20 Haziran 2008 Cuma

BİLİMİN IŞIĞINDA ATA’NIN HUZURUNDA

23-27 Nisan Tarihleri arasında Sheraton Otel’de gerçekleştirilen 14. Ulusal Yoğun Bakım Kongresi birçok ilklere imza attı. Kongre hakkında bilgi veren Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Günerli, kongreye damgasını vuran ana temanın “Bilimin Işığında Ata’nın Huzurunda’ başlığı olduğunu söyledi.

14. Ulusal Yoğun Bakım Kongresi, Ankara Sheraton Otel’de yapıldı. Anıtkabir ziyareti ile başlayan kongre “Bilimin ışığında Ata’nın huzurunda” sloganı altında gerçekleştirildi. Kongre, içerik ve tema açısından birçok konuda ilklere imza attı. 1000’e yakın kişinin katıldığı kongre, hedefine ulaştı.
Kongrede ilk kez uygulanan barkot sistemi ile oturumlara katılanların sayısı belirlendi. Kongrede dikkat çeken konular arasında;
*Açılış Oturumunda Yayın Etiği-Etik Dışı Davranışlar
* ARDS, SEPSİS, Yaşamın Sonu ile İlgili Kararlar vb. ana konular
*Hasta ve çalışan güvenliği
*Hasta ve yakınlarının yaşam kalitesinin arttırılması, tıbbi sorunların çözümü
*Yoğun bakım ünitesinde yatan hastalara yönelik hizmetlerin liyezon psikiyatrisi ( genel hastane psikiyatrisi) ile birlikte planlanması.
*Sürekli veno-venöz hemofiltrasyon tedavisi periton diyaliz solüsyonu mümkün olduğunda kullanılmamalıdır, fakat zorunlu durumlarda kullanılmaları gerektiğinde hastanın metabolik durumu ve klinik bulguları yakından takip edilmelidir.
*Yoğun bakım servislerinde hastane infeksiyonlarının yayılmasını önlemek için el yıkama çok önemlidir. Yoğun bakımlarda iş yükünün yoğunluğundan bu mümkün olmadığından her yatak başına el antiseptiği konulması ve bunların kullanımı eğitim ile desteklendiği takdirde yoğun bakım hemşireleri için 8 saatlik çalışma süresi gün boyunca ortalama 2 saat gibi ciddi bir zaman tasarrufu sağlayacaktır.

Kongrede yoğun bakımla ilgili her tür sorunun tartışıldığını ifade eden Türk Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Ali Günerli, bu kongrenin dünyada yoğun bakım üzerine gelişmelerin konuşulduğu bir platform olduğunu, yoğun bakımları ilgilendiren önemli konuların üzerinde durulduğunu, 16 sözlü , 129 posterin sunulduğu kongrede ayrıca çok farklı konularda panellerin gerçekleştirildiğini belirtti. “Bilimin ışığında, Atanın huzurunda” sloganıyla düzenlen 14.Ulusal Yoğun Bakım kongre 985 kişinin katılımıyla gerçekleştirildi. Bu sayı şimdiye kadar yapılan kongreler içerisinde en yüksek katılımın olduğu kongre oldu.

