasyon sayısının ilde sadece 3 tane iken, artık her ilçede olmak üzere 17 istasyona ulaşıldığını ve acil vakalarda 9 dakikanın altında ulaşıldığına dikkat çekti. Aile hekimliği uygulamasına geçilmeden önce mobil sağlık hizmeti verdiklerini dile getiren Purtul, Dodurga ve Uğurludağ ilçelerinde 30 yataklı Devlet Hastanesi hizmete açtıklarını kaydetti. 100 yataklı Sungurlu Devlet Hastanesi için mevcut binanın eksikliği nedeniyle 150 yataklı hastane inşası çalışmalarına başlandığını belirten Dr. Purtul, 11 yeni ambulansın bu dönemde hizmete girdiğini söyledi.

Üç Hastane Bir Arada
Devlet Hastanesi, Hasan Paşa Devlet Hastanesi ve Kadın Doğum Hastanesinin birleştirilmesiyle birlikte oluşan sorunları aştıklarını dile getiren Purtul, “Devlet hastanesi çatısı altında tüm hastanelerimizi topladık. Hasan Paşa Devlet Hastanesi’nin bulunduğu çevredeki halkı mağdur etmemek için 3 binadan bir tanesini 14 branşta hizmet veren poliklinik şeklinde düzenledik. Devlet hastanesine sadece yatan hasta ve ameliyat gibi durumlarda ihtiyaç duyulduğunda geliyorlar. Diğer iki binaya Göğüs Hastalıkları Hastanesi taşınacak, Göğüs Hastalıkları Hastanesinin yerine ise 30 Ünitlik Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi açacağız” dedi. Dr. Purtul, 400 yataklı yeni bir hastane için yer tahsis çalışmalarının sürdürüldüğünün bilgisini verdi.

Eğitim programları düzenlediklerini ve özellikle son dönemde kene üzerine verilen kayıpları önlemek için, bütün köylere gidilip eğitim çalışmaları yapıldığını belirten Dr. Purtul, 20 bin hane ve eve kene spreyi dağıtıldığını, öğretmen, imam ve muhtarları bilgilendirerek broşür dağıtıp ve afiş asarak halkı bilgilendirdiklerini söyledi. Ayrıca Çorum’da başlatılan iyot yetersizliği hastalıklarının önlenmesi ve tuzun iyotlanması programı hakkında Dr. Purtul, “ Halkımızın İyotlu tuz kullanımına ilgilerinin artırılması amacıyla ; öncelikle sosyal ekonomisi düşük köylerde olmak üzere toplam 17.180 paket iyotlu tuz dağıtımı yapıldı” dedi.

13 Eylül 2008 Cumartesi

HEKİMLER YENİLİKLERİ BELİRLİYOR

Yeni binasına taşınacak olan Çorum Göğüs Hastalıkları Hastanesi, yeni üniteleri ve laboratuarı ile üniversite hastanelerini aratmıyor

1950 yılında yığma tarzda bir bina olarak inşa edilen Çorum Göğüs Hastalıkları Hastanesi, önümüzdeki günlerde yeni binasına taşınacak. 2007 yılından bu yana Çorum Göğüs Hastalıkları Hastanesi Başhekimi olarak görev yapan Dr. Tarkan Özdemir, hastanelerinin mevcut kapasitesinin 116 yataklı olduğunu ve tadilatı bitmek üzere olan binaya taşındıklarında yatak sayısının önemli oranda artacağını ifade etti. Halen tadilatı devam etmekte olan binada ikişer kişilik odalarda, televizyon, buzdolabı ve gardırop olacağını vurgulayan Dr. Özdemir, fiziki yapı nedeni ile özel odalar dışında banyo-tuvalet olmadığını söyledi. Şirket elemanları dahil yaklaşık 160 personel içerisinde, 7 uzman doktor ve 4 pratisyen hekim kadrosuyla hizmet veren hastanede yaz aylarında günlük 300 poliklinik sayısı olurken, kış aylarında bu sayının 500’ü bulduğunu belirtti. Hasta popülasyonlarının ağırlıklı olarak KOAH, astım, pnömoni, akciğer kanseri ve tüberküloz hastalarından oluştuğunu dile getiren Dr. Özdemir, 2007 yılında 80 bin poliklinik, 3 bin 500 yatan hasta sayısı olduğunu kaydetti. Yüzde 2 sevk ve yüzde 70-80 doluluk oranı olduğunu kaydeden Dr. Özdemir, hastanelerinde hasta haklarına önem verildiğini söyledi. Hasta hakları konusunda sorun yaşamadıklarını ifade eden Dr. Özdemir, kadrolarında sosyal hizmet uzmanı bulunduğunu ayrıca her hekime bir poliklinik uygulamasına geçtiklerini vurguladı.




