28 Temmuz 2008 Pazartesi

BİLİMİN ÖNCÜLERİ


1994 yılından bu yana kendini kanıtlamış bilim insanlarının üyeliğe kabul edildiği Türkiye Bilimler Akademisi, ödüllerle desteklerken, genç bilimcilere örnek olmaya devam ediyor.

Eylül 1993'te yürürlüğe giren 497 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) kuruldu. Kurucu üyelerin başbakan tarafından atanması, ilk genel kurulun oluşturulmasından sonra Başkan ve Akademi Konseyi seçildi. Başkanın atanmasından sonra da Akademi, 7 Ocak 1994'te çalışmalarına başladı. TÜBA, başbakanlığa bağlı, tüzel kişiliği olan, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip bir kurumdur.
TÜBA’nın kuruluş amacı Türkiye'de tüm bilim alanlarında; araştırmaları, bilimci kişiliğini ve araştırıcılığı özendirmektir. Bilim alanlarında emeği geçenleri onurlandırmak, gençleri, bilim ve araştırma alanına yöneltmektir. Türkiye'deki bilimcilerin ve araştırmacıların toplumsal statülerinin yükseltilmesi, korunmasına çalışılarak bilim ve araştırma standartlarının uluslararası düzeye çıkartılmasına yardım etmektir.
TÜBA'nın Görevleri arasında bilimsel konularda ve bilimsel önceliklerin saptanması amacıyla incelemeler ve danışmanlık yaparak, toplumda bilimsel yaklaşım ve düşüncenin yayılmasını sağlamaktır. Hükümete, Türk bilimcileri ve araştırmacılarının toplumsal statüleri, yaşam düzeyleri, gelirleri, bu tür faaliyetlerin gereği olan özel kolaylık ve ayrıcalıklara ilişkin mevzuat değişiklikleri önermektir. Bilimin öneminin ülke kamuoyunca takdir ve kabulünü sağlamak ve bilim adamlığını özendirmek için ödüller vererek faaliyetlerini sürdürmektir.

TÜBA’da Zoru Başaranlar Üye Olabiliyor
Akademilerin çok eski tarihlere dayandığını ve çeşitli bilim dallarında öne çıkmış bilimcileri bir araya getirerek bilimin tanınmasını ve bilimcilerin korunması, desteklenmesi gibi faaliyetleri yaptığını dile getiren Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) Konsey Üyesi Prof. Dr. Şevket Ruacan, “TÜBA olarak genel bir akademiyiz yani, hem sağlık bilimleri hem doğa bilimleri hem de sosyal bilimler bünyesinde bulunmaktadır. Akademi olarak üyelerimizin öne çıkmış yayınları, çalışmaları ve kitapları vardır. Bilim adamı eğer tıp alanında çalışma yapıyorsa adını verdiği hastalıklar olmalı veya çalışmaları klasik kitaplara geçmiş kişiler arasından seçiliyor. Üyeler TÜBA’ya çok fazla elemeden geçerek alınıyor. Önce 3 akademi üyesinin önerisi ya da ödül almış kişilere TÜBA doğrudan soruşturma yapıyor. Yapılan bu incelemede üye adayının yayınlarına bakılıyor ve o alandaki hakemlere danışılıyor. Bazı dallarda sadece Türkiye’deki hakemlerin onayı alınırken bazı bilim adamlarında ise yurtdışında bulunan hakemlerden rapor alıyoruz. Yurt içinden de üye olacak kişiyi tanımayan en az 2-3 kişiye soruluyor. Alınan sonuçlar sene de 2 defa yapılan genel kurulda değerlendiriliyor ve konseyin oylama kararı olumlu neticelenirse akademi üyesi seçiliyor” dedi. Akademiye seçilmeye ümit vaadeden fakat yaşı genellikle 40’ın altındaki kişilerin asossiye üye seçildiğini belirten Prof. Dr. Ruacan, 40 yaş üstündekilerin asli üye olduğunu kaydetti. Asossiye üyelerin 2-3 dönem izlendiğini ve sonucun olumlu olması durumunda asli üyeliğe yükseltildiğini ifade eden Ruacan, “70 yaş üzerindeki üyeler direk olarak şeref üyesi oluyor. Türkiye’de toplam TÜBA üyesi 128, Asli üye 77, Şeref üyesi 36 ve asossiye 15 üyesi bulunmaktadır. Üyelerden bazıları yurt dışındaki üniversitelerde çalışmaktadır. Üyelerin yaptıkları araştırmalarda kullandıkları bazı sarf malzemelerin bir kısmı TÜBA tarafından ödenebiliyor. Ayrıca TÜBA’nın ilginç bir programı var. TÜBA tüm Türkiye’yi tarıyor ve her dalda bilim adamlarını çok yakından takip ediyor. Sec,çilen bazı genç bilim adamlarına Genç Bilim adamı Bursu (GEBİB) denilen burs veriliyor GEBİB kapsamında araştırma süresi en fazla 6 senedir. Belirli kriterleri taşıyan GEBİP bursiyerlerinin bazıları da asosiye üyeliğe öneriliyor” şeklinde açıklama yaptı.


TÜBA Akademi Günü’nde Ödüller Sahiplerini Bulacak
TÜBA’nın düzenlediği ve her yıl verilen çok prestijli ödüllerinin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şevket Ruacan, bu ödülleri Türkiye’de çalışmalarıyla öne çıkmış ve TÜBA üyesi olmayan bilim adamlarına verdiklerini sözlerine ekledi. Ödüllerin üç grupta yer aldığını, bunların onur, teşvik ve bilim ödülleri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ruacan, “TÜBA’da sağlık bilimlerinde 29 üye var. Aralarında Prof. Dr. Gazi Yaşargil, Harvard Üniversitesinde Gökhan Otamışlıgil gibi başarılı çalışmalara imza atmış hocalar da yer alıyor. Akademimiz bünyesinde kanser ve kök hücre çalışma gruplarımız var. Belli dönemlerde düzenlenen seminerlerimiz var, bunlardan birisi kök hücre grubunun düzenlediği ve bu yıl 19 Eylül günü Bilkent üniversitesinde gerçekleşecek olan toplantı. İsteyen herkesin katılacağı toplantıda bir yıl içerisinde kök hücre alanındaki gelişmeler hakkında yurtiçi ve yurt dışından konuşmacılar geliyor. Amerika ve Avrupa’da neler olmuş konuşuluyor. Kanser grubumuzda daha önce toplantılar yaptı. TÜBA’nın amaçları arasında yer alan bir özelliği de çalışma gruplarına dışarıdan katılımcılarında yer alabiliyor olmasıdır. Kanser grubunda işlenen konular arasında; Türkiye’de kanser ilgili bilimlerde eğitim, üniversitelerde kanser eğitimi nasıl oluyor, öğrencilerin mezuniyet öncesi ve sonrası davranışları nasıl oluyor gibi başlıklar altında toplayabiliriz. Akademimizde sağlık alanında bu iki grup aktif, zamanla başka gruplarda yer alacaktır” şeklinde konuştu.

6 Haziranda Kadir Has Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan ödül töreni ve akademi gününe tüm akademi üyelerinin katılacağını belirten Hacettepe Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Şevket Ruacan, bilime ödül verildiğini, teknolojiye ödül verilmediğine dikkat çekti. Üniversitenin Kültür Merkezi’nde saat 15.00-18.00 arasınde törenin gerçekleşeceğini dile getiren Prof. Dr. Ruacan, “Akademi Günü’nde, açılış konuşmalarından sonra TÜBA’nın yeni üyelerine beratları takdim edilecek. Bu yıl TÜBA Üstün Başarılı Genç Bilim İnsanları Programı’na seçilen genç bilimcilerin beratlarının da verilmesinin ardından yeni seçilen akademi üyeleri birer konuşma yapacaklar” dedi.

27 Temmuz 2008 Pazar

MEZOTELYOMA’NIN SIRRI ÇÖZÜLDÜ

Doç. Dr. Salih Emri’nin de aralarında bulunduğu bir grup araştırmacının Kapadokya çevresinde görülen Mezotelyoma hastalığını araştırarak hem bilimde büyük bir adım attı hem de yaptıkları çalışmayla Amerika’dan ödül aldılar.

Kapadokya bölgesinde 1974’ten bu yana gelen çalışmalar neticesinde bir tür akciğer zarı kanseri olan Mezotelyoma hastalığının etyopatogenezinde genetik ve çevre etkileşimi gösterildi. Araştırmanın yapıldığı bölgede çevresel temastan sorumlu olan bir lif olduğu tespit edildi. Eriyonit adında asbest benzeri olan bu mineral lifi dünyada Kapadokya çevresi dışında hiçbir yerde kanser yapmıyor. Genetik ve çevresel faktörlerin bir arada etki yaptığını tespit eden Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Emri, Dünyada Amerika, Japonya gibi birçok ülkede de bulunmasına rağmen bu ülkelerde lifin kanser yaptığına dair rapor edilmediğini belirtti. Kapadokya bölgesinde sadece 3 köyde Sarıhıdır, Tuz Köy ve Karain köylerinde daha önce Dr. Barış Hocanın yapılan çalışmaları yürüttüğünü dile getiren Doç. Dr. Salih Emri, “Çok önemli bir yer tutan bu çalışmayı yürüten bu ekipte Genetikçiler, Torasik Onkologlar, Jeolog ve Patologlardan meydana gelmiş 10 kişilik bir ekip var. Yaptığımız çalışmada eriyonit denilen maddenin kansere yol açtığı uluslar arası araştırmacılar tarafından da kabul görmüştür. 2000 yılından sonra çevre faktörlerinin yanında genetiğinde etkili olduğu gösterildi. Bu üç köyde doğan insanlar başka yerlerde de yaşasalar yine kanser oluyorlar. Karain denilen köyün adı karın ağrısından geliyor, çok ağrılı geçen bir kanser türüdür. Bu üç köy dışında başka yerlerde genetik olarak kansere rastlanmamış. Öldürücü bir kanser türü olan Mezotelyomanın oluşmasında genetik faktörlerin ortaya çıkması hastalığın genetik tanısı hem de tedavisinde çok önemli bir çığır açacaktır” dedi.

Amerikan Kanser Araştırma Derneği (AACR) Landon vakfının kanser önlenmesinde uluslar arası iş birliği ödülü aldıklarını ifade eden Doç. Dr. Emri, verilen ödülün aslında kanserin önlenmesinde yapılan çalışmaya destek ifade ettiğini söyledi. Mezotelyoma hastalığında hangi genin etki ettiğini, bu gene yönelik tedavi seçenekleri ile tümörün önlenmesi söz konusu olduğunu kaydeden Doç. Dr. Emri, Mezotelyomanın maliğn bir kanser türü olduğunu belirterek, “Dünyada da bu kanser giderek artmaktadır, Avrupa’da da önümüzdeki 25 yıl içerisinde 250 bin kişi bu kanserden ölecek. Her yıl Amerika’da 2500 ila 3000 kişi bu kanserden ölürken, Türkiye’de de her yıl 750 kişi bu kanserden ölüyor” şeklinde açıklama yaptı.

Başarının Getirdiği Ödül Yağmuru
Ödül töreninin Amerika’da, 12 Nisan da yapıldığını ve Prof. Dr. Murat Tuncer’in ödülünü almak üzere ABD’ye gittiğini bildiren Doç. Dr. Emri, yapılan çalışma ile ilgili 24 Nisan tarihinde Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın davetlisi olarak gittiklerini ve tebrik edildiklerini dile getirdi. Yapılan çalışma sonucunda Tuz köyünün yeri değiştirildiğini dile getiren Doç. Dr. Emri, bu bölgeye 270’ten fazla villa tipi evler yapıldığını ve bu yenilikler için 17 trilyon harcandığını kaydetti.

Uluslar arası Lung Cancer dergisi ve Avrupa Kanser önleme dergisinin yayın kurulunda görev alan Doç. Dr. Salih Emri Türkçe Lancet dergisinin de editörlüğünü yapmaktadır. 70 tane uluslar arası indekse geçmiş yazısı bulunan Doç. Dr. Emri’nin ayrıca 5 tane kitap bölümü bulunmaktadır. Toraks derneğinin 2006 yılında en iyi araştırması alanında ikinicilik ödülünü alan Doç. Dr. Emri, Avrupa parlementosunda konuşmalara davet edildi. Doç. Dr. Emri ve arkadaşları, ayrıca 5bin dolarlık Rotary İnternational ödülünü araştırma yapılan köylere harcadılar. Başkent grubunda yılın ‘Altın Adamı’ ödülünü alan Doç. Dr. Emri, Amerikan Kanser Araştırma Cemiyetinin 100 bin dolarlık ödülünü de yine araştırmalarda kullanılacağını belirtti.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

1982’DEN İTİBAREN KALİTELİ HİZMET


26 yıllık başarılı çizgisinden taviz vermeden yoluna devam edene Özbülbül Medikal, kaliteyi ön planda tutuyor.