Ülkemizde Yoğun Bakım 2008 Geleceğe Işık Tutacak
Prof. Dr. Ali Günerli, 26 Nisan günü kapanış oturumunda “Ülkemizde Yoğun Bakım 2008 ” başlığı altında bir panel yapıldığını, bu panelde de yoğun bakım hizmetlerinde ki güncel sorunları ve çözüm önerilerinin tartışıldığını kaydetti. Prof. Dr. Ali Günerli, panele Sağlık Bakanlığı adına Sağlık Eğitimi ve Tedavi Hizmetleri genel Müdürlüğü yetkilileri , Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı, Türk Yoğun Bakım Derneği, Türk Anesteziyoloji ve Reaminasyon Derneği, Dahili ve Cerrahi Yoğun Bakım Derneği, Çocuk Yoğun Bakım ve Türk Toraks Derneği temsicilerinin katıldığını belirterek, “Bu panelde Türkiye’deki yoğun bakım hizmetleri masaya yatırıldı. Panel sonunda Sağlık Bakanlığı’nın önemle üzerinde durduğu, tüm hastanelere yaygınlaştırmak istediği yoğun bakım ünitelerinin yapısal, işlevsel, yönetsel ve mali yönden eksikleri tartışıldı. Saptanan sorunların giderilmesi için yapılması gerekenler tartışıldı. Özellikle Yoğun Bakımlarda uygulanan paket programların hasta bakım ve tedavilerinde ciddi sıkıntılara neden olduğu ve kaldırılması talebi tüm panelistlerin ortak talebiydi. Panelde üzerinde durulan diğer konu ise; yoğun bakımda çalışanların kısıtlı sayılarına, ağır ve yorucu hizmetlerine karşın emeklerinin karşılığının öngörülmemiş olması idi. Bu nedenle çalışanların ekonomik yönden desteklenmelerinin ve emeklerinin karşılıklarının verilmesinin sağlanması konusunda başta Sağlık Bakanlığı olma üzere gerekli çalışmaların ivedilikle yapılması önerildi. Bir başka ifadeyle Türkiye yoğun bakımlarının geleceğin yönlendiren Yoğun Bakımla ilgili tüm kesimlerin bir araya geldiği ortak bir görüş sağlamamıza yardımcı oldu” şeklinde değerlendirme yaptı. Prof. Dr. Ali Günerli ayrıca benzer toplantıların tekrarlanması dileğini belirtti.


18 Haziran 2008 Çarşamba

RİSKSİZ DOĞUM

Jinekoloji de doktor tecrübesi çok önemli yer tutuyor. Kadın doğum uzmanlarının hamile kadınların kontrolünde radyologlarla birlikte hareket etmesi gerekiyor. Anne karnındaki bebeğin genetik rahatsızlıklarının tamamının teşhisinin mevcut şartlarda mümkün olmadığını belirten Doç. Dr. Sema Zergeroğlu, jinekolojideki son gelişmeler ve suda doğumun avantajları hakkında Sağlık Dergisine konuştu.

Kadın hastalıkları ve doğum alanında Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi başarılı çalışmalara imza atıyor. Her yıl düzenlenen Zekai Tahir Burak Geleneksel Eğitim Günlerinin bu yıl 8. gerçekleştirildi. Yenilikler ve yapılan çalışmaların tartışıldığı günler yoğun ilgi ve katılımla gerçekleştirildi. Jinekoloji alanında doktor tecrübesinin çok önemli yer tuttuğunu ifade eden Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Sema Zergeroğlu, branşında yıllarını vererek, tüm gelişmeleri takip eden doktorların başarı oranının çok yüksek olduğunu belirtti. Kadın doğumcuların hastalarını takip ederken ultrason işlemlerinde radyologlarla ortak hareket etmeleri gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Zergeroğlu, özellikle birinci basamak ultrasonları kadın doğumcuların, ikinci basamak ultrasonları da teyit için radyologların hamileliğin 18. haftasından sonra yapması gerektiğinin üzerinde durdu. Doç. Dr. Zergeroğlu, radyologlar ultrasonu yaptıktan sonra kadın doğum doktorunu doğru yönlendirmesinin gebeliğin ilerleyen aylarında yardımcı olacağını dile getirdi. Multi disipliner bir yaklaşım sergilenerek hastaya yardımcı olunmasının tedavide şart olduğunu söyleyen Doç. Dr. Zergeroğlu, “Kadın doğum uzmanları kendilerine aşırı güvenmemeliler riski tek başına yüklenmek sakıncalar yaratabilir diğer branşlarla işbirliği içinde olmalılar. Yanlış teşhis konulduğunda maalesef bunu kontrol eden denetim mekanizmasının sonradan devreye girmesi daha kötü sonuçlar doğuruyor. Muayenehanelerde tek başına çalışan hekimlerin literatür takibi, bilimsel gelişmeleri takip etmesi ve hastasını doğru yönlendirmesinin denetimi yapılmalıdır” değerlendirmesini yaptı. Hekimlerin muayenehane hizmeti ile amaçlarının hastaya yardımcı olmak mı yoksa para kazanma amaçlı mı yapıldığının takip edilmesi gerektiğini kaydeden Doç. Dr. Zergeroğlu ayrıca uzmanların branşlarında tek dala yöneldikleri için okulda aldıkları eğitime ait tüm bilgilerinin akılda kalamayacağını bir kısmının zamanla unutulduğunu kaydetti.