Yeni Üniteler Açıldı
Hastanelerine Non İnvaziv Yoğun Bakım Ünitesi açtıklarını belirten Özdemir, “Bu grup hastalar ciddi emek isteyen ve özel bakım gerektiren komplike vakalar olduğu için genelde üniversite ya da eğitim araştırma hastanelerinde takip ediliyorlar. Fakat özellikle kış aylarında yer sorunu yaşanıyor ve sevk yapılamıyor. Biz başlangıç olarak 2 yataklıda olsa böyle bir birim açtık ve son derece doğru bir iş yaptığımızı düşünüyoruz” dedi. Laboratuarda çalışılan tetkiklere yenilerinin eklendiğini ifade eden Özdemir bunların Kan Gazı Ünitesi, Elisa testleri, koagulasyon testleri, BNP ve D-Dimer olduğunu belirtti. Benzeri ancak üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde olan Solunum laboratuarı, Video-Bronkoskopi laboratuarı, Uyku laboratuarı, alerji ünitesi, sigara bırakma polikliniği, digital röntgen sistemi kurduklarını dile getiren Özdemir, “Özellikle solunum sistemi hastalıklarını erken dönemde tespit etmemizi sağlayan solunum fonksiyon testi, CO difüzyon testi, bronşprovakasyon testi, kapasite ölçümleri,solunum kas gücü ölçümleri,astım ve rinitli hastalarda alerji testleri yapıyoruz. Uykuda solunum durması ile ilgili polisomnografi tetkiki uyguluyoruz, sigarayı bırakmak isteyenlere profesyonel danışmanlık hizmeti sunuyoruz. Digital röntgen sistemi ile gereksiz film basımının ve çevre kirliliğinin önüne geçmiş bulunmaktayız. Bronkoskopiden özellikle şüpheli lezyonların ayırıcı tanısında faydalanıyoruz” şeklinde konuştu.

Hastanelerinde yenilikleri hekimlerin isteği doğrultusunda gerçekleştirdiklerini belirten Özdemir, “Amacımız üniversite ve eğitim araştırma hastanelerinde yapılan tetkiklerin perifer hastanelerde de yapılabileceğini göstermek, hasta sevk oranını azaltmak, hasta mağduriyetini önlemek, doktorlara mesleki tatmini yaşatmak ve döner sermayemizi güçlendirerek personelimizi parasal yönden desteklemektir” dedi.

11 Eylül 2008 Perşembe

BAKANLAR KURULU: “YÜZDE 30” DEDİ

SGK’da yapılan basın toplantısında konuşan Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik: "Vatandaş önceden 10 katı katılım payı verirken şimdi yüzde 30 verecek" dedi.

2002 yılından bu yana yaptıkları çalışmaları hatırlatarak, insan merkezli birçok düzenlemeyi hayata geçirdiklerini dile getiren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, artık sağlık hizmetlerine erişimin daha kolay olacağını, 1 Ekim tarihinden sonra bu hizmetin daha da yaygınlaşacağını söyledi. Özel hastanelere en fazla yüzde 30 katkı payı ödenmesi uygulamasının devam edeceğini belirten Bakan Çelik, "Katkı payı konusunda yanlış anlaşılma var, bu vatandaş açısından olumlu bir uygulamadır. Vatandaş daha önce tedavi karşılığında yüzde 10 katı katkı payı öderken, şimdi en fazla yüzde 30 ödeme yapıyor" dedi. Özel hastanelerin bu konudaki itirazlarını da dikkate aldıklarını ifade eden Bakan Çelik, katkı payının Bakanlar Kurulu'nca belirlendiğini, bakanlığın veya Sosyal Güvenlik Kurumu'nun bu oranı değiştirme yetkisi olmadığını vurguladı.


Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu Çalışmaları Başlıyor
Sosyal Güvenlik Kurumu'nda özel sağlık işletmeleri yöneticilerinin de hazır bulunduğu toplantıya katılan Bakan Çelik, yüzde 30'la sınırlandırılan katkı payına ilişkin önemli açıklamalar yaptı. AK Parti hükümetinin 2002 yılından bu yana sağlık alanında insan merkezli birçok önemli projeyi hayata geçirdiğini anlatan Bakan Çelik, hastanelerdeki hengame ve hizmete erişimde yaşanan sıkıntıların büyük ölçüde giderildiğini kaydetti. Bakan Çelik, 5510 sayılı kanun gereğince oluşturulan Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu'nun önümüzdeki cuma günü ilk toplantısını yaparak çalışmalara başlayacağını söyledi. Özel hastanelerin vatandaşlardan alacağı fark tavanının yüzde 30 olarak 4 Haziran tarihinde Bakanlar Kurulu'nca belirlendiğini kaydeden Çelik, bu oranda yapılacak değişikliğin ancak Bakanlar Kurulu'nda değerlendirilebileceğini vurguladı. Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından katkı payının artırılmasının söz konusu olmadığına dikkat çeken Bakan Çelik, sağlık hizmetlerinin temelinde vatandaş memnuniyeti ve sistemin devamlılığı olduğunu kaydetti.


Gazetecilerin sorusu üzerine katkı payının artırılması konusunun Bakanlar Kurulu'nun vereceği bir karar olduğunun üzerinde duran Bakan Çelik, "Bakanlık olarak bütün sektör bizim bu konudaki görüşümüzü biliyor. Yüzde 30 uygulaması Sağlık Bakanlığı'nın verileri doğrultusunda ortaya çıkan bir karardır. Katkı payı konusunda yanlış anlaşılma var, salt anlamda bu vatandaş açısından olumlu bir karardır. Vatandaş daha önce tedavisi karşılığında yüzde 10 katkı payı öderken, şimdi en fazla yüzde 30 ödeme yapıyor. Yani siz tedavi olurken sınırsız dediğiniz ödeme durumundan yüzde 30'a çekiliyor. Sosyal taraflarda bu durumdan memnun. Sağlık Bakanlığı verileri bu uygulamanın özel sektörü sıkıntıya sokmayacağını gösteriyor ama özel sektör buna itiraz ediyor" şeklinde konuştu. Bir soru üzerine ise sağlıkta Paket Fiyat Uygulaması'nın Danıştay tarafından iptal edildiğinin üzerinde duran Bakan Çelik, "4 Eylül tarihine kadar süremiz var. Yeni bir düzenleme yapılacak. Danıştay'ın iptal kararını dikkate alarak yeni bir Sağlık Uygulama Tebliği hazırlanacak" cevabını verdi. Prim borçlarının yeniden yapılandırılması için açıklanan ek sürenin 8 Eylül 2008 tarihinde sona ereceğini belirterek, kuruma borcu olan vatandaşları fırsatı değerlendirmeleri konusunda uyardı. 46 katrilyon liralık prim alacağından 20.5 katrilyon lirasının yapılandırılması için müracaat yapıldığını anlatan Bakan Çelik, ilk yapılanma sürecinde 4 katrilyonun nakit olarak kurum kasasına girdiğini sözlerine ekledi.

10 Eylül 2008 Çarşamba

YÖNETİM FARKI

Bursa Zübeyde Hanım Doğumevi Başhekimi Op. Dr. Şeref Nişancı, hastanelerinde oluşturdukları yeni yönetim şeklini ve 3 yıllık stratejik planlarını Sağlık Dergisine anlattı.