Öz Bülbül Medikal Ltd. Şti. 1982 yılında Mehmet Bülbül tarafından Ankara`da kurulmuştur. Firma Fizik Tedavi Cihazları ve Sarf Malzeme konusunda faaliyet göstermektedir. ISO 9001:2000 Kalite Sistem belgesine sahip olan firmanın ithalatını yaptığı tüm ürünler uluslararası ISO ve CE belgelerine sahiptir.
Firmanın kurucusu olan Mehmet Bülbül’den sonra şirket yönetimine geçen kızı İlknur Alıcı, Özbülbül Medikal hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi. İthalat yapmalarına karşın imalatta yaptıklarını ifade eden Alıcı, imal ettikleri ürünleri ihracat etmediklerini belirtti. Türkiye’deki Pazar pay oranlarının yüzde 30-40 arasında olduğunu kaydeden Alıcı, ürünlerini diğer firmalardan ayrıcalıklı kılan niteliklerin arasında kalitesinin olduğunu söyledi. CE belgesi olmayan ürünlerin ülkemize pazarına getirildiğini dile getiren Alıcı, gelecek yeni sistem olan Medula sisteminin her isteyenin her şeyi getirmesinin engellenebileceğine dikkat çekti. Medula ile sağlık hizmeti kullanımına ilişkin bilginin elektronik ortama alınacağını belirten Alıcı, kişilerin sağlık hizmetinden en iyi şekilde yararlanması sağlayacağını ifade etti. Böylece sağlık kurum ve kuruluşlarının kaliteli veri üretebileceğini dile getiren Alıcı, bu yöntem sayesinde yapılacak ödeme işlemlerinin de daha hızlı ve doğru olacağını söyledi.

Ürünlerine satış sonrası teknik servis hizmetleri verdiklerini ve bu destek Türk Standartları Enstitüsü ve Sanayi Bakanlığı tarafından belgelendirilmiş teknik servis departmanları tarafından yürütüldüğünü belirten İlknur Alıcı, servis departmanı pazarladıkları ürünlerin her türlü teknik servis hizmetini verecek kapasitede eğitimli personel ve servis alt yapısına sahip olduklarını dile getirdi.Her ürünün kendi kalitesi ve fiyatı ile karşılaştırıldığını söyleyen Alıcı, Özbülbül ürünlerini kullananların kalitesinden dolayı tercih ettiklerini bildirdi.

Katıldıkları 2. Ulusal Sağlık Kurultayı’nın kendilerine faydalı olduğunu kaydeden Alıcı, satın alma müdürleriyle direk görüştüklerini ve birebir soruları cevapladıklarını dile getirdi. Katılımcı sayısını ve herkesi bir araya getiren bir kongre olduğunu ileten Alıcı, kongreyi çok beğendiklerini ve desteklediklerini ifade etti.

25 Temmuz 2008 Cuma

SAĞLIKTA YATIRIM ATAĞI

Antalya’ya yeni 8 hastane ve 3 sağlık ocağı açılma planları yapılıyor. Mevcut 32 hastanede genel anlamda personel açığı olmadığını belirten Antalya İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Gül, Antalya için çalışmaların hızla devam edeceğini söyledi.

16 yıldır idareci olarak görev yapan Antalya İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Gül, 1999 yılından bu yana Antalya İl Sağlık Müdürlüğünde görev yapıyor. Antalya’da 14 devlet hastanesi, 16 özel hastane ve 2 üniversite hastanesi bulunuyor. 2007 yılı itibariyle Antalya’da bulunan hastanelerin toplam poliklinik sayıları 6 milyon 800 bin iken, bunun 1 milyon 600 bin i Antalya Eğitim ve Araştırması Hastanesi ve 1 milyon 100 bini Atatürk Devlet Hastanesine ait olup kalanı mevcut diğer hastanelere aittir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında da verilen poliklinik sayısı 2007 yılı itibariyle 3 milyon 900 bindir. Antalya hastanelerinin en büyük sıkıntısının yoğun bakım ve yeni doğan yoğun bakım yatak sayısından kaynaklandığını dile getiren Antalya İl Sağlık Müdürü Dr. Hüseyin Gül, geçen yıl Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesinin tamamlanması ile bu sıkıntının büyük oranda ortadan kalktığını vurguladı.

2008 yılı yatırımlarında il özel idaresi aracılığıyla 3 tane sağlık ocağı yapılacağını bildiren Dr. Hüseyin Gül, “Bakanlığımız yatırım programı dahilinde TOKİ ve Kamu Özel Ortaklığı sayesinde 8 yeni hastane yapılması planlanıyor’ dedi. Planlanan hastaneler: 100 yataklı Korkuteli Devlet Hastanesi, 50 yataklı Kaş Devlet Hastanesi ve Kemer Devlet Hastanesi TOKİ aracılığıyla yapılacak. Kamu Özel Ortaklığı ile ise; Elmalı Devlet Hastanesi, Alanya Devlet Hastanesi, Finike Devlet Hastanesi ve Antalya merkezde Çocuk Hastalıkları Hastanesi planlanan yatırımlar arasında yer alıyor. Ayrıca Bakanlığın yürütmekte olduğu proje dahilinde Fizik Tedavi ve Ruh Hastalıkları Hastanesi yapımı da hazırlık aşamasındadır.

2009 ‘da Antalya Aile Hekimliğine Hazır
Antalya yaz aylarında çok fazla turist aldığı için turist hastalıkları, besin zehirlenmeleri ve yaz ishallerine çok önem verdiklerini belirten Dr. Hüseyin Gül, otellerde eğitim çalışmaları yapmalarının yanı sıra turizmin yoğun olduğu bölgelerde personel takviyesi yaptıklarını da vurguladı. Personel açısından zengin bir il olduklarını dile getiren Dr. Gül, “Sağlık Bakanlığına bağlı 1500 hekim, 5700 sağlık personeli olmak üzere toplam 7200 personelimiz var. Antalya’daki tüm sağlık personeli sayısı 13 bin 500 dür. İlimizde hastanelerimizde bir kaç uzmanlık haricinde genel anlamda personel sayısı yeterli durumdadır. Bakanlığımızın eksik olan kadrolarımızı tamamlama çalışmaları devam etmektedir” şeklinde konuştu.

2009 yılında Antalya’da aile hekimliği uygulamasına geçileceğini belirten Dr. Gül, dağılımın nasıl yapılacağının belli olduğunu, Bakanlık tarafından talimat verildiğinde eğitimlere hemen başlayabileceklerini kaydetti. Eğitim çalışmalarına ağırlık verdiklerini ve sağlık çalışanlarının hizmet içi eğitimi için yıl boyunca bu eğitimlerin devam ettiğine dikkat çeken Dr. Gül, “Hekim eğitimleri arasında özellikle Çilyad denilen çocuk acil yardım eğitimi, Neonatal Resusitasyon Program( NRP) yani yeni doğan canlandırılması programı eğitimi ve acil tıp eğitimleri rutin olarak devam ediyor. Tüm çalışanlara belirli aralıklarla eğitim veriliyor” dedi.
Antalya’ya Burdur, Isparta, Muğla’nın Fethiye ilçesinden ve Anamur’dan hasta sevki olduğunu ifade eden Dr. Gül, hastanelerinde ödeme sıkıntısı olmadığının üzerinde durdu. Malzeme alım ve ödemelerini düzenli bir şekilde yapabildiklerini söyleyen Dr. Gül, anlık sıkıntı olan hastaneye aylık destek olunduğunu ve diğer ay geri ödemeler yapıldığını dile getirdi.

24 Temmuz 2008 Perşembe

ORTOPEDİDE DİSPOSABLE MOTORLAR



Geo-Med firmasının ülkemize getirdiği yeni disposable motorlar hem fiyatı hem de kullanım kolaylığından dolayı önümüzdeki günlerde çok tercih edilecek.

Ortopedi implantları sektörüne 19 yıl hizmet vermiş ve deneyimlerini kendi dünya görüş çerçevesinde bağımsız olarak daha iyi hizmet verebilmek amacı ile 2002 yılında Geo-Med Ltd. Şti kuruldu. Ağırlıklı ortopedi ürünleri satan ithalatçı firmanın tüm ürünlerinde kalite belgeleri mevcut. Firmanın ürünleri arasında diz, kalça, dirsek ve omuz protezlerinin yanında bunların revizyon protezleri bulunuyor. Geo-Med Ltd.Şti. ürünlerini piyasaya pazarlamalarının, yanında bayilik de vermektedir. Ürünlerinin hem hastalara hem de hekimlere en iyi kalitede hizmet sunmayı hedeflediklerini dile getiren Geo-Med Ltd. Şti. Genel Müdürü Dönmez Güler, “firması hakkında şöyle konuştu: “O günden bugüne amacım, sektöre yeni bir bakış açısı ve hizmet kalitesi getirmekti. Satışı ve teknik servisi ile örnek bir firma olma yolunda hızlı ve emin adımlarla ilerlemekteyiz. Genç bir firma olmamıza rağmen dinamik yapısı, kalitesi, imajı ve en önemlisi kuruluş gününün heyecanını yitirmeden sektörde hedeflediğimiz noktaya sağlam ve hızlı adımlarla ilerlemekteyiz. AB normlarına uygun tarzdaki uygulamalarımızla yurtdışında yabancı firmalar ile geliştirdiğimiz iş hacmimizi de, yabancı ülkelerdeki Türk işbirliğinin zincirine güvenli ve saygın bir halka ilave etmiş bulunmaktayız” dedi.
Diz protezinde 5 femur kesisini birden yapabilen ilk diz protezini piyasaya süren Güler protez hakkında şöyle konuştu: “Protezin kemiğe yerleştirilmesi için kemiğin protezin en yakın numarasına göre hazırlanması gerekiyor. Kemiğin proteze göre tam kesilmesi gerekiyor ki protez düzgün yerleştirilebilsin. Birçok protezde önce 1 kesi sonra da 4 kesi yapılıyor. O zaman da kemiklere çivi çakılan noktalardan milimetrik kayma olsa bile protezin hatalı çakılmasına sebep oluyor. Tek ölçü alınıp çakılan 2 çividen sonra 5 kesi birden aynı anda yapılıyor. Bu uygulama hem ameliyat süresini kısaltıyor hem de cerrah açısından büyük kolaylık sağlamış oluyor.”


Her 3 Kullanımda Yeni Disposable Motor Açılacak
Ortopedide delici- kesici motorların yurt dışına bağımlı olarak çalışıldığını belirten Güler, delici kesici motorların fiyatlarının 12 bin Euro’ya ithal edilip, en fazla 50 ameliyatta sorunsuz olarak kullanabildiğini kaydetti. Servise gönderilen motorların zaman kaybına sebep olduğunu ifade eden Güler, “2007 yılında yurt dışında bir firma ile anlaşarak aynı motorların disposable ürünlerini bulduk. Hem delici hem kesici olan motorlar tekrar steril edilerek 1 ila 3 ameliyatta kullanılabiliyor. Aynı özellikleri içinde barındıran disposable delici kesici motorlar çok daha güçlü olmasının yanında, çok fazla maliyeti olmadığı gibi, her motor steril şekilde açılır açılmaz hemen kullanılabiliyor. Bu motorlar sayesinde ameliyatta arıza olması durumuyla karşılaşma zorluğu olmuyor. Çünkü, herhangi bir sorunda ellerindeki yeni bir ürünü kullanabiliyorlar. Bu motorların yaklaşık maliyeti 100 Euro oluyor hem de ellerinde birden fazla motor bulundurma avantajını sağlıyor. 12 bin Euro’ya aldığınız motorların, hiç arıza vermediğini varsayarsak maksimum 100 ameliyatta kullanabiliyorsunuz. Basit bir hesap yapmanız gerekirse, 12 bin Euro’ya aldığınız motoru 100 ameliyatta kullanabilirsiniz. Bu da 120 tane disposable motor eder. Oysa ki 12 bin Euro’ya 100 Euro’dan, 120 motor alıyorsunuz ve her bir motoru tekrar steril ederek sorunsuz yaklaşık üç ameliyatta kullanıyorsunuz. Dolayısıyla harcayacağınız 12 bin Euro karşılığında 360 ameliyat yapabiliyorsunuz” dedi.