Anne Karnındaki Bebeklerin Tüm Hastalıkları Belirlenemiyor
Kamu hastanelerinde ilk tüp bebek yapılan hastane olduklarını vurgulayan Doç. Dr. Sema Zergeroğlu, yumurtayla spermi dölleyip ana rahmine yerleştirmeden önce seçilen yumurtalardan anomalili yumurta varsa onların elenerek sağlam olanların yerleştirildiğini kaydetti. Ancak bazı doktorların hastaları yanlış yönlendirip boş vaatlerde bulunarak hastaları hem hayal kırıklığına uğrattıklarını hem de doktorlara karşı olan güveni sarstıklarını belirten Doç. Dr. Zergeroğlu, “Anne karnında tüm hastalıkların teşhisleri konmuyor ancak bazı hastalıklar amniyosentez ile teşhis edilebiliyor. Hidrocephali hastalığının, amniyosentez işlemi sonucunda eğer olay kromozom anomalisi kaynaklıysa tanısı konabiliyor. Ancak hastalığın tam teşhisi bebeğin baş ve diğer organ oranları belli olduktan sonra belirginleşiyor. İlk haftalarda baş bedenden daha büyük olduğu için yanlış sonuç verebiliyor. 10. haftadan sonraki ultrason takipleri ve femur ölçümleri daha net sonuç verilmesine yardımcı oluyor” dedi. Hidrocephali hastalığının her zaman genetik geçişten etkilenmediğini bildiren Doç. Dr. Zergeroğlu, beyin omurilik sıvısının (BOS) dolaşım bozukluğundan kaynaklanan birçok sebebin olduğunu söyledi. “Dandy walker” sendromu gibi hastalıklarda, beyincik ve ventriküllerde yapısal defektlerinde olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sema Zergeroğlu gelişimsel olarak normal olan bebeğin sonradan herhangi bir sebepten dolayı amnion sıvısında artma yada azalma olabileceğini belirtti. Doç. Dr. Zergeroğlu, “Amnion sıvısının azlığı çokluğu kafa yapısının büyüklüğü anne ya da babanın kromozom yapısındaki sapmalar önceden tanı alabilir. Doğuştan hidrocephali birkaç sendromda görülüyor. Maalesef anne karnında teşhisi konamayan hastalıklar da var. Belirgin olarak ortaya çıkmayan rahatsızlıklara örnek verecek olursak beyinde bulunan corpus kallasum denen organın gelişmemesi söz konusu olabilir. Bu da çocukta başın olması gerekenden küçük olmasının yanında nörolojik bozukluklar, yürümede ve hareketlerde yavaşlık gibi etkisini gösterir. Anne karnındaki çocuğa beyin MR’ı çekilmesi zor olduğundan beyin ve beyincik çekirdeklerinin anne karnında görülme şansı yok. Doğumdan sonra çocuğa yapılan MR analizi, bilgisayarlı tomografi gibi yöntemlerle bu tür hastalıklara daha kesin tanılar koymak mümkün bebekteki Down sendromu, mongolizm, kromozom kopması veya ayrılmasını, kromozom yokluğu gibi genetik rahatsızlıklar amnio sentez yöntemi sayesinde ekarte edilebilir. Ancak beyindeki bir çekirdeğin veya beyincikteki bir sinir çekirdek merkezinin teşhisi doğumdan sonra konabilir. Günümüzde anne karnındaki bebeğin tüm hastalıklarının tanısı konabilecek teknolojiye ulaşılamadı. Bazı merkezlerde anomalisiz çocuk doğma garantisi verilse de bunlar tamamen hatalı yorumlardır. Maalesef toplumda en çok sömürülen olay bebekler üzerinden yapılmaktadır” şeklinde konuştu.