170 yataklı Bursa Zübeyde Hanım Doğumevi 2007 yılı itibariyle 190 bin poliklinik sayısına ulaştı. Yatak işgal oranının yüzde 96 olduğu hastanede bir hastanın kalış süresi ortalama 2,27 gün. Yapılan doğumların yüzde 43’ü sezeryan olurken doğum sayısı 13 bin 800 olmak üzere toplam 15 bin ameliyat gerçekleştirildi. 28 kadın doğum, 4 çocuk, 2 enfeksiyon ve 1 biyokimya uzmanı olan hastanede 10 pratisyen hekim, 4 anestezi uzmanı, 140 ebe hemşire ve 150 personel bulunmaktadır. 14 hizmet direktörü bulunan hastane de tıbbi hizmetler direktörlüğü, hasta bakımı, finans yönetimi, malzeme ve tedarik yönetimi, insan kaynakları yönetimi, toplum ve çevreye katkı, halkla ilişkiler ve iletişim, teknik hizmetler, bilgi ve teknoloji, hasta güvenliği, sağlıkta hukuk, kurumsal mükemmellik, yönetim hizmetler yönetimi, stratejik yönetim ve diğer hizmetler yönetimi olarak tüm birimler üst yönetim adı verilen başhekimlik altında toplanıyor. Yönetim şekli bakımından yeni bir sistemi oluşturan Bursa Zübeyde Hanım Doğumevi Başhekimi Op. Dr. Şeref Nişancı, “Sağlıkta Hukuk Bölümü, Kamu İhale Kurumu ile ilgili işlemleri, Sayıştay ile ilgili işlemleri, hasta ve hekim hakları, hemşire problemlerinin tümünün çözümü üzerine çalışacak bir bölüm olarak kuruldu” dedi. İşletme mantığını geliştirmek için işletme üzerine master yapan Op. Dr. Nişancı, işletme de en önem verilenin hastaların memnuniyeti olduğunu dile getirdi. Çalışan memnuniyeti de işletmenin temelini oluşturduğunu kaydeden Op. Dr. Nişancı, bu çerçeve de çalışanlara voleybol, masa tenisi, bowling turnuvaları ve özel davetler gibi birçok aktiviteler düzenlediklerini ifade etti. 2 bin metrekare kapalı alanda istihdam eden hastanenin, boş bulunan orta alanını danışma, eğitim ve bekleme salonu haline dönüştürdüklerini belirten Op. Dr. Nişancı, 2,5 yıldır görev yaptığı hastaneyi daha kullanışlı bir duruma getirmeyi hedeflediğini bildirdi. Yeni doğan yoğun bakım ünitesinin 3. düzeyde 10 adet, 2. düzeyde 15 adet ve 1. düzeyde 15 adet yatak kapasitesi ile yeniden yapılandırıldığını dile getiren Op. Dr. Nişancı, “Yapılan bu yeni sistem sayesinde ayda 200 milyar lira fazladan gelir elde ediyoruz. Yoğun bakımımızı aspiratör, respiratör dahil olmak üzere tam teşekküllü hale getirdik. 10 tane yeni iki kişilik oda düzenlenirken, daha önce 6 kişilik olan toplam 60 odayı, 2 kişilik oda haline dönüştürdük. Tek kullanımlık sezeryan seti kullanılmaya başlandı. Dansitometre, röntgen, koter, mamografi aletleri aldık. Röntgen ünitesi oluşturuldu. Poliklinikler ofis haline dönüştürüldü, her iki hekime bir oda verildi. Hasta tanıma kartları yapıldı, hasta kendi sırasını o kartı geçirerek alıyor, ön kayıt ve ilk kayıt kaldırıldı. Yeni bir yemekhane yapıldı. Buski ve logarların hepsi elden geçirilerek, bahçe düzenlemesi yenilendi. Sürekli yeniliklerimizi sürdürürken kalitemizden ödün vermiyoruz. Bunu da aldığımız İSO belgesi ve Excellence Model Overview (EFQM) mükemmellikte kararlılık belgesi ile göstermiş oluyoruz. Türkiye’de EFQM mükemmellikte kararlılık belgesi alan üçüncü hastaneyiz. Bursa KALDER 2008 tarafından verilen ödüle başvurduk. Bu ödüle başvuran tek sağlık kuruluşuyuz” şeklinde konuştu.

Kaliteli Ürünü Ucuza Almak
Hastanelerinde aile planlama ünitesi oluşturulduklarını ifade eden Op. Dr. Nişancı, bilgi işlem, metro eternet ve serverlerin hepsinin yenilendiğini kaydetti. Hastanelerinde ihtiyacı karşılamadığı için İkinci asansörü yaptıklarını belirten Op. Dr. Nişancı, merkezi oksijenizasyon sistemi ile de oksijen tüplerinden kurtulduklarını vurguladı. Tıbbi atıklar çöp toplama alanı oluşturulduklarına dikkat çeken Op. Dr. Nişancı, “Tüm kapılar ve hastane içi güvenliğin sağlanması için kamera sistemleriyle donatıldı. Acil poliklinik düzenlendi. Ecza depoları bina dışına çıkartıldı ve boşalan alan toplantı salonu haline getirildi. Dış cephe ıslah edildi. Diyetisyen, fizyoterapist ve kadın doğum uzmanları tarafından halka ve personele eğitim toplantıları düzenleniyor. Tedavi başarı oranları 3 yıllık stratejik planlar hazırladık ve ölçütler koyduk ancak, henüz bu planları uygulamaya geçiremedik. Hastanemizde 10 hemşire ve 2 çocuk hastalıkları uzmanı ihtiyacımız bulunmaktadır” dedi.