Hastanenin ve hekimlerin istediği malı aldıramadığını vurgulayan Güler, hal böyle olunca doktorun bilmediği bir ürünün alındığını ve bunun kullanımının zorluk çıkarttığını dile getirdi. Ucuz malzeme alımının, hastaneye para kazandırmadığını, bunun aksine zarara sebep olduğunun altını çizen Güler, kendi firmasının piyasaya sürdüğü ürünlerin dünya çapında uzun soluklu olduğuna dair yayınların olduğuna dikkat çekti. Sadece ürün fiyatını baz alarak düşünmemek gerektiğini aynı zamanda bu ürünlerin kullanılabilmesi için protezin yerleştirilmesine yarayan enstirimantasyon (çakma, çıkarma) setlerinin de kullanışlı ve kullanılan proteze göre milimetrik dizayn edilmiş olması gerekliliğini belirten Güler, 15-20 yıl kullanılabilen protezler yerine ucuz olsun diye alınan protezlerin Çin, Pakistan Kore malı ve uzun dönem yayınları olmayan ürünler olduğunu vurguladı. Bu ürünlerin 2-3 yıl kullanıldıktan sonra erken gevşemeler olduğunu ve enfeksiyonlara yol açtığını dile getiren Güler, hastanın revizyona gittiği zaman, hastanenin revizyona ödediği para, normale ödediğinin 3 katı daha fazlası anlamını taşıdığını işaret etti.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

FİZYOMED MLS LAZER VE HİLT TERAPİ CİHAZLARINI TANITTI


Fizyomed Tıbbi cihazlar distribütörü olduğu ASA S.R.L. firmasının 25. kuruluş yılı kutlamaları Hotel Etap Altınel’de yapıldı. Toplantı sonunda değerlendirmesini aldığımız Fizyomed Genel Müdürü Turan Ünal, toplantıyı olumlu bulurken; ihracata başlayacaklarının müjdesini verdi.

Fizyomed Tıbbi cihazlar distribütörü olan ASA S.R.L. firmasının 25. kuruluş yılı kutlamaları 18 Haziran tarihinde Hotel Etap Altınel’de yapıldı. Kutlamalara geçilmeden önce sabah 10.00 da başlayan 18.00 da biten bayii eğitiminden sonra kutlamalarda MLS Lazer-Hilt Terapi ve Magneto Terapi cihazları hakkında Dr. Lucio Zaghetto sunum yaptı. 2002 yılında kurulan firma 2006 yılına kadar şahıs firması iken 2006 yılında limited şirketi oldu. İthalat ve imalat yapan firmanın ihracat için hazırlık çalışmaları sürüyor. Fizik tedavi ve kardiyoloji üzerine ithalat yapan Fizyomed, 24 farklı çeşitte fizik tedavi ürün imalatı yapıyor.


Toplantıda Fizyomed Genel Müdürü Turan Ünal açılış konuşmasında şunları dile getirdi:“ASA S.R.L. firmasını 25. kuruluş yılını kutlamanın onurunu yaşıyoruz. Dünya genelinde teknolojik bilimsel gelişmeleri yakından takip ederek bu bilimsel gelişmeleri sizlere en hızlı ve doğru şekilde ulaştırmayı hedefliyoruz.” Teknolojik ve bilimsel gelişmelerin öncüsü olan ASA lazer firmasının Başkanı Dr. Lucio Zaghetto, ASA firmasının ürettiği ürünler hakkında bilgi verdi. Ağrı yönetimi, spor yaralanmaları, travmatoloji gibi durumların olduğunda uygulanan üç tedavi yöntemi bulunduğunu belirten Dr. Lucio Zaghetto , “Bunlar MLS terapi, HiLT terapi ve manyetik alan tedavisidir. Uygulanan tedaviden çok önemli kişiler memnun kalmıştır. Ürünlerimiz dışında ASA kampus içerisinde bilimsel araştırmalar ve eğitimler bulunmaktadır. Bilimsel araştırmalar kısmında yeni gelişmeler, yeni tedavi yöntemleri hakkında bilgiler veriliyor. Burada edindiğimiz bilgiler kısmından eğitim kısmına geçiriyoruz. Forum kısmında müşterilerimize direk destek verme şansına sahip olabiliyoruz. Müşterilerimiz merak ettikler soruları sorabiliyorlar ve anında cevap alabiliyorlar. Ayrıca web sitemsizde online olarak eğitim görme imkanı da sunuyoruz. Firmamızın birçok yayınını ve DVD’leri bulunmaktadır” dedi. Lazer tedavisinde MLS (Multip Lift System) yani, çok dalgalı kenetlenmiş bir sistem olduğunu kaydeden Zaghetto, uzun çalışmalar sonunda sadece ASA firmasında bulunan cihazı ürettiklerini bildirdi. Bu özel tedavi sayesinde ağrıların gittiğini, inflamasyonları ortadan kaldırdığına dikkat çeken Zaghetto, klasik lazer tedavisi ile MLS lazer tedavi farkının daha kısa süre de daha derine inerek daha etkili sonuçlar alabilme imkanı sunduğunu ifade etti. Tarama yönteminin bir nokta üzerinde yapıldığını dile getiren Zaghetto, yeni MLS sistemi ile kemiğe daha yakın bölgeye kadar ulaşmanın mümkün olduğunu vurguladı.


İthalattan Sonra İhracat Yapılacak
Toplantı sonunda Sağlık Dergisi’ne değerlendirme yapan Fizyomed Şirket Genel Müdürü Turan Ünal şöyle konuştu: “Toplantı güzel ve verimli geçti. Katılımcılar memnun olduklarını ilettiler. Bu akşam toplantıda MLS teknolojisi ile üretilmiş lazer terapi cihazının özellikleri de anlatıldı. Diğer piyasada bulunan terapi cihazlarından farkları ortaya kondu. Kesikli ve sürekli uygulamalar ayrı ayrı olurken MLS’de ikisinin senkronize edilmiş şekliyle işlem yapılabiliyor. Normal lazerler ile hasta 8-10 seansta iyileşirken, MLS teknolojisi ile 2-3 seansta iyileşme gözüküyor. Bunun bilimsel yayınları da var. Ayrıca ASA firmasının kampüsü de var.” İthal ettikleri ürünlerinin hepsinin CE belgesi bulunduğunu kaydeden Ünal, imalat yaptıkları ürünlerinden bir tanesinin dünya üzerinde patent işlemlerinin tamamlandığını belirtti. Diğer imal edilen ürünlerin görünüm patentleri ve marka tescillerinin yapıldığına dikkat çeken Ünal, “ISO 90001-ISO 13485 ve CE belgelerini aldık. Katalog çalışmaları bittikten sonra ihracata geçeceğiz” dedi.

22 Temmuz 2008 Salı

RADYOLOGLAR, ÇOK KESİTLİ BT KURSUNDA BULUŞTU


Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı tarafından gerçekleştirilen “Çok kesitli BT” kursunda radyoloji alanındaki son gelişmeler değerlendirildi.

Günümüzde hastalıkların tanı ve tedavisinde önemli rol oynayan Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi (BT) cihazlarının teknolojik özellikleri ve kullanımı Ankara’da düzenlenen “Çok kesitli BT” kursunda gözden geçirildi. Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı tarafından gerçekleştirilen kursta 2 gün boyunca 50 sunum yapıldı. Söz konusu sunumlarda radyoloji ve özellikle Çok Kesitli BT alanındaki son teknolojik gelişmeler masaya yatırıldı. 35 farklı ilden ve KKTC’den 400’e yakın radyoloji uzmanının katıldığı kurs hakkında bilgi veren Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Deniz Akata, söz konusu kursun radyoloji uzmanları açısından büyük önem taşıdığını kaydetti. Prof. Dr. Akata bu yıl ikincisi gerçekleştirilen kursun geleneksel hale geleceğini belirterek, “Kurs, konularında yüksek deneyime sahip öğretim üyelerimiz tarafından verildi. Kursumuzda Bilgisayarlı Tomografi alanında tam bir teknoloji gösterisi yapıldı. Hacettepe olarak tıbbi ve teknolojik anlamda donanımlı sağlık personeli yetiştirilmek bizim için çok önemli. BT kursunun amacı bilgisayarlı tomografi ile koroner anjiografi, halk ağzı ile “kansız kalp anjiografisi” gibi A’dan Z’ ye birçok güncel teknolojik yöntemleri kullanarak tanıya doğru ve hızlı ulaşabilmenin yolunu açmak. Kursa katılanların, hastanelerinde bulunan cihazları tam kapasite kullanabilmeleri için eğitimler veriyoruz. Bunun yanı sıra radyoloji alanında yatırım yapmayı düşünenlerin cihazların özelliklerini anlamalarını sağlayarak ihtiyaçlarına en uygun tercihleri yapmaları için yardımcı oluyoruz“ şeklinde konuştu.


Prof. Dr. Akata, yapılan eğitimde çok kesitli bilgisayarlı tomografinin temel prensipleri hakkında da bilgi verdiklerini ifade ederek, “Radyoloji Anabilim Dalımız bünyesinde farklı düzeylerde 6 çok kesitli BT cihazı bulunuyor. Bunun yanı sıra Siemens’in en yüksek teknolojiye sahip BT cihazını da ünitemizde bulundurmaktayız. Bu cihaz ile BT ile koroner anjiografi tetkiklerini (kansız kalp anjiosu) yüksek kalitede yapabilmek mümkündür. Bu cihaz çift röntgen tüplü bir sistemden oluşuyor. 2006’nın başında hizmete girdi” dedi.
Bilgisayarlı tomogrofilerin teknolojik ömrünün 7-8 yıl olduğunu kaydeden Akata, bu kursa katılanların çoğunluğunun yenilenecek cihazlar hakkında bilgi sahibi olduklarına değindi. Bu kursun alt yapı oluşturmak ve bilgi birikimi yaratmak açısından büyük faydası olduğunu vurgulayan Akata, “Katılımcılara kurs sonunda sertifika verdik. Memnuniyeti çok yüksek bir kurstu. Geri bildirim formlarından da alınan cevaplar çok olumlu idi. Bu kursların devamı gelecek.
Yakın tarihte yine Anabilim Dalımızca Girişimsel Nöroradyoloji toplantısı da düzenlendi. Bu toplantıda yine Hacettepe Radyoloji Anabilim Dalında gerçekleştirilen vakalar naklen canlı yayın ile 3 gün boyunca katılımcılarla paylaşıldı. 3 yıldır yapılan bu toplantılar da vaka sırasında canlı yayında video konferans sistemi ile katılımcılar uygulayıcıya eş zamanlı olarak sorularını yöneltebiliyor, çok sayıda vakanın gerçekleştirilmesini canlı olarak seyrederek bilgilerini zenginleştiriyorlar”diye konuştu.


Koroner anjionun artık radyolojik tetkikler arasında sayıldığını belirten Prof. Dr. Akata, “Eskiden koroner anjiyo yani kalbi besleyen damarların görüntülenmesi sadece kateter ile yapılabiliyordu, ancak kateter anjionun çeşitli riskleri var. Hatta belli bir oranda küçükte olsa ölüm riski de var. Ancak bilgisayarlı tomografi ile yapılan anjiyoda bu tarz bir risk yok. Sadece koldaki damardan kontrast (boyalı) madde vererek çekim yapılıyor. Bu anlamda vücudun diğer bölümlerinin tomografi incelemesinden farklı değil. Koroner damarların ayrıntılı tetkiki eskiden BT ile yapılamıyordu, çünkü kalp hareketli bir organ ve bu nedenle bilgisayarlı tomografi ile görüntülemek mümkün olmuyordu. BT cihazlarının çekim süreleri çok hızlandığı için artık bu tetkik 5-10 saniyede gerçekleştirilebiliyor. Tetkikten sonra hasta evine gidebiliyor. Bunun dışında BT ile yapılan koroner anjiografinin en büyük avantajı erken koroner arter hastalık tanısını koyabiliyor olmasıdır. Çünkü sadece damarın içini değil, başka şekilde gösterilemeyen damar duvarı da bu şekilde ayrıntılı olarak görüntülenebiliyor. Erken dönemde koroner damarın içinde hiçbir sorun olmamasına karşın duvarında ciddi hastalık olabilir” şeklinde konuştu.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muşturay Karçaaltıncaba ise Hacettepe Radyoloji Anabilim Dalı Kardiyovasküler Ünitesi olarak Bilgisayarlı tomografi ile koroner anjiografide çok büyük deneyime sahibi olduklarını söyledi. Dr. Karçaaltıncaba “Bilgisayarlı tomografi ile koroner anjiografi yapılan hasta sayımız 8 binin üzerindedir. Bu sayı ile Türkiye birincisi ve Avrupa’nın ilk 5‘i içindeyiz. Ayrıca tüm öğretim üyelerimiz bu özel tetkiklere yönelik eğitimlerini ABD’de almış olup bu tetkikleri Türkiye’de daha sonra geliştirmiş ve yaygınlaştırmışlar ve çok sayıda makale üreterek dünya tıp literatürüne katkıda bulunmuşlardır” dedi.