Suda Doğumun Avantajları İlgiyi Arttırıyor
Suda doğum ünitelerinde, doğum oranını arttırmayı hedefleyen Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesinde bir yıl içerisinde 100 üzerinde suda doğum gerçekleştirildi. Suda doğum avantajlarından dolayı halkın yoğun ilgisi olduğunu dile getiren Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Sema Zergeroğlu, suda doğum için gerekli şartların sağlanması gerektiğini belirtti. Doç. Dr. Zergeroğlu gerekli şartları şöyle sıraladı: “Suda doğum için öncelikle çocuk ters gelmeyecek, annede her hangi bir problem olmayacak. Özellikle annenin tansiyonu olmayacak. Çocukta anomali ve solunum sıkıntısı olmayacak. Anne suda doğum yapabilecek özgüvene sahip olacak. Bazı bayanlar önyargılı oluyor, fakat her şeyin doğal olanı güzel müdahaleli olanı değil. Bazı durumlarda sezeryanı öneriyoruz, çocukta solunum sıkıntısı olursa, göbek kordonu çocuğa dolanırsa ve makatla doğum yoluna girişlerde sezeryanı tercih ediyoruz. Ama halkımızda tüketime ve kolaya kaçma olduğundan, teknolojiden yanlış yararlanmaya yönelim var. Sezeryan rahat olduğu için seçiliyor ancak, annenin doğum sonrasında eski haline dönmesi daha uzun zaman alıyor. Rahimin eski halini alması, kasların kasılması, emzirmenin başlaması hepsi normal doğumdan sonra yaşanırken sezeryanda bu süre uzuyor. Normal doğum ile suda doğumun farkı ise şöyle, hasta suda doğumda daha az ağrı hissediyor, çocuk annenin karnındaki sulu ortamdan nefes almaya yönelmeden su içine doğuyor ve annesinin hemen kucağına veriliyor. Böylece bebek annesiyle yakın temas yaşıyor. Ayrıca suda doğumda daha çok multiparite yani ikinci doğumlar seçildiğinden epizyo ve dikişli doğum olayı daha az yaşanıyor. 37 derecedeki su, bebeğin anne karnındaki su ile aynı derecede olduğu için kadında da ağrı az oluyor. Annenin doğumdan önce sinirleri sakinleşiyor ve gevşiyor, ağrılarını daha az hissediyor.” Suda doğumda her hangi bir infeksiyon riskinin olmadığını, suyun devir daim yaptığını belirten Doç. Dr. Zergeroğlu annenin doğumu yaklaştıkça suyun değiştirildiğini ve küvetin her doğumdan sonra dezenfektan maddelerle dezenfekte edildiğini ifade etti. Klor tabletlerle klorlanarak suyun doğuma hazırlandığını kaydeden Doç. Dr. Zergeroğlu “Komplikasyon olabilecek doğumları suda yaptırmıyoruz. Suda doğum yaparken her hangi bir sorun ortaya çıktığında hasta oda da bulunan masaya alınıyor. Suda doğumun normal doğumdan hiçbir fiyat farkı yok” şeklinde konuştu.

17 Haziran 2008 Salı

KLİNİK SAYISINI 2’DEN 7’YE ÇIKARDI

Bir yıl gibi kısa bir sürede iki klinik sayısını 7’ye yükselten Kağızman Devlet Hastanesi, hizmet kalitesini arttırmaya yönelik çalışmalara hız verdi. Ameliyathanesi olmayan hastanenin şimdiler de biri tamamlanmış, biride inşaat halinde olan 2 ameliyathanesi var. Yoğun iş yüküyle hizmet sunan hastane, ek bina kiralayarak etkin bir sağlık hizmeti vermeyi hedefliyor.