“Devlet, kaliteli ürünü ucuza almamızı istiyor” diyen Op. Dr. Nişancı, ihalelerle ilgili sorun yaşamadıklarını iletti.

7 Eylül 2008 Pazar

BİYOKİMYA DUAYENİ

Mitokondriyel DNA’daki gen mutasyonlarının Parkinson hastalığındaki olası rolü üzerine yaptıkları araştırmaları anlatan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Özer, Türk Biyokimya Derneği ve derneğin yaptığı çalışmalar hakkında da bilgi verdi.

Mersin Doğumlu ve Silifke Lisesi Mezunu olan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nazmi Özer, ODTÜ Kimya Bölümünden mezun olduktan sonra Moleküler Biyoloji’de master yaptı. ODTÜ’nün ilk Moleküler Biyoloğu olma ünvanını taşıyan Prof. Dr. Özer, FORD bursuyla ABD’ye gidecekken 12 Mart muhtırası sebebiyle bursu iptal edildi. Hacettepe Üniversitesi, Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’nın açtığı sınavı kazanarak doktora eğitimine başlayan Prof. Dr. Özer, sonrasında farklı ülkelerde; NATO, Avrupa Biyokimya Dernekleri Federasyonu (FEBS) ve DFG’den aldığı proje ve burslarla araştırıcı olarak çalıştı; Almanya’da Göttingen Max – Plancks Deneysel Tıp Enstitüsünde, Amerika’da Deleware Üniversitesi Biyokimya Bölümü’nde, İsveç’te Stocholm Üniversitesi Arrhenius Laboratuvarı’nda, İngiltere’de Londra Üniversitesi Kanser Araştırma Merkezi’nde, İtalya’da Padova Üniversitesi’nde.


Parkinsonun Ortaya Çıkması Mutasyonların Birikimi mi?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı’nda uzun yıllar, enzimlerin saflaştırılması, kinetik ve yapılarının aydınlatılması ile ilgili çalışmalar yapan Prof. Dr. Özer’in grubu, son yıllarda bu çalışmalarını ilaçların enzimlerle etkileşmeleri ile zenginleştirmenin yanı sıra bir başka konuya da yöneldiler. Nükleer ve mitokondriyel genomlardaki bozukluklar sonucu ortaya çıkan Parkinson üzerinde de çalışmaya başladıklarını ve bu konuda yaptıkları çalışmayı şöyle anlattı:“Son birkaç yıldır Parkinson hastalığının mitokondriyel ayağında çalışıyoruz; Mitokondriyel DNA’daki mutasyonları özellikle mitokondri solunum zinciri elemanlarının genlerindeki mutasyonları tarıyoruz, solunum zinciri enzim aktivitelerini Kompleks I ve IV’te ölçüyoruz. Ayrıca mitokondriyel solunum zinciri bileşenlerinin gen ifadelenmelerine bakıyoruz. Böylece gen düzeyinde bozukluk (mutasyon) var mı, varsa bu protein sentezini ekspresyon etkiliyor mu. Sentezlenen protein işlevsel (enzim aktivitesi) mi sorularını yanıtlamaya çalışıyoruz. Ayrıca mitokondri oksidatif strese en çok maruz kalan hücre bileşeni olduğuna göre, bu sistemleri oksidatif stres nasıl etkiliyor sorusuna yanıt bulabilmek için hücreleri oksidatif strese karşı koruyan, her hücrede bulunan ve üçlü peptit yapısındaki glutatyonun (GSH) düzeyini mitokondride ölçüyoruz. Çalışmalarımız sonucunda oksidatif stresin özellikle kompleks 1 aktivitesini çok fazla etkilendiğini ve Parkinsonlu hastalarda GSH düzeyinin yarı yarıya azaldığını gözledik. Parkinsonla ilgili çalışmamız için insanlardan kan ve kas dokusu olmak üzere iki çeşit doku aldık. Kandan elde ettiğimiz akyuvarların mitokondrilerinde ve kastan elde ettiğimiz mitokondrilerde de aynı çalışmaları gerçekleştirdik. Akyuvarlar çok çabuk yenilendiklerinden kuşaktan kuşağa geçen mutasyonları temsil edebilecek bir hücre grubudur. Somatik bir hücre olan kas hücresinin ise zamanla birikecek mutasyonları temsil edeceği düşüncesi ile çalışmaları bu iki farklı dokuda gerçekleştirdik. Araştırma sonuçlarımızı uluslar arası çok saygın bir dergi olan “Movement Disorder” yayınladık, son çalışmalarımızı da yayınlamak üzere “Journal of Neural Transmission”a gönderdik.”