Aynı Vakada Farklı Markaların Cihazları Gösterildi
Doç. Dr. Muşturay Karçaaltıncaba ise, kurs hakkında şu bilgileri verdi: “4 ana üretici firma olan GE, Philips, Toshiba, Siemens’ e aynı vakalar verilerek sunum yapılmaları sağlanıyor. Bu firmalar kalınbağırsakta, koroner arterlerde ve beyni besleyen damarlardaki farklı uygulamaların hepsini kendi cihazında nasıl işleyeceğini canlı olarak gösteriyor. Katılımcılar sunum sonucunda cihazları kendisi değerlendiriyor” şeklinde konuştu.
Dual enerji denilen bir kavram olduğunu belirten Karçaaltıncaba, bu kavramın tomografi de çığır açabilecek bir yenilik olduğunu kaydetti. Dual enerjinin bazı hastalıkların tanısında denendiğini söyleyen Karçaaltıncaba, şu bilgileri verdi: “Bu çalışmada tomografide kontrastlı (ilaçlı) bir görüntü elde ediliyor. Sadece tek görüntü alarak görüntüden daha sonra kontrastı bilgisayar tekniklerini kullanarak atıp sanal kontrastsız görüntüler elde edilebiliyor. Hacettepe Radyoloji Anabilim Dalının Siemens Medical Solutions grubu ile araştırma geliştirme anlaşması bulunmaktadır. Bu anlaşma çerçevesinde karşılıklı yeni araştırma protokolleri ve yeni kullanım alanları geliştiriyoruz”

20 Temmuz 2008 Pazar

BUĞDAY ÇİMİNDEN KANSERE

Uzun yıllardır kanser araştırmalarının sürdüğü Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslıhan Avcı son günlerde adından çok söz edilen ve KML hastaları için umut ışığı olan buğday çimi ile ilgili araştırmalarını Sağlık Dergisine anlattı.

15 yıl önce başlayan çalışmaların devam ettiği Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi çatısı altında insan dokuları üzerine yapılan çalışmalar devam ediyor. Yapılan çalışmalar içerisinde kanser ve ateroskleroz üzerinde bitkilerin olası etkileri araştırılıyor. Moleküler ve enzimatik çalışmalarda antioksidan enzimlere ve oksidan stres belirteçlerine bakılıyor. Prof. Dr. İlker Durak ile başlamış olan çalışmalar günümüzde de devam ediyor. Bu çalışmaların içerisinde çeşitli deney hayvanlarının dokuları üzerinde in vitro ve invivo çalışmalar da yapıldı. Deney hayvanlarına bazı bitkiler verildi, bunların kanser tedavisinde kullanılan kemoterapötik ilaçların yan etkileri üzerinde olası iyileştirici etkileri araştırıldı. Kemoterapötik ilaçların ratlara etkisini incelemek amacıyla ratların dokularında böbreğinde, karaciğerinde, kalbinde oksidan zararlı etkileri incelendi. Beraberinde bir gruba da ilaç ile beraber çeşitli bitkiler verildi, değişik dozlarda standardize edilmiş, etkilerine bakıldı. Daha sonraki çalışmalarda insan kanser dokuları alınarak, bu kanserli dokular üzerinde bir takım fonksiyonel olarak aktif yapılar içeren bitkiler seçilerek in vitro çalışmalar yapıldığını belirten Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslıhan Avcı, Urtica dioica (ısırgan), Solanum lycopersicum (domates) ’da bulunan Likopen, Allium sativum (sarımsak) ekstreleri hazırlandığını ifade etti. Hazırlanan ekstrelerle ratlar üzerinde çalışmalar yapıldığını ifade eden Doç. Dr. Avcı, “Kanser kemoterapisinde kullanılan fludarabin adenozin deaminazı (ADA) inhibe ederek kanserli hücrelerin üremesini blokluyor. Dolayısıyla biz kolon kanserinde gördük ki invitro çalışmalarda domates ekstresini fludarabin ile kıyasladık. Belli bir dozda ADA enzimi üzerine etkisini inceledik ve ADA’yı inhibe ettiğini gördük. Sonucunda belirgin bir inhibasyon yaptığını gözlemledik. Domatesin ardından prostat kanserinde Urtica dioica denendi. Urtica dioica’nın da benzer şekilde inhibisyon yaptığını gözlemledik. Yurt dışında bazı merkezlerde bu besinlerin destek amaçlı kanserli vakalarda denendiğini biliyoruz” dedi.

11 Günlük Buğday Çimlerinin Flavonoid İçeriği Farklı
Kemoterapötik ilaçların da bitkisel kökenli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Aslıhan Avcı ilaçların kökeninde Cezayir menekşesi, Porsuk ağacı gibi bitkiler yer aldığını fakat ilaçların bir kısmının sentetik olarak da elde edildiğini kaydetti. Bitkinin içindeki etkili maddelerin aktif yapıları bitkinin içinden ayrıştırılarak, çeşitli işlemlerden geçirilip hastaya ilaç olarak verildiğini vurgulayan Doç. Dr. Avcı, “Son yıllarda hücre kültürü çalışmaları hız kazanmakta ve nutrasötik olarak adlandırdığımız bitkisel aktif yapıların çeşitli hastalıklardaki etkilerini içeren moleküler düzeydeki çalışmalar literatürde hızla yerini almaktadır Her bitkisel ekstre her hastaya verilemez, yan etkileri olabilir. İnsan hücre kültür serilerinde (cell line ) nutrasötiklerin etkilerini araştırmayı hedefledik. Bunlardan birisi Tıbbi Biyoloji ile birlikte yürütülüyor. Bu çalışmalar içinde öncelikle garlic ekstresi Kronik Myeloid Lösemi (KML) hücre serisinde denendi. Ayrıca son yıllarda Amerika’da popüler olan buğday çimi ekstresini denedik. Yurt dışında çeşitli alışveriş merkezlerinde antioksidan amaçlı olarak buğday çimi suları içiliyor. Çeşitli ortamlarda üretimi yapılan buğday çimleri 11 günlük olunca toplanıp sulu ekstresi hazırlanıyor. Bu çimlerin 11. günde flavonoid (antioksidan madde) içeriği farklı olduğu için 11. gün topraktan toplanıyor. Bizim çalışmamızda bu çimlerin hem etonollü hem de sulu ekstreleri hazırlandı. Her iki ekstre de KML hücre serisine verildiğinde 0., 24. ve 48. saatte antioksidan enzimlere ve hücrelerin sağ kalım oranlarına bakıldı. Antioksidan enzimlerden süperoksid dismutaz, katalaz, glutatyon peroksidaz gibi enzimlerine bakıldı, bir de oksidan stres göstergesi olan malondialdehide bakıldı. Çalışma sonunda, buğday çiminin kanser hücreleri üzerine apopitotik etki yaptığı ve hücreleri apopitozise sokarak öldürdüğü gözlemlendi” şeklinde açıklama yaptı.

Buğday çiminin hangi moleküler mekanizmalar ile hücreyi apopitoza yönelttiğini ve bunu aydınlatmaya çalıştıklarını kaydeden Doç. Dr. Aslıhan Avcı, buğday çiminin apopitoz yapmasının yanında bir taraftan da antioksidan enzimleri güçlendirerek hücreyi de koruduğuna dikkat çekti. Buğday çiminin kanserli hücrelerde apopitotik etkisini daha fazla gösterdiğini yaptıkları araştırma sonucunda bulduklarını anlatan Doç. Dr. Avcı, “Apopitotik etkili olduğu mikroskopik olarak gözlemlendi. Buğday çimi bir taraftan güçlü antioksidan bir taraftan da kanserli hücrelerde apopitotik etkilidir. Kemoterapi sırasında hasta kanserli hücreleri ölüyor ama diğer normal hücreleri de çok zarar gördüğü için saçları dökülüyor, mide, bağırsak gibi organlarda yan etkileri oluyor. Kemoterapi gören hastalar enfeksiyona açık oluyor ve hastaların çoğunluğu enfeksiyondan kaybediliyor. Dolayısıyla hastanın diğer normal hücrelerini destekleyecek bir bitkisel desteğin yararlı olabileceği kanısındayız. Amerika’da kanserli hastaların özel beslenme tedavi rejimleri var. Nutrasötik özelliği olan bitkilerle tedavi yaklaşımları ülkemizde araştırmaya açık bir konu ve bunun üzerine pek çok spekülasyonlar var. Bitkisel tedavi rejimlerinin bilimsel temellere oturtarak literatüre katkıda bulunmak ve halkımızı bilinçlendirmek gerekmektedir” değerlendirmesini yaptı.
Çeşitli bitkisel ekstrelerin farklı kanser tiplerinde farklı sonuçlar verebileceği üzerinde duran Doç. Dr. Avcı, bilimsel makaleleri incelediklerin de yapılan çalışmalarda apopitotik etkisi gösterilen Astragalus (Geven) bitkisinin kendi çalışmalarında tamamen ters etki yaptığını gözlemlediklerine dikkat çekti. Astragalus’un kanser hücreleri üzerine öldürücü etki yaptığı söylense de KML hücre serisi üzerinde yapılan araştırmada böyle etki görülmediğini belirten Doç. Dr. Avcı, kanserli hücrelerin sayısını arttırdığını gözlemlediklerini kaydetti.

19 Temmuz 2008 Cumartesi

ANKARA’DA İLK BİYOMUT

Biyomedikal Mühendisliği Ulusal Toplantısı bu yıl Ankara’da düzenlendi.

Biyomedikal Mühendisliği Ulusal Toplantısı (BİYOMUT) bu yıl Ankara’da Orta Doğu Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Biyomedikal Mühendisliği Anabilim Dalı tarafından düzenlendi. 29-31 Mayıs tarihinde ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezinde gerçekleştirilen toplantıya katılım önceki yıla göre yaklaşık iki kat arttı ve dört paralel salonda, 220 katılımcı ile gerçekleşti. Toplantıda Biyomedikal Mühendisliğinin dört temel araştırma alanında (Biyoelektrik Mühendisliği, Biyomekanik, Biyomalzeme ve Biyomoleküler Mühendisliği) 70 poster ve 70 sözlü bildiri sunuldu. Ayrıca Klinik Mühendisliği ve Biyomedikal Mühendisliği Eğitimi konularında yapılan inceleme ve araştırmalara yer verildi.

Akademisyenler Ve Firmalardan İlgi Yüksek
BİYOMUT 2008’e alanındaki akademisyenlerin yanı sıra, TÜBİTAK, Devlet Planlama Teşkilatı, Sağlık ve Sanayi Bakanlıklarının ilgili birimleri ile Sivil Toplum Kuruluşlarının temsilcileri katıldı. Sağlık Endüstrisi İşverenleri Sendikasının, SASAN A.Ş firma yetkilisi Mustafa Sayın, KBB firma yetkilisi Murat Ataman ve Aygün Cerrahi aletleri firma yetkilisi Necati Kaya sektör hakkında görüşlerini belirtti. Toplantı, ilgili tüm tarafların birbirini tanıması, karşılıklı beklentilerin belirlenmesi, destek olanaklarının sorgulanması ve işbirliği olanaklarının yaratılması için bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Toplantıda akademik boyutunun yanı sıra ilgili tüm kurum ve kuruluşların bir araya getirilmesi planlanmış ve büyük ölçüde bu hedefe ulaşılmıştır. Türk Patent Enstitüsü fikri mülkiyet hakları konusunda katılımcıları bilgilendirmiştir. Toplantı sonunda bu alanda önümüzdeki toplantıların hedefleri, yeri ve yönergesi konusunda çalışacak bir ‘Ulusal Komite’ kurulmasına karar verilmiştir. Bir sonraki toplantının 9 Eylül ve Ege Üniversiteleri tarafından ortak düzenlenmesine karar verilmiştir.



Toplantı Başkanı Prof. Dr: Nevzat G. Gençer BİYOMUT hakkında şöyle konuştu: “Biyomedikal mühendisliği ulusal toplantısı Türkiye’de Biyomedikal mühendisliği alanında çalışan araştırmacıların özgün çalışmalarını sunma fırsatı buldukları tek ulusal toplantıdır ve 13 yıldır düzenlenmektedir. Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü öğretim üyeleri Prof. Dr. Yorgo İstefanopulos ve Doç. Dr. Halil Özcan Gülçür tarafından başlatılmış olan toplantılar uzun yıllar bu iki öğretim üyesinin başkanlığında düzenlenmiştir. Toplantılarda tıp doktorları (radyoloji, kardiyoloji, nöroloji ve üroloji bilim dalları), mühendisler (biyomedikal mühedisliği, elektrik-elektronik, makina, kimya ve bilgisayar mühendisliği bölümleri) ve temel bilimlerden (biyoloji, fizik, kimya, matamatik bölümleri) araştırmacılar bir araya gelmekte, Biyomedikal mühendisliği alanında yapılan akademik çalışmalar sunulmakta, Biyomedikal mühendisliği eğitimi ve klinik mühendisliği konularında bilgi paylaşımı sağlanmaktadır. Araştırmacılardan yazılı ve sözlü sunumlarda Biyomedikal Mühendisliği alanında Türkçe bilim dilinin geliştirilmesine özen göstermeleri beklenmektedir.”