2007 yılının başlarında genel cerrahi ve dahiliye olmak üzere 2 branşla hizmet veren Kağızman Devlet Hastanesi, geçen 1 yıllık süre zarfında klinik sayısını 7’e çıkarmayı başardı. Fiziki mekanlarını yenileyen hastane, yeni diyaliz merkezi açarak hizmet alanını geliştirdi. Hastanenin çalışmaları hakkında bilgi veren Başhekim Op. Dr. Yılmaz Güler, geçtiğimiz yıla kadar ameliyathanesi bile bulunmayan hastanenin baştan aşağı restore edildiğini anlattı. 2007’den bu yana geçen süre içerisinde büyük yol kat ettiklerini dile getiren Güler, 1 yılda hastanelerindeki uzman hekim ve klinik sayısının 7’ye ulaştığını söyledi. 2008 hedefleri arasında birçok yeniliğin olduğunu ancak önceliğin, ek bina inşaatını tamamlayarak hastaneye kazandırmak olduğunu kaydeden Güler, yakın tarihte ikinci ameliyathaneyi açmayı planladıklarını ifade etti. Başhekim Güler, bir yıldır başhekimlik yaptığı hastanelerinin şu anki durumu hakkında şöyle konuştu: “41 yataklı olan hastanemizde, Ortopedi, Kadın doğum, Genel cerrahi, Dahiliye, Çocuk Doktoru, Aile hekimi ve Anestezi uzmanı olmak üzere 10 uzman, 6 pratisyen hekimimiz hizmet vermektedir. Tek salonlu ameliyathanemiz ve 4 cihazlı 16 hasta kapasiteli hemodiyaliz ünitemiz bulunmaktadır. Görüntüleme olarak ultrason, direk grafi yapılırken, laboratuar da mikrobiyoloji ve biyokimya tetkiklerimizin tümü yapılmaktadır. 72 kadrolu, 55 sözleşmeli olmak üzere toplam 127 personelimiz bulunmaktadır.”

İkinci Ameliyathane Hazırlıkları Sürüyor
Günlük poliklinik sayılarının 350 ila 500 arasında değiştiğini belirten Op. Dr. Güler, aylık ameliyat sayılarının 90 olduğunu bu sayının ikinci ameliyathanenin hizmete geçmesiyle artacağını dile getirdi. Yatak doluluk oranlarının ise yüzde 90’lara ulaştığını ifade eden Op. Dr. Güler, “Yatak doluluğunu azaltmak için ek bina kiraladık, yakında hizmete geçecek olan bina poliklinikler ve acil servis olarak hizmet verecek. Kullanılan binanın ise bu yıl içerisinde yeniden tadilattan geçirilip, her odaya banyo ve tuvalet yapılarak hastalara daha konforlu ve sağlıklı ortam hazırlanacak” şeklinde konuştu.

Hastanelerinde sevk oranlarının yüzde 3,5 olduğunu kaydeden Op. Dr. Güler, “Hastanemizde hekim ve klinik açığımız bulunan branşların başında KBB, üroloji ve göz yer alıyor. Bu branşalrdaki uzman hekim eksiğimizi tamamlamak için çalışmalarımız devam ediyor. Eksiklerin yanında yeniliklerimiz de oluyor, 6 ay önce hemodiyaliz ünitemiz açıldı. Hekim açığı olan branşlar dışında diğer tüm branşlarda ameliyatlar yapılıyor” dedi.



Ek Bina Tadilattan Sonra Hizmette
Tam gün yasasının hastanelerini etkilemediğini ifade eden Op. Dr. Güler, Kağızman’da tam günü reddedecek hekimin bulunmadığını bildirdi. Op. Dr. Güler hastaneleri hakkında şöyle konuştu: “Hastanemizde Hasta Hakları Kurulu da aktif olarak çalışıyor. Kuruma haftalık ortalama 5 başvuru yapılıyor ve sorunlar yerinde çözülüyor.”

Hastanenin başlıca sorunları hakkında da konuşan Güler, personel açıklarının had safhaya vardığını dile getirerek, “Yardımcı sağlık personeli sayımız oldukça yetersiz. Ayrıca sorunlarımız arasında ödenek problemi de var. Sosyal Güvenlik Kurumu ödemelerimizi oldukça geç yapıyor. Bu sebepten finansman sıkıntısı yaşamaktayız. ” şeklinde konuştu.

Hemodiyaliz Ünitesinde Her Şey Düşünülmüş
Radyoloji hizmet alımı yaptıklarını kaydeden Güler, yakın tarihte tomografi, ultrasonografi, mamografi gibi tetkiklerinde bu hizmet alımı içerisine alınacağını belirtti. Op. Dr. Güler böbrek hastalarının tedavisi için oluşturdukları diyaliz merkezi hakkında da şunları söyledi: “Diyaliz merkezimizin tüm odalarında ses ve görüntü sistemi bulunmaktadır. Doktorlar, kameralarla hastaların tümünü takip edebiliyor. Merkezimizin tüm odalarında plazma tv ve uydu anten sistemi mevcut. Saatte 10 hava değişimi yapan merkezi havalandırma sistemi var. Hasta yatakları 4 motorlu otomatik yataklardan oluşuyor. Servis kapılarının tümü otomatik kartlı sistemden oluşuyor. Bu nedenle personel harici kimsenin girişi mümkün değil. Ziyaretlerde oluşan kalabalığı bu yöntemle kontrol altına alabiliyoruz.”