Parkinson hastalığının ortaya çıkışında tek bir mutasyonun etkili olmadığını ifade eden Prof. Dr. Özer, belki de Parkinson gelişimi için birçok mutasyonun birikmesi gerektiğini, yani kümülatif etkinin söz konusu olabileceğini kaydetti. Japon araştırma gruplarından biri tarafından yayınlanan bir makalede mitokondri DNA’sında 5460’ıncı sırada guanin yerine adenin geçerse bu kişilerde Parkinson olma olasılığının arttığına dair veriler bulunduğunu belirten Prof. Dr. Özer, “Biz de bu mutasyon açısından 5460 pozisyonundaki guanin yerine adenin geçmesi sonucunu,Türk toplumunu taradık. Bu mutasyonun, kontrollerde yüzde 10 iken hastalarda yüzde 8 olduğunu bulduk. Bu da bize, bu iddianın, en azından Türk toplumu için, doğru olmadığını göstermektedir” dedi. Prof. Dr. Özer, insanla ya da deney hayvanı ile çalışmanın çok zor olması nedeni ile bundan sonra çalışmalarına hücre kültüründe devam edeceklerini söyledi.

Türk Biyokimya Derneği ve Uluslararası Derneklerle İlişkiler
Prof. Dr. Nazmi Özer, Başkanı olduğu 2000 üyeye sahip Türk Biyokimya Derneği’nin (TBD) İstanbul, İzmir ve Adana’da şubeleri olduğunu; derneğin Biyokimya, Klinik Biyokimya ve Moleküler Biyoloji alanlarında ülkemizi başarı ile temsil ettiğini söyledi. “Bu bağlamda TBD Uluslar arası Biyokimya ve Moleküler Biyoloji Derneği (IUBMB), Uluslar arası Klinik Kimya Dernekleri Federasyonu (IFCC), Avrupa Biyokimya Dernekleri Federasyonu (FEBS), Avrupa Klinik Kimya Dernekleri Federasyonu (EFCC) ve Balkan Klinik Laboratuar Federasyonu(BCLF)’nun asli üyesidir. Türk Biyokimya Derneği, eğer o yıl uluslar arası bir toplantı düzenlenmiyorsa, her yıl bütün meslektaşlarımızın katıldığı ulusal bir kongre düzenlemektedir. Bu yıl 20. Ulusal Kongre’mizi 29 Ekim – 1 Kasım 2008 tarihlerinde Kapadokya’da düzenliyoruz” diyen Prof. Dr. Özer, ulusal kongrelere 500-800 arasında meslektaşlarının katıldığını dile getirdi. bir FEBS ve beş Balkan kongresi düzenlediklerini belirten Prof. Dr. Özer, TBD’de klinik laboratuarlarda kalite kontrolü ilgili çalışmaların 1985 yılına kadar gittiğini söyleyerek, o günden bu güne 15 tane Eksternal Kalite Kontrol ve Akreditasyon kursu, düzenlediklerini ifade etti. Ayrıca IUBMB ile birlikte, mezuniyet öncesi, yüksek lisans ve doktora konularında, dört adet de çalıştay yaptıklarını söyleyen Prof. Dr. Özer, “Bu eğitim toplantıları sırasında bütün Türkiye’deki birimlerde biyokimya ve moleküler biyoloji eğitimlerini araştırdık. Araştırma sonucunda hayretle gördük ki bir tarım ülkesi olan ülkemizin ziraat fakültelerinde hiç biyokimya eğitimi verilmemektedir. 2006 yılında, Avrupa Biyokimya Denekleri Federasyonu’nun 31. Kongresini İstanbul’da yaptık. Toplantıda Nobel ödüllü bir bilim adamının yanı sıra 150 adet çok seçkin bilim insanı konuşmacı olarak yer aldı. Yetmiş yedi ülkeden 2500 kişinin katıldığı bu toplantı vesilesi ile 200 kişiye yakın çok değerli Biyokimyacı ve Moleküler Biyolog yurttaşımızın batı ülkelerinde çalıştığını gördük. Bu Kongre sonrasında, benim bilgilerim dahilinde 10 civarında gencin yüksek lisans ya da doktora için bu meslektaşlarımızın yanına gitmeleri idi. Her Kongrede gençlerimizi destekliyoruz, FEBS Kongresinde 394 genç araştırıcıya burs sağladık. Ayrıca, kendi olanaklarımızla da üniversitelerden başvuran 20 ve liselerden başvuran 4 öğrenciye burs verdik. Bu yıl yapacağımız 20. Ulusal Kongremizde de 80 genç araştırıcıyı destekliyoruz” şeklinde konuştu.