Önümüzdeki Yıllarda İlgili Kurumlardan Destek Bekleniyor
Toplantıların, araştırmacıların ilgi duydukları alanda son bir yıl içinde ulusal düzeyde yapılan özgün katkıları öğrenmeleri anlamında fayda sağladığını dile getiren Gençer, uluslararası düzeyde tanınan davetli Türk bilim adamlarının çalışmalarının izlenebilmesi, başarılı genç bilim insanlarının ilgili topluluğa tanıtılması, desteklenmesi ve ödüllendirilmesi yönünden etkili olduğunu belirtti. Benzer alanlarda çalışan araştırmacıların birbirleriyle tanışması ve ortak proje geliştirmelerine olanak sağlandığını kaydeden Gencer, “ BİYOMUT Biyomedikal Mühendisliği Lisans ve Yüksek Lisans Eğitimi konusunda tecrübelerin paylaşımına olanak tanıyor. Ulusal ve uluslararası düzeydeki farklı uygulamalar tartışılıyor. Biyomedikal Mühendisliği alanında birbirinden bağımsız olarak çalışmalarını sürdüren çok sayıda kişi, kurum ve kuruluş bulunuyor. Düzenli etkinliklerle, bu kişi, kurum ve kuruluşlar birbirini tanıyan, sorunlarını paylaşan, sorunlara çözüm yolu üreten bir topluluk haline getirilebilir. Ancak, bu toplantının düzenlenmesinde ilgili Sivil Toplum Kuruluşlarının ve Odaların maddi desteği ya hiç yoktur (örn. SEIS, MMO) ya da minimum düzeydedir (örn. TÜMDEF, EMO). Bu kuruluşların çalışma ilkeleriyle çelişen bu durumun önümüzdeki yıllarda düzeleceğini ümit ediyoruz. Tıp alanındaki çeşitli derneklerinde bu toplantıyı desteklemelerini bekliyoruz. BİYOMUT 2008’de üniversitelerin toplantıya katılımı üst düzeyde gerçekleşti. Sağlık Bakanlığı BİYOMUT toplantısına ilk kez katıldı. Toplantının tanıtımının yanı sıra BİYOMUT 2008 içinde Biyomedikal Mühendisliği Alanında Sağlık Bakanlığı(S:B:), Kamu, Üniversite ve Özel Sektör İşbirliği Çalıştayı düzenleyerek aktif destek sağladı. S.B. Biyomedikal Mühendisliği Daire Başkanlığı toplantılara bundan sonraki yıllarda da desteklerinin süreceğini belirtti” dedi.

18 Temmuz 2008 Cuma

İŞTE YOLSUZLUKLAR LİSTESİ


Bakan Çelik hastaneler de yapılan yolsuzlukları açıkladı: "Hasta bir hastanede 'yoğun bakımda' kalırken, aynı gün başka hastanede poliklinik hizmeti alıyormuş gibi gösterilmiş"


Çalışma Ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı 1 Ekim 2007- 31 Mayıs 2008 Dönemi Düzenlemelerini değerlendiren Bakan Faruk Çelik yaptıkları çalışmaları şöyle sıraladı: “Bu süreç içerisinde, yatan hastaların ilaç ve malzemelerinin hastaneler tarafından karşılanması uygulamasına geçilmiş; hasta yakınlarının ilaç temini için eczane eczane koşturmasına son verilmiştir. Aktif pasif 23 milyon, toplam 50 milyon vatandaşımızı ilgilendiren sağlık karnesi uygulaması kaldırılarak, sağlık karnesi yenilenme işlemlerine ve Bağ-kurluların karne çilesine son verilmiştir. Oluşturulan elektronik bilgi paylaşım sistemi sayesinde(Bağ-kur,vergi dairesi) kurumlar arası gel-gitler ve kuyruklar ortadan kalkmıştır. Kayıtdışı istihdamla mücadele amacıyla yapılan yasal düzenlemeler yanında ALO 170 Kayıtdışı İhbar Hattı hayata geçirilmiştir. Haziran ayı içerisinde kayıtdışı ihbar ve bilgi edinme amacıyla 54.633 kişi bu hattı kullanarak Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurmuştur.”

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, aralarında devlet hastanesi, kamu ve özel üniversite hastanelerinin de bulunduğu çok sayıda sağlık kuruluşunun şişirdikleri faturalarla devleti katrilyonlarca lira zarara uğrattığını dile getirerek, "Devleti soyanlarla ilgili gerekli müeyyideler yapılıyor, gerekirse bu kurumları teşhir edeceğiz. Herkes dosdoğru hizmet etsin. Devletin bir kör kuruşunu bile kimseye yedirmeyiz" şeklinde konuştu.
Bakan Çelik, SSK ve Bağ-Kur borçlarının yapılandırılması için en son başvuru tarihinin 28 Temmuz 2008 olduğunu, bu sürenin ne Bakan ne de Bakanlar Kurulu tarafından kesinlikle uzatılmayacağını açıkladı. Bakan Çelik, Sosyal Güvenlik Kurumu'nda (SGK) düzenlediği basın toplantısında, SSK ve Bağ-Kur prim borçlarının yapılandırılması ve sağlık alanında yaşanan akıl almaz yolsuzlukları da kamuoyu ile paylaştı. Yeniden yapılandırmada peşin ödemelerde prim borçlarına ilişkin ceza ve faizin yüzde 85'inin silindiğini belirten Çelik, 12 aya kadar taksitlendirmelerde ceza ve faizin yüzde 55'inin, 24 aya kadar taksitlendirmelerde ceza ve faizin yüzde 30'unun silindiğini ve herhangi bir vade farkı ve teminat alınmadığını vurguladı. Bu prim borçları yapılandırmasının diğer yapılandırmalardan farklı olduğunu kaydeden Çelik, "İlk olarak prim borcu olmayan işverenlerimize 5 puan prim indirimi getirilmiştir. Ayrıca, çiftçi ve esnafımızı geliriyle orantılı olmayan prim borçlarıyla karşı karşıya bırakan Bağ-Kur basamak prim sistemi kaldırılmıştır. Sosyal Güvenlik Reformu ile primlerin cari ay takibine geçileceğinden geçmiş dönemle ilgili borçların tasfiyesi ve yeni bir sayfa açılması, bu yapılandırmayı zorunlu kılmıştır. Bu yapılandırma kapsamında toplam SSK aktif işyeri sayısı 1 milyon 118 bin 946, borçlu işyeri sayısı 615 bin 254, yapılandırmaya giren borç toplamı 9 katrilyon 890 trilyon, bugüne kadar başvuru yapan işyeri 106 bin 45, toplam Bağ-Kur'lu sayısı 3 milyon 368 bin 239 kişi, toplam borçlu Bağ-Kur'lu sayısı 1 milyon 425 bin 707 kişi, yapılandırmaya giren borç 16 katrilyon 373 trilyon, bugüne kadar başvuru sayısı 206 bin 368 kişi, matrah olarak bugüne kadar yapılandırma başvuru tutarı 3 katrilyon 54 trilyon TL, bugüne kadar net tahsilat 648 trilyon TL'dir" diye konuştu.



Yapılan tahsilatın her gün arttığına dikkat çeken Bakan Çelik, rakamların önümüzdeki pazartesi gününden itibaren kurum sitesinden takip edilebileceğini bildirdi. Bu konuyla ilgili olarak vatandaşları uyaran Çelik, "Borçların yapılandırılmasıyla ilgili başvuru tarihinden itibaren peşin ödemelerde 1 ay içerisinde, taksitli ödemelerde ilk taksitin 1 ay içinde ödenmesi zorunluluğu vardır. En son başvuru tarihi 28 Temmuz 2008'dir. Bu sürenin ne bakan tarafından ne de Bakanlar Kurulu tarafından uzatılması kesinlikle söz konusu değildir. Yasanın amir hükmü budur. Bundan dolayı vatandaşlarımız cumartesi-pazar günleri Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerimize başvurularını yapabilirler" dedi.
Bakan Çelik, Sosyal Güvenlik Kurumu olarak gelirlerinin tahsilatıyla ilgili çalışmaları çok yönlü bir şekilde sürdürürken, özellikle sağlık giderleriyle ilgili suiistimal ve haksız ödemelerin önlenmesi konusunda da çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüklerini dile getirdi. Çelik, "2002-2008 yılları arasında sağlık alanında çok ciddi açılım ve reformlar gerçekleştirdik; hastanelerin birleşmesi, serbest eczanelerden ilaç alımı, SSK ve Bağ-Kurlular'ın üniversite ve özel hastanelere gidebilmeleri, Sağlık Uygulama Tebliği gibi sosyal devlet olmanın gereği olan insan merkezli birçok düzenlemeyi hayata geçirdik. Bu uygulamalarla hasta başvuru sayımız 2002 yılında kişi başı yıllık 2.5'tan 6.5'a çıkmıştır. 2002 yılında hastanelere aylık 13 milyon başvuru yapılırken, bu rakam 2007 yılında 34 milyonu aşmıştır. Sağlıktaki bu açılımlar maalesef birçok suiistimali de beraberinde getirmiştir" şeklinde konuştu.

Hasta Aynı Anda İki Hastanede
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, sağlık alanında tespit edilen ve hayrete düşüren vurgunları şöyle anlattı: "Bir üniversite hastanemizde epikrizde özel bir açıklama olmamasına rağmen çok basit bir tanı konularak 21 adet kan tahlili 10 gün boyunca aralıksız faturalandırılmıştır. 200-300 milyon lira olan maliyet 10 katı fazlasına 2 milyar 565 milyon TL olarak faturalandırılmıştır. Diğer bir üniversite hastanemizde 9 hasta için 36 adet serum kullanılıp, kuruma 1 milyar 224 milyon lira fatura edilmesi gerekirken, 54 bin adet faturalandırılarak toplam 1 trilyon 876 milyar 979 milyon TL fatura edilmiştir. Çok sayıda hasta şikayeti ve müfettişlerin incelemeleri neticesinde özel hastane ve tıp merkezinde bazı ameliyatların tahlillerin, tedavilerin yapılmadığı halde yapılmış gibi kuruma faturalandırıldığı tespit edilmiştir. Bardholin apse drenaji diye bir ameliyat yapıldığı ifade ediliyor, ancak hasta 'Muayene oldum, fakat ben böyle bir ameliyat olmadım' şeklinde ifade veriyor. Koltuk altı lenf bezlerinden biopsi alındığı şeklinde faturası mevcut, ancak hastanın kurum tarafından yaptırılan muayenesinde biopsi alındığını
gösterecek kaşe yeri bulunmamıştır. Bu durum hastanın ifadesini doğrulamıştır. Hastaya günde 3'den fazla ayvi enjeksiyon yapılmayacağı SUT'da yazılı olmasına rağmen günde 15-20 enjeksiyon yapıldığı ve bu yolla Eylül 2007'den Mart 2008'e kadar 955 milyar 846 milyon TL haksız tahsilat yapıldığı tespit edilmiştir. Kamu ve özel hastanelerde yoğun bakım dahil hasta yatarken, aynı gün aynı dönemde başka bir hastanede veya aynı hastanede poliklinik faturası düzenlenerek kuruma fatura edilmiştir. Bazı kamu veya özel hastanelerde çok sayıda kişiye birden fazla branşta poliklinik muayenesi yapılmakta olup, bu sayı bazen 5-6 branşa çıkmaktadır. Bazı hastanelerde bu şekildeki fatura tutarlarının hastanenin toplam cirosunun yüzde 30'unu bulduğu görülmüştür. Üniversite hastaneleri, özel hastaneler, tıp merkezleri, dal merkezlerinde son dönemlerde yapılan inceleme ve araştırmalarda gerek hasta sayısı, gerekse fatura tutarları açısından olağandışı artışlar görülmüş; 2007'nin son 4 ayıyla 2008'in ilk 4 aylık dönemleri birlikte değerlendirildiğinde 2 ile 8 kata kadar artışların olduğu tespit edilmiştir. Bir üniversite hastanemizde hasta sayısı 2007'nin son 4 ayında ortalama 30 bin iken, 2008'in ilk 4 ayında 60 bine yükselmiştir. Aynı hastanenin fatura tutarı ise 2007'nin son 4 ayında 4 trilyon iken, 2008'in ilk 4 ayında 10 trilyona çıkmıştır. Bir tıp merkezi Aralık 2007'de 21 milyar fatura düzenlerken, aynı tıp merkezi Mayıs 2008'de 398 milyar fatura düzenlemiştir. Bir özel hastane 2007'nin Ekim ayında 197 milyar faturalandırmada bulunurken, aynı hastane Mayıs 2008'de 1 trilyon 187 milyar fatura düzenlemiştir. Bir dal merkezi verdiği sağlık hizmetleri için Kasım 2007'de 28 milyar fatura ederken, Nisan 2008'de 106 milyar lira fatura etmiştir. Yüksek faturalar düzenlemek amacıyla poliklinikte tedavi edilen hastalar acilden işlem yapılmış gösterilmiş. Bir ilimizin en büyük hastanesinde aylık acilden giriş sayısı 9 bin ve fatura tutarı 300 milyar 561 milyon iken, daha küçük ölçekli bir hastanede aylık 30 bin 233 hastaya
bakıldığı ve 1 trilyon 334 milyar TL fatura tanzim edildiği tespit edilmiştir."