16 Haziran 2008 Pazartesi

BURSA’NIN İLK ÖZEL KADIN HASTANESİ

Bu merkezde her şey kadın sağlığı için ...

JİMER Bursa’da Kadın Hastalıkları ve Doğum alanında hizmet verecek ilk ve tek dal hastanesi olarak önümüzdeki günlerde hizmete açılacak. Hastane 7500 metrekare kapalı alan içinde toplam 9 bin metrekare alanda, 5 katlı bir bina olarak hizmet sunacak. Jinekoloji alanında tüm ihtiyaçların karşılanacağı bir kompleks olarak inşa edilen hastane de “yok” yok. Kadınların hayatı boyunca birkaç kez yaşayacağı doğum olayının “hatıralardan çıkmayacak güzellikte” olması amaçlanarak planlanan hastanede, hamilelik ve lohusalık döneminde, karşılaşılacak her türlü ürogenital sistem sorunları da ilk ve tek elden çözüme kavuşturulacak.

Bursa’da çalışan 5 kadın doğum uzmanı tarafından açılan JİMER Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesinin kuruluş öyküsünü anlatan Yönetim Kurulu Başkanı Op. Dr. Faruk Dinçşahin, JİMER muayenehanelerinin devamı olarak yapılan bu merkezin birçok tıbbi açıdan tatmin edici olduğunu ve 50 yatak kapasiteli olan hastaneyi son sistem cihazlarla donattıklarını belirtti. Hastanenin bina projesini hazırlatıp, 1,5 yılda inşaatını bitirdiklerini kaydeden Op. Dr. Dinçşahin, ruhsatını alıp, bir ay içerisinde hizmet vermeye başlayacaklarını ifade etti.

Kompleks Hastanede Bayanların Tüm İhtiyaçları Karşılanacak
Kadın Doğum Dal Hastanesinin daha çok bir kompleks olarak yapıldığını vurgulayan Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Koordinatör Op. Dr. Melike Yıldırım, hastanelerinde tüp bebek merkezi, laboratuar hizmetleri, radyoloji, ultrason ağırlıklı kemik ölçümleri ve mamografinin de yapıldığını ifade etti. Hamile eğitim merkezleri, psikolog, diyetisyen, diş hekimi, üroloji, genel cerrahi polikliniklerinin bulunduğu hastane de 11 küvözlü yenidoğan bakım merkezinin de olduğunu belirten Op. Dr. Yıldırım, “Ayrıca gerek hamilelik döneminde, gerekse hamilelikten sonra kadınlarımızın bakım yaptırabilecekleri bir güzellik merkezi var. Egzersiz, yoga yapabilecekleri yerlerimizde unutulmadı. Seminer ve toplantı salonlarının da bulunduğu kompleks bir yapı oluşturduk. Kendi branşımızla ilgili daha güzel hizmet verebilmek için böyle bir hastane kurduk. Bir kadın doğum merkezinde olması gereken her şey bizim hastanemizde mevcuttur. Hamilelikte psikolojik destek dahil, çocuk sahibi olamamış bayanlarımıza tüp bebek merkezlerinin de içinde olduğu geniş kapsamlı bir hizmet sunumu yapacağız.” şeklinde hastanenin değerlendirmesini yaptı.

JİMER’in Bursa’da ilk ve tek, Türkiye genelinde de 4. Kadın Doğum Dal Hastanesi olduğunu kaydeden Op. Dr. Dinçşahin 24 saat uzman hekim ile kaliteli ve etik hizmet sunacaklarını belirtti. Bursa’da tıp potansiyelinin çok fazla olduğunu ve sayının 3 milyona yaklaştığına dikkat çeken Op. Dr. Dinçşahin, “Hasta sayısı her geçen gün artıyor ve mevcut kapasite bu sayıyı karşılayamaz durumda. Kamu hastanelerinin yatak kapasitesi yeterli sayıda olmadığından, JİMER gibi bir hastaneye Bursa’nın ihtiyacı var” dedi