“2007 yılında FEBS başkan yardımcılığına ve 2008 yılında da başkanlığına seçildikten sonra FEBS burslarının mezuniyet sonrasının yanı sıra üniversite öğrencilerinin de yaz dönemlerinde yurt dışında araştırma laboratuarlarında çalışmak üzere yararlanabilecekleri şekle dönüştürülmesi düşüncem kabul gördü ve uygulamaya sokuldu” diyen Prof. Dr. Özer, burs programları için 35 yaş altında, iyi bir proje sahibi olanların, çalışacakları kurumdan kabul yazısı alarak FEBS Burs Komitesi’ne başvurabildiklerini kaydetti. FEBS Başkanı Prof. Dr. Özer, bu bursların sadece proje ile kısıtlı kalmadığını araştırıcıların çalıştay düzenlemek için de FEBS’ten önemli desteği alabildiklerini söyledi. Dünya Klinik Kimya Federasyonu’nun 2014 yılında yapılacak olan ve 8000–10000 kişinin katıldığı WORLDLAB Kongresini de İsveç, Meksika ve Hindistan’la yarışarak ülkemize kazandırdıklarını kaydeden Prof. Dr. Özer, kongrenin İstanbul Lütfü Kırdar Uluslar arası Kongre ve Sergi Sarayı’nda yapılacağını ve bu kongreler sayesinde, yurt dışında çalışan birçok Türk ve yabancı bilim insanı ile, geleceğimiz olan gençlerimizin buluşturulmasının sağlandığını ve ülkemizin tanıtımına da katkıda bulunduklarını söyledi.

6 Eylül 2008 Cumartesi

BALIKESİR, YOĞUN BAKIMDA İDDİALI

4 ventilatör ve 10 yatakla Yoğun bakım bölümü ile çalışırken, 20 ventilatör ve 20 yatak kapasitesine taşıdıklarını belirten Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Sorumlusu Doç. Dr. Erden Erol Ünlüer, hedeflerinin 70 yataklı yoğun bakım ünitesi olduğunu söyledi.

1986 yılında Marmara Üniversitesi İngilizce Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra, 1995 yılında Giresun Devlet Hastanesi’nde mecburi hizmetimi tamamlayan Doç. Dr. Erden Erol Ünlüer, 1995 yılında Acil Tıp ihtisasını tamamladıktan sonra, 1998 yılında USA Michigan State Üniversitesi Mount Clements General Hospital’de çalıştı. Bu sürecin ardından tekrar üniversiteye dönüp 2005 yılında doçentlik unvanını aldı. 2006 yılında kendi isteği ile Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi’ne tayin oldu. Şuan hala Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Yoğun Bakım, acil servis sorumluluğu ve baştabip yardımcılığı görevlerini sürdürmekte olan Doç. Dr. Ünlüer, “İki sene önce yoğun bakımın sorumluluğunu aldığımda hem teknolojik altyapı olarak hem de yardımcı sağlık personelinin eğitim durumunda belirgin derecede bir eksiklik bulunmaktaydı. Israrla ve azimle her hafta aralıksız eğitimlerimizle öncelikle sağlık personelinin bilgi düzeyini arttırdım. Tabii ki bu indirekt olarak hasta bakım kalitesine yansıdı ve oldukça üst düzey sayılabilecek bir ekip çalışmasıyla hastalarımızdan olumlu sonuçlar elde etmeye başladık. Bu başarılarımız üst yönetimin dikkatini çekince yoğun bakıma teknolojik yatırımlar artmaya başladı. Bu yatırımlar, ekip çalışması ve hasta üzerinde olumlu yansımalar pozitif etkilemeye başlayınca daha da büyümeye başladık. 4 ventilatör ve 10 yatakla başladığımız maceramız, 20 ventilatör, 20 yatakla devam ediyor. Bu arada hedeflediğimiz yatak sayısının 70 olduğunu da belirtmek isterim. Yoğun bakımımızda 26 hemşire 1 sorumlu hekim ve 11 hizmetli personel ile çalışmalarımızı sürdürmekteyiz” dedi.