Yolsuzluklarla Mücadeleye Devam
Son 2 aylık dönemde MEDULA sistemi üzerinden yapılan incelemelerde haksız yere ödendiği tespit edilen ve geri tahsil edilmesi istenen ödemelerin tutarının toplam 77 trilyon 347 milyar TL olduğunu ifade eden Bakan Çelik, yapılan vurgunlardan bazılarını şöyle sıraladı:
"Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) uyarınca yapılan ameliyatlarda paket uygulaması yapılırken, pakete dahil olduğu halde ayrıca yatak faturası kesildiği tespit edilmiş; son 6 aylık faturalara bakıldığında paket fiyat dışında fazladan ödenen 10 trilyon 826 milyon TL'dir. 9 ay içerisinde birden fazla doğum faturaları nedeniyle haksız ödenen tutarın son 6 ayda 453 milyar TL olduğu tespit edilmiştir. Yapılan inceleme ve denetimlerde suiistimallerin yüksek boyutlarda olduğu görülmüştür. 2007 sonu itibariyle kurumun toplam sağlık gideri 19.9 katrilyondur. Bunun 8.8'i ilaç, 10.2'si tedavi, diğer harcamalar ise 859 trilyondur. 2008'in ilk 5 ayında ise toplam sağlık gideri 10.4 katrilyondur; 4.3 ilaç, 5.7 tedavi (2.5 katrilyon üniversite-özel hastane) 2007 ve 2008'in 5 aylarını kıyasladığımızda toplam sağlık giderlerinin yüzde 23, özellikle üniversite ve özel hastanelerin ise yüzde 61 oranında arttığı görülmektedir. Bu oldukça dikkat çekicidir."

Sağlık hizmetlerini tüm sağlık hizmeti sunucuları ve tedarikçileriyle birlikte sunduklarını hatırlatan Bakan Çelik, sağlık hizmeti sunucularının ve tedarikçilerinin büyük çoğunluğunun yasalara, kurallara uygun bir şekilde insan odaklı hizmetler verdiğine inandıklarını ifade etti. Görevini düzgün yapan tüm sağlık kurumları ve çalışanlarına teşekkür eden Çelik, şöyle devam etti:
"Onlara teşekkür ediyoruz. Biz, hizmet alan kurum olarak bu hizmetleri sunarken her türlü suiistimalin ve yolsuzluğun önlenmesi için de gerekli tüm çabayı gösteriyoruz ve göstereceğiz. Bu basın toplantısında sunmuş olduğumuz örneklerimiz ve ifadelerimiz yolsuzluk yapanlaradır, suiistimale neden olanlaradır, 70 milyonun hakkını gasp edenleredir. Gelecekte çok daha nitelikli sağlık hizmeti sunabilmemiz için bu yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin önlenebilmesi için sağlık hizmeti alan vatandaşlarımızın bir müfettiş gibi aldıkları sağlık hizmetleri karşılığı kendilerine düzenlenen faturaların gerçek olup olmadığını kontrol etmeleri hayati önem taşımaktadır. Yolsuzlukların, usulsüzlüklerin önlenmesi başta bizim görevimiz olduğu gibi, sağlık çalışanlarının ve bu hizmetlerden yararlanan vatandaşlarımızın da görevidir. Bu konuda sağlık çalışanlarımızın ve vatandaşlarımızın gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyor, sağlıkta suiistimal ve yolsuzlukla ilgili denetimlerimizi ve incelemelerimizi daha sıklıkla yapacak, kurumumuz uygulanan müeyyideleri periyodik olarak kamuoyuyla paylaşacaktır."
Bakan Çelik, usulsüzlük yaptığı tespit edilen sağlık kurum ve kuruluşları hakkında gerekli yasal işlemler ve müeyyidelerin uygulandığını belirterek, "Devleti soyanlarla ilgili gerekli müeyyideler yapılıyor, gerekirse bu kurumları teşhir edeceğiz. Herkes dosdoğru hizmet etsin. Devletin bir kör kuruşunu bile kimseye yedirmeyiz" dedi.

17 Temmuz 2008 Perşembe

ATO HEKİM HAKLARINI SAVUNMALI

Ankara Tabip Odası seçimlerine yoğun katılımın sonucunda parçalı bir yönetim başa geçerken, amacın hekimlerin haklarının savunulması olduğu üzerinde duruldu.

Geçtiğimiz günlerde Ankara Tabip Odası (ATO) seçimleri 5063 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Çok çekişmeli gerçekleşen seçimin sonucunda iki gruptan da isimler yönetimde yer alıyor. Yeni bir soluk kazanacak olan ATO, farklı görüşlerin içinde barındırıldığı yeni yönetimiyle hekimlerin haklarını savunacak. Tabip Odası seçimlerinden önce Oda’yı arayarak uzun yıllardır üye olduğu ATO’ya üyeliğinin devam edip etmediğini sorguladığında, üye olarak gözükmediği cevabını aldığını, bunun sebebini öğrenemediğini ve yeniden üye olmak durumunda kaldığını dile getiren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Öztürk; ATO yönetim kurulu başkan adayı olarak Ankara Hekim Platformunun listesinden seçime katılma sebebinin kendisinin ve meslektaşlarının ATO yönetiminden memnun olmaması olduğunu bildirdi. Önceki ATO yönetiminin mesleğin dertleriyle ilgilenmek yerine marjinal siyasetle ilgilendiğini ifade eden Prof. Dr. Öztürk, “Önceki yönetimin diğer bazı sivil toplum örgütleriyle birlikte düzenlediği bazı eylemlerin ayrılıkçı/bölücü pankartların açıldığı gösterilere dönüştü. Tabip Odası bir meslek odası değil de, adeta başka bir siyasi örgüt gibi davranıyordu. Olanları görünce meslektaşlarımızın da bundan rahatsızlık duyduğunu kaydedip çok fazla ideolojik davranıldığını belirledik. ATO’nun web sayfasında yurtsever çocuk kulübü diye bir link olduğunu gördük, bu linki tıkladığınızda çocuk kulübünün faaliyet adresi Türkiye Komünist Partisi Yenimahalle İlçe Başkanlığı olarak gösteriliyordu. İş şirazesinden çıkmış vaziyetteydi. Biz de bunun önüne geçmeyi hedefledik. Seçim kampanyası çerçevesinde hastaneleri dolaşarak meslektaşlarımızla tanışma fırsatı bulduk. Konuştuğumuz birçok meslektaşımız Ankara Tabip Odası yönetiminden memnun olmadığını bildirdi” şeklinde konuştu.

Son Ankara Tabip Odası seçimlerine tarihinde görülmemiş bir şekilde katılımın olduğunu söyleyen Prof. Dr. Öztürk eski yönetimin aldığı oyları, kişi bazında kendilerinin geçtiğini vurguladı. 2101 oy aldıklarını ve yönetim kurulu içerisinde en yüksek oyu aldıkları halde 7 kişilik yönetim kuruluna Ankara Hekim Platformu’ndan 3 kişinin girebildiğini kaydeden Prof. Dr. Öztürk, yönetimde bulunan diğer 4 kişinin de önceki yönetimin devamı olan gruptan olduğunu söyledi. Yönetim Kurulu’nda çoğunluğu 5 oy farkla kaybettiklerine dikkat çeken Prof. Dr. Öztürk, buna karşın yönetimde muhalefet olarak da olsa yer aldıkları için, ellerinden geldiğince meslektaşlarının sorunlarına çözüm bulmaya çalışacaklarını kaydetti. Geçtiğimiz günlerde ilk yönetim kurulu toplantısına katıldıklarına, görev dağılımını çoğunluk olan tarafın belirlediğine işaret eden Prof. Dr. Öztürk, “Bizim için önemli olan hekim haklarının korunması için uğraş vermek. Tabip odasında meslektaşlarımızın sorunlarının dışında yapılacak konuşmalara biz izin vermeyiz. Bunun için de onaylamadığımız konuların yönetim kurulunun ortak görüşü olarak söylenmesine karşı çıkarız. Bizim onaylamadığımız konularda toplantılar düzenlendiği takdirde biz o toplantılara katılmayız ayrıca katılmadığımızı da kamuoyuna duyururuz.

Olayların Arkasından Giden Değil Önünden Giden Olunmalı
Tabip odası olarak hekimlerin fikrini alarak, sorunları ve istekleri doğrultusunda yol izlenmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Öztürk, yıllardır üyesi olduğu tabip odası tarafından görüşlerin tartışıldığı her hangi bir toplantıya davet edilmediğini vurguladı. Oluşan bu yanlış durumun artık düzelmesi gerektiği, hekimlerin sorunlarının konuşulduğu platformların oluşturulup tartışmanın sağlanması gerektiği üzerinde duran Prof. Dr. Serdar Öztürk, “Olayların arkasından giden değil önünden giden olmalıyız. Meslektaşlarımız ve mesleğimizle ilgili kararlar alınıyor, gerek hükümet gerek Sağlık Bakanlığı tarafından yenilikler getiriliyor. Biz değişiklikler yapıldıktan sonra ‘şimdi ne yapacağız’ diye düşünüyoruz. Hep olayların arkasından giden durumunda oluyoruz, halbuki önceden belli konularda neler söyleyeceğimizi herkesin itibar edeceği şekilde ortaya koymamız durumunda bunlardan faydalanarak, bizim istediğimiz yönde değişikliği tercih edebilirler. Tabip Odası eğer bir azınlık tarafından destekleniyorsa ki bundan önceki tabip odası yönetimleri öyleydi. Bütün kayıtlı hekimlerin yaklaşık yüzde 10’unun desteğiyle geliyordu. Ancak çoğunluğun katkısı ile seçimler gerçekleşirse o zaman söylenenler daha çok itibar görür. Tabip Odası danışılması gerekli bir konuma gelir. Seçimlerden önce hekimlerin çok ses getirecek işler yapabileceğini söylemiştik. Parçalı yönetim olunca seçimden önce söylediklerimizi yapma şansımız muhtemelen olmayacak. Ama yine de birlikte yapılabilecek şeyler olması gerektiğini düşünüyoruz. Amaç “benim dediğim olmalı”dan ziyade objektif olarak mesleğimizin ve meslektaşlarımızın sorunlarına eğilmek olmalı. Biz belli bir duyarlılık oluşturduk. Seçime katılım çok yoğundu, görülmemiş derecede 5000’den fazla kişi oy kullandı” dedi.

Sağlık alanında yasalar çıkarılmadan önce hekimlerin fikrinin alınması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Öztürk, Kamu Hastane Birlikleri Yasasının tam bir facia olduğuna, hekimi hastane idaresinde 4. - 5. sıraya düşürdüğüne dikkat çekti. Hastanenin başına şirket yöneticilerinin getirileceğini ifade eden Prof. Dr. Öztürk, “Siyasetçiler bu değişiklikleri hayata geçirmekte hiçbir beis görmüyorlar. Halbuki bu tamamen rahatsız edici bir durum. Tam gün yasası hazırlanırken cazip durumlarla yola çıkılsa da içinde hekimlerin aleyhine olabilecek bir sürü belirsizlikler içeriyor. İyice düşünülerek madde madde ayrıntılı bir teknik çalışma yapmak ve olmazsa olmazları ve asla olmayacakları tespit edip, Sağlık Bakanlığını da bu çalışmadan haberdar etmek gerekir” şeklinde konuştu.

16 Temmuz 2008 Çarşamba

HEDEF EN İYİSİ OLMAK

Mimari yapısı ve sunduğu kaliteli hizmet ile Antalya’da bir numara olmayı planlayan Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi yeni atılımlarıyla hedefine her geçen gün yaklaşıyor.

Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi fiziki ve teknik altyapısı ile ülkemizde ilkler arasında yer alıyor. 15 ana blok ve 4 ara bloktan oluşan hastanenin mimari yapısı ile benzeri olmayan bir yapı. Hastanede yakın zamanda tıbbi genetik laboratuarı için hazırlıklar yapılmaya başlandı. Dijital ortamda başka hastanelerle vaka konsültesi edilebilecek şekilde organizasyon çalışmaları da sürüyor. Hedeflerinin Akdeniz Üniversitesini geçmek olduğunu belirten Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Sadık Özmen, 250 uzman, 50 pratisyen, 5 diş hekimi, 482 hemşire, 156 ebe, 287 yardımcı sağlık personeli ve diğer hizmetlerde de 116 olmak üzere 1310 tane kadrolu personeli bulunduğunu kaydetti. Kış aylarında günlük 12 bin poliklinik sayısının yaz aylarında yarı yarıya düşmesinin sebebini Antalya’nın yerlisinin yaylalara göç etmesinden kaynaklandığını vurgulayan Doç. Dr. Özmen, 186 tane polikliniğe sahip hastanede yatan hasta sayının 600 olduğunu dile getirdi. Doç. Dr. Özmen, “Hastanemiz 86 yataklı yoğun bakım ünitesine sahip bulunmaktadır. Ayrıca hastanemizi modernize çalışmaları içerisinde 30 yeni ventilatör ve 40 monitör alarak, mevcut ventilatör ve monitörleri cerrahi gözlem odalarında değerlendirileceğiz. Tüm kliniklerde ventilatör olmasını hedefliyoruz. Hastanemizi 3. derecede yoğun bakım hizmeti verebilecek hale getireceğiz. Hastanemiz bünyesinde 18 ameliyathane ve 2 sezeryan ameliyathanesi bulunuyor. 12 normal odaya ek olarak 18 oda ve sezeryan ameliyathanesi hazırlık çalışmaları sürüyor. Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine bağlı 3 semt polikliniğinin hepsi de 24 saat acil hizmeti vermektedir” şeklinde konuştu.





Yenilikler Hızla Devam Ediyor
Eski hastane binasında kullanılabilecek tüm cihazları hastanelerine taşıdıklarını bildiren Doç. Dr. Özmen, eski cihazları yenilemeyi hedeflediklerini vurguladı. Kadın doğum polikliniğinde bir tane ultrason aleti varken tüm polikliniklerde ultrason cihazının olmasını hedeflediklerini ifade eden Doç. Dr. Özmen, “ Anestezi ve kadın doğum bölümleri ayrılarak 24 saat hizmet verilecek şekilde düzenlendi. Medikal onkoloji branşında yeni klinik açılırken, Serebral Palsili (SP) çocuklar için rehabilitasyon odası kuruldu. Fizik tedavide yeterli kadromuz olduğu için ve yaşlı nüfusun yoğunluğundan dolayı yeni cihaz alımı yaparak daha etkin hizmet sunma çalışmalarımız sürüyor. Ayrıca Aşur Aksu Hastanesinde yataklı fizik tedavi hizmeti veriliyor. Yeni alımlar oldukça eski aletlerimizi Aşur Aksu Hastanemize kaydırarak yatan hastaların bekleme süresini azaltılacağız” dedi.

Her hekime bir ofis olacak şekilde projelerin başladığını vurgulayan Doç. Dr. Özmen, mekanların yapılırken planlanmasında düzenin tam olarak oturmadığını ancak zamanla düzenli hale getireceklerini kaydetti. Hasta odalarının çoğunluğunun tek yataklı olduğunu bunu aşırı talebi karşılamak için bazı bölümler de iki yataklı yapmak zorunda kalındıklarını belirten Doç. Dr. Özmen, her oda da tuvalet, banyo, kurutma makinası ve LCD TV bulunduğunu söyledi. Hastanenin otopark ve çevre düzenlemesi yapılarak, depo numaralandırılması ve ambarın düzenlenmesi yapıldığını ifade eden Doç. Dr. Özmen, çamaşırhane ve sterilizasyon ünitesinde yenilikler yapıldığını aktardı.
Tam gün yasasına olumlu baktıklarını böylece hekimlerin tek iş yeri olarak daha verimli hizmet sunacağını vurgulayan Doç. Dr. Özmen, bunun yanı sıra hastanelerine genç ve dinamik personellerin atamasını istediklerini belirtti.

15 Temmuz 2008 Salı

4,6 KAT ETKİLİ

Buğday çimi üzerine yapılan araştırmalar sonucunda kanser hücreleri üzerindeki etkisi kanıtlandı. Prof. Dr. Asuman Sunguroğlu başkanlığında bu etkiyi sağlayan etken madde araştırmaları sürüyor.

Buğday çimi(grass) ile ilgili çalışmalar son bir yılda Amerika’da büyük ilgi görüyor ve Buğday çimi suyu içiliyor. Buğday çiminin bilimsel olarak kanseri önlediğine ve antioksidan etkilerine dair yayınlar bulunuyor. Buğday çimi araştırmaları üzerine bir ilki gerçekleştiren Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Asuman Sunguroğlu bu uygulamayı kanser hücre serilerinde uyguladı. 2006 yılından bu yana çalışmaları sürdürdüklerini belirten Prof. Dr. Asuman Sunguroğlu, buğday ekstresinin kanserli hücreler üzerine etkilerinin normal hücrelere göre 4,6 kat öldürücü olduğunu tespit ettiklerini ifade etti. Kanser hücrelerinin normal hücrelere göre daha hızlı çoğaldığı halde buğday çiminin bu hücreler üzerinde daha etkili olduğunu gözlemlediklerini söyleyen Prof. Dr. Sunguroğlu, “O nedenle normal hücreler üzerinde koruyucu olması, yan etkileri olmaması ve sadece kanser hücrelerini seçici olarak öldürmesi bizim için anlamlı bir bulguydu. Kronik Myeloid Lösemi (KML) hücre serilerinde normal hücrelere göre hücre ölümünde (apopitozis) 4.6 kat bir artış tespit ettik. Buğday çimi seçici olarak kanser hücrelerini apoptozis ile öldürüyor. Hücrelerde embriyonal dönemden itibaren hücre ölümü gözlemleniyor ve ömrü dolan hücreler apopitozis ile ortamdan uzaklaştırılıyor. Hücrelerde apopitozisi Kaspaz denilen enzimler gerçekleştiriyor. Kaspaz’ların 2 farklı apoptotik yolağı var ve hangi yolağı tetiklediğini bulmak için bir çalışma daha planladık. Ayrıca farklı ölüm mekanizmalarını da belirlemeye çalışıyoruz. Yani buğday çiminin programlı hücre ölümünü hangi yolaktan yapıyor onu araştırıyoruz. Antioksidan etkisi nedeniyle hücrelerde ölüm tetikleniyor. Özellikle tirozin kinaz üzerinden mi etki gösteriyor, bunu saptamak üzere çalışmalarımız sürüyor” dedi.

Etken Madde Bulunup İlaca Dönüştürülecek
Buğdayın içeriğinde pek çok madde bulunduğunu ve amaçlarının hangi maddenin etkili olduğunu bulmak olduğunu kaydeden Prof. Dr. Asuman Sunguroğlu, buğday çimi içerisinde çok farklı flavonoidler olduğunu ve hangisinin bu etkiyi sağladığını tek tek maddeleri deneyerek bulmaya çalıştıklarını dile getirdi. Buğday çiminin içerisindeki her bir maddeyi saflaştırarak her birinin tek başına etkisini görmenin anlamlı olacağını anlatan Prof. Dr. Sunguroğlu, “Yurt dışında bu tür çalışmalar daha çok yapılıyor, etken madde elde edilerek ilaca çevriliyor. Yani yediğimiz bir buğdayın veya sarımsağın kendisini ekstre olarak kullanmak yerine içerisindeki her bir kimyasalın tek başına etkisi belirlenerek kombine şekilde de verilebiliyor ancak hepsinin tek tek nasıl etki yaptığı bilimsel olarak hedeflediğimiz çalışmalar arasındadır” değerlendirmesini yaptı.

Yayınlarda bulunan sonuçların elde edildiği bitkilerin, toprak kalitesi ve toprak içeriğinin buğdayın verimini değiştirdiğini belirten Prof. Dr. Asuman Sunguroğlu, ülkemizde organik toprak bulmanın artık çok zorlaştığını bunun nedeninin Genetiği Değiştirilmiş Organizma (GDO) tohumlarının gelişi güzel dağıtılmasından kaynaklandığını ifade etti. GDO’ların içerisinde bulunan gen bölgelerinin toprağı kısırlaştırdığını kaydeden Prof. Dr. Sunguroğlu, “Bu tohumları dağıtmalarının nedeni toprağı kısırlaştırmak çünkü bir yıl sonra aynı verim alınamıyor. Bu sayede bir yıl sonra yine aynı tohumun satın alınması gerekiyor. Çiftçilere yurt dışından tohum dağıtıldığı söyleniyor bunun dışında Meclis’ten yeni çıkan yasaya göre hükümet, genetiği değiştirilmiş tohumun ithalini serbest bıraktı. Bu çok ciddi bir şey, pek çok ülkede yasakken Türkiye’de izin verildi. İncelenmeden yapılan bir karar diye düşünüyorum ve Türkiye için çok hayati bir durum. İlave gen bölgeleri, toprağımızı verimsizleştiriyor, kısırlaştırıyor, insan sağlığı üzerinde ise öncelikle kansere ve kısırlığa yol açtığı konusunda yayınlar var. Ayrıca, tohumun içerisine dışarıdan verilen genin yapısı ve ileride ne gibi sonuçlara yol açacağı tam bilinmiyor. Ulusal Biyogüvenlik yasası çıkarılmadan hükümetin buna izin vermemesi gerekiyor ” şeklinde konuştu.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

EMPATİ KURAN HASTANE

Kısa süre önce Antalya Atatürk Devlet Hastanesi Başhekimliği görevine gelen Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Dr. Kemal Kiraz, hastanelerinde göreve başladığından bu yana nelerin değiştiğini ve hedeflerini Sağlık Dergisi’ne anlattı.

Günlük 4500 poliklinik yapan, ISO belgesine sahip Antalya Atatürk Devlet Hastanesi 605 yatak kapasitesi ile kalitesini artırarak için her geçen gün uluslar arası sağlık hizmet standartlarını yakalamk için çalışmalarına hız kazandırıyor. Bir yıldır görev yapan Başhekim Göğüs Hastalıkları ve Tüberküloz Uzmanı Dr. Kemal Kiraz, prefabrik poliklinik binasının ihalesini yaparak poliklinik sayısını arttırmayı hedefliyor. Tıbbi atık deposu yapım hazırlıklarının başladığı hastanede her geçen gün yenilikler yapılmaya devam ediyor. Teknik alt yapı eksikliklerini tamamlamaya başladıklarını dile getiren Uz. Dr. Kiraz, “ Hastanemizde bulunan periton diyalizi ve diyaliz ünitelerinin tadilatları tamamlanarak yatakları yenilendi böylece diyaliz hastalarına daha rahat imkanlar sunuldu. Belediye ile işbirliği yaparak hastalara servis hizmeti verilmeye başlandı. Hastanenin soğutma sistemlerini yenileyerek hastaların sıcaktan dolayı enfeksiyon kapmasına engel olundu. Bakanlığın isteği doğrultusunda hazırlanan planları gerçekleştirmek için binaların depreme dayanıklılığı ölçülüyor. Önümüzdeki günlerde hastane asansörleri yenilenecek, sonrasında da odaları iki ya da üç yataklı hale dönüştüreceğiz. Hastaların yatakları, perdeleri, örtüleri yenileniyor, servisin bir tanesinin yapımını tamamladık bundan sonra sırayla diğer tüm servisleri düzenleyeceğiz” dedi.