Teknolojinin Yanı Sıra Yetişmiş Personel
Doç.Dr. Ünlüer, dünya standartları ile yarışabilecek bir yoğun bakıma sahip olduklarını dile getirerek, “Mesela bizim yoğun bakımızda hastalarımızın ayrı ayrı endtidal karbondioksit monitörizasyonu dahil olmak üzere, pulmoner kapiller basınçları, kardiyak debi ölçümleri gibi bütün invaziv (girişimsel) monitörizasyonu yapılabilmektedir” şeklinde konuştu. Ünlüer, diğer yoğun bakım standart tedavilerinde olduğu gibi parenteral ve enteral beslenmeler, yara bakımları, enfeksiyon kontrolleri, invaziv ve noninvaziv ventilasyon gibi standart uygulamaları da yaptıklarını sözlerine ekledi. Ultrasonografi cihazı ile hasta bakım kalitesini üst düzeye çıkardıklarını, kısa zaman içinde sadece yoğun bakımda kullanmak üzere taşınabilir ekokardiyografi, diyaliz cihazı ve EEG cihazı almayı düşündüklerini ileten Doç. Dr. Ünlüer, bu arada hasta ısıtma sistemlerinin de alım projeleri içinde olduğunu belirtti.

Hekim olarak hem bilimsel hem de teknolojik ilerlemeleri yakından takip edilmesinin gerekliliğinin üzerinde duran Doç. Dr. Ünlüer, “Örnek vermek gerekirse, göreve başladığımız zaman elimizde 4 adet transport ventilatörü cihazımız bulunmaktaydı, bunun yanında hasta başı ünitlerinde bulunan monitörler sadece EKG cihazı olarak kullanılmaktaydı. Bu durumda çok sıklıkla donanımımız yeterli olmadığından, diğer merkezlere hasta sevk sayımızda doğal olarak fazlaydı. Hastaların bu donanımsız ventilatörden ayrılma oranlarımızda düşüktü. Yeni cihazlarımızla birlikte hastaları mekanik ventilatörden ayırma oranımız yüzde seksenlere ulaştı. Monitörlerimizde invaziv basınç izlemleri başlatarak, hastalarımızı ileri teknolojilerle takip etmeye başladık” şeklinde konuştu. Teknolojiye ek olarak yardımcı sağlık personelinin yeni teknolojiye alışma evresinde eğitimlere önem vererek, öncelikle teorik daha sonra hasta başı pratik eğitimler düzenlediklerini kaydeden Doç. Dr. Ünlüer, “Yeni cihaz alırken öncelikle servis altyapısı, cihazın kolay kullanılabilirliği, üstün özelliklerinin olması ve en önemlisi hastanın iyileşme sürecine katkıda bulunabilmesi ayrıntılı olarak düşünülmelidir. Hem bahsettiğim özellikleri olması hem de fiyat avantajı ile aldığımız örneğin Taema Extend Xt ventilatörlerimiz ile standartlarımızın kalitesini arttırdığımızı düşünüyorum” dedi.


İnme Tedavisi
Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi olarak yoğun bakımda sadece ağır hastaların yattığı ve bakım hizmeti aldığı yerler olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Ünlüer, yoğun bakım dışında farklı psikolojik çöküntü içerisinde olan çok sayıda hasta yakının olduğuna dikkat çekti. Yoğun bakımda yatan hasta yakınlarına hizmet veren psikososyal destek ünitesi kurduklarını, hasta yakınlarına bu ünitede bir psikolog ve sosyal hizmetler uzmanı tarafından destek vermeye başladıklarını ifade eden Doç. Dr. Ünlüer, bu uygulamanın sonuçlarını 6 ay içinde bakanlığa sunacaklarını belirtti.
Tıkayıcı damar hastalığına bağlı inme geçiren hastalarda açıcı tedavi denilen trombolitik tedaviyi uyguladıklarını ifade eden Doç. Dr. Ünlüer, “İnme takımımız yoğun bakımımızda benimde dahil olduğum, nörolog ve kardiyolog doktorumuz tarafından aktif halde çalışmaktadır ve uygun hastalar felç geçirdikten sonra bu tedavi ile felçli durumu düzeltilip normal hayata kazandırılmaktadır” şeklinde konuştu.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...