Hastane randevu sistemi ile internetten ve telefondan randevu alındığını böylelikle sıra beklemeye gerek kalmadığını, randevu almadan gelen hastalara da yardımcı olduklarını dile getiren Uz. Dr. Kiraz, hastanın randevu aldığı hekime direk ulaştığını ve prosedürle ilgili zorluk çekmeden muayene olma imkanı tanıdıklarını belirtti. Hastanın yatması gerektiğinde de direk yatacağı servise çıktığını prosedürü kattaki tıbbi sekreterin yaptığını ifade eden Uz. Dr. Kiraz, hastaları kendileri gibi gördüklerini ve bir gün kendilerinin de bu zorluklarla karşılaşacaklarını hesaba katarak yaklaşım sergilediklerini vurguladı. Hastaneleri bünyesindeki polikliniklere hastalara yardımcı olacak hostesler alacaklarını böylece hastaların yönlendirilmesinde yardımcı olunacağını kaydeden Uz. Dr. Kiraz, personele hastalara daha saygılı hizmet edilmesi konusunda hizmet içi eğitimler düzenlediklerini söyledi. Hasta şikayetlerini ciddi şekilde araştırdıklarını böylece hastane de otokontrol sağlandığını belirten Uz. Dr. Kiraz, hastanelerinin bahçe peyzajını da hastalara ve çalışanlara uygun düzenlediklerine dikkat çekti.




Beyin, Bel Ve Anevrizma Cerrahisinde Çok Başarılı
Göz polikliniğinde eksiklerin olduğunu ve onları da tamamladıklarını böylece özel göz merkezinde olan her hizmetin hastanelerinde sunulduğunu bildiren Uz. Dr. Kiraz, göz servisinde lazer yapmayı planladıklarını vurguladı. Ultrason işlemlerinde birikmenin olmadığını dile getiren Uz. Dr. Kiraz, 4 boyutlu ve doppler ultrason cihazları alacaklarını ve kaliteli hizmet sunarak hastalarının memnuniyetini sağlayacaklarının üzerinde durdu. Beyin cerrahisi kliniğinde bel cerrahisi ve anevrizma cerrahisi alanlarında çok başarılı müdahaleler yaptıklarına dikkat çeken Uz. Dr. Kiraz, “Yeni doğana işitme tarama testi hizmetini vermeye başladık. Diyabet konusunda uzmanlar, haftanın belli günlerinde hastalara eğitim toplantıları yapıyor. Her geçen gün farklı alanlarda hizmetlerimizi devam ediyor” şeklinde konuştu.

Hastanelerine bağlı olarak Döşeme altı ilçesinde semt polikliniği açacaklarını belirten Uz. Dr. Kiraz, 4 ana branş ve ağız diş sağlığı servisinin olacağını, haftanın belli günlerinde de diğer branşlardan hekimlerin hizmet vereceğini kaydetti. Kepez bölgesinde 9 bin metre kapalı alanda Kepez Semt Polikliniğinin ihalesinin yapıldığını dile getiren Uz. Dr. Kiraz, polikliniğin yakın zamanda hizmete geçmesi için çalışmalarının devam ettiğini anlattı.

12 Temmuz 2008 Cumartesi

AB GEÇ ÖDEMELERLE MÜCADELEYE ÖNEM VERİYOR

Avrupa Birliği ticari işlemlerin sağlıklı işlemesi, rekabet düzeninin bozulmaması ve iç pazarın zarar görmeden işlemesi için, geç ödeme ile mücadele önlemlerinin üye devletlerde tam olarak uygulanmasını istemektedir.

T.C. Adalet Bakanlığı Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü Hakimi Ceyda Ümit “Avrupa Birliğinin Geç Ödemeyle Mücadele Direktifi Işığında Türk Mevzuatına Bakış” konulu sunumunda, ihracat yapan firmaların ticari hakları konusunda çeşitli bilgiler verdi. Ümit, sunumunu 4 ana başlıkta altında toplayarak anlattı.
Başlıklar şöyle:
I. İlgili Alanda Düzenleme Yapılma Gerekçesi
II. Avrupa Birliği Geç Ödemeyle Mücadele Direktifinin ana ilkeleri
III. Avrupa Topluluğu Hukukunda Direktiflerin Özelliği
IV. Mukabil Türk Mevzuatı ve Uygulama

Avrupa Birliği geç ödemeyle mücadele direktifinin spesifik amacının özellikle küçük ve orta boy işletmelerin korunmasına yönelik olduğunu dile getiren Hakim Ceyda Ümit, Avrupa Birliği ülkelerinde sadece ücret karşılığı olarak yapılan ticari işlemlerde akdi ödeme sürelerinin ve düşük faiz oranlarının uyumlaştırılması, zamanında ödemenin teşvik edilmesi ve sözleşme özgürlüğünün alacaklıların zararına kullanılmasının önlenmesi için sözkonusu düzenlemenin çıkarıldığını ifade etti. Direktifin genel amacının ise, üye devletlerarası ticari işlemlerin sağlıklı işlemesi, rekabet düzeninin bozulmaması ve iç pazarın zarar görmeden işlemesinin devamı niteliğini taşıdığını kaydeden Ümit, Avrupa Birliği geç ödemeyle mücadele direktifinin 3 ana unsuru düzenlediğini belirtti.
Bu unsurlar şöyle sıralanıyor:
I- Geç Ödeme Durumunda Faiz (3. madde)
II- Mülkiyeti Elinde Bulundurma (4. madde)
III- Tazmin Edici Prosedürler (5. madde)

Geç ödeme durumunda, Direktifin 3. maddesine göre, ödeme tarihi sözleşmede belirtilmemiş ise herhangi bir hatırlatmaya gerek kalmadan faiz ödemesinin gündeme geldiğini ifade eden Hakim Ceyda Ümit, “Ödeme talebinin borçlu tarafından mal ya da hizmetlerin alınmasından itibaren 30 gün içinde faiz ödenmelidir. Mal ve hizmetler ile sözleşmenin uyumlu olduğuna dair bir onay gerekiyor ve bu onaydan önce ödeme talebi yapılmış ise, onaydan itibaren 30 gün içinde faiz ödemesi gündeme gelir. Alacaklı, akdi ve hukukî yükümlülüklerini yerine getirdiği ve borçlunun gecikmeden sorumlu tutulamayacağına ilişkin bir durum yoksa, zamanında ödemeyi almadığı tarihte geç ödemeden dolayı faize hak kazanır. Aksi sözleşmede belirtilmedikçe, geç ödeme faiz oranı, Avrupa Merkez Bankası’nın söz konusu yılın ilk yarısının ilk iş gününde en son refinansman işlemine uyguladığı faiz oranının asgari 7 puan arttırılmış şeklidir. Ekonomik ve parasal birliğin üçüncü aşamasına katılmayan bir üye devlet için bu oran ulusal merkez bankası faiz oranıdır. Borçlunun geç ödemeden sorumlu tutulamayacağına ilişkin bir durum yoksa, geç ödemeden kaynaklanan her tür zarar için alacaklı tazminat talebinde bulunabilir. Saydam ve orantılı olması koşuluyla, üye devletler maksimum tazminat oranları belirleyebilirler” dedi.

‘Mülkiyeti Elinde Bulundurma’ seçeneğinde ise, malların tesliminden önce mülkiyeti elinde bulundurma koşuluna ilişkin açık bir anlaşmanın, alıcı ile satıcı arasında akdedilmesi halinde, satıcının, tamamen ödeme yapılıncaya kadar mülkiyeti elinde tutabildiğini belirten Hakim Ceyda Ümit, “Üye devletlerin, bu yönde uluslararası özel hukuk ve ulusal hukuk hükümlerini uygulamaya koyması gerektiğini ifade etti. ‘Tazmin Edici Prosedürler’ konusunda da; üye devletler, borca veya usuli işlemlere itiraz olmaması koşuluyla, alacaklıların yetkili merci önünde ödememeden dolayı harekette bulunmasından itibaren 90 iş günü içerisinde hak konusunun yerine getirilmesini temin edici düzenleme yapmalıdır” şeklinde konuştu.

Mukabil Türk Mevzuatı
Uluslararası düzenlemelerle paralel olarak Türk hukukunda da sözleşme özgürlüğü prensibinin geçerli olduğunu dile getiren Hakim Ceyda Ümit, “Akdin tarafları, akdin konusunu, ifa zamanı, ifa yeri gibi akdi şartları özgür iradeleri ile belirleme hakkına sahiptir. Söz konusu ilkeden hareketle, ticari işlerde faiz oranının taraf iradeleri ile belirlenmesi ve akdin bu yönde ifası mümkündür. Taraflara tanınan, sözleşme serbestisi hakkı, hukuka uygunluk sınırları içerisinde kullanılması halinde geçerlidir. Akdin konusunun hukuka aykırı olması, taraf iradesinin hata, hile, zorlama gibi nedenlerle özgürce oluşmaması durumlarında kurulan akdi ilişki geçersiz olacaktır. (Borçlar Kanunu 19-31. maddeler) Faiz oranları konusunda Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun, spesifik düzenlemeler içermektedir. Buna göre halen, ticari iş ayrımı yapılmaksızın Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde kanuni faiz oranı; yıllık yüzde on iki oranı üzerinden hesaplanır. Bakanlar kurulu bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar arttırmaya yetkilidir Geç ödeme durumunda kural; temerrüt faizinin kanuni faiz oranı olarak uygulanmasıdır. Ticari işlerle ilgili özel hüküm uyarınca; T.C. Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, kanuni faiz oranından fazla ise ticari işlerde temerrüt faizi bu avans faizi oranı üzerinden istenebilir” şeklinde konuştu.

Alacaklıları koruyan bir genel ilkenin de; temerrüt faizi miktarının ayrıca kararlaştırılmadığı hallerde, taraflarca serbestçe kararlaştırılan akdi faiz miktarının kanuni faiz ve kısa vadeli avans faizi oranının üzerinde olması halinde temerrüt faizinin akdi faiz miktarından az olamayacağını belirten Ümit, özel kanunlar ile spesifik akit türleri için daha fazla oranda temerrüt faizi uygulanmasının mümkün olduğunu da ifade etti.

Yabancı Para Alacaklarında Faiz
Hukuk sistemimizde, özellikle sınır aşan ticari işlemlerde gündeme gelen yabancı para borçları için uygulanacak faiz oranlarının düzenlendiğini vurgulayan Hakim Ceyda Ümit, 3095 sy. Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 4a maddesi uyarınca sözleşmede “Daha yüksek akdi faiz veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde, yabancı para borcunun faizinde devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı uygulanır” şeklindeki hükmünü hatırlattı. Ümit, akdi, kanuni veya gecikme faizi ile karşılanamayan zararlar için alacaklıların başvurabileceği bir başka hukuki avantajın da Borçlar Kanunu 105. maddesinde munzam zarar kavramı ile düzenlenen tazmin yolu olduğunu kaydederek, “Bu tazmin miktarı, hakim tarafından dava konusu ticari ilişkinin özellikleri dikkate alınarak hakkaniyet ölçütüne göre tespit edilmektedir. Borçlu olayda kendisine kusur isnat edinilemeyeceğini ispat etmedikçe, bu ek zararı dahi tazminle mükelleftir.Munzam zarar kavramının, Direktifin 3(1). maddesinin (e) bendinde yer alan geç ödemeden kaynaklanan her tür zararın tazmini talebi düzenlemesiyle birebir örtüştüğünün altı çizilmelidir. Faiz başlangıcı, faiz ödemesinin hangi tarihten itibaren gündeme geleceği sorusunu ise Ticaret Kanunu 10. madde ve Borçlar Kanunu 101.madde yanıtlamaktadır. Buna göre; aksine sözleşme yoksa ticari bir borcun faizi vadenin bitiminden, belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemeye başlar. Ayrıca, tacir sıfatına haiz kişi, ticari işletmesiyle ilgili yaptığı iş ve hizmetten dolayı verdiği avanslar, yaptığı masraflar için ödeme tarihinden itibaren faize hak kazanır. (Ticaret Kanunu 22. md) Kesin vadeli borçlarda, Direktifin 1.(a) maddesi ile paralel faiz başlangıç tarihi sözkonusudur. Vade tarihi belli olmayan borçlar yönünden ise Direktifin, 1 (b) maddesi altında alternatif seçenekler halinde sunulan maksimum 30 günlük süre sonunun otomatikman faiz başlangıç tarihi kabul edilmesi, alacaklılar yönünden avantaj oluşturmaktadır” şeklinde konuştu.

Genel olarak bakıldığında, direktif ile Türk mevzuatının büyük ölçüde uyumlu olduğuna vurgu yapan Hakim Ümit, şöyle devam etti: “ AB hukukunda direktifler çerçeve yasa özelliğindedir. Amaç ve genel ilkeler doğrultusunda üye devletler iç hukuklarında uygun gördükleri türde yasal düzenleme yapmada serbesttir. Bu bağlamda, ticari işlemlerde geç ödemeyle savaşım konusunda Türk hukukunun faiz türleri, faiz oranı uygulaması, geç ödeme halinde başvurulacak kanuni yollar, her tür zararın tazmini gibi Direktifin belkemiğini oluşturan unsurlar açısından 2000/35 sayılı Direktifle uyumlu olduğu söylenebilecektir” dedi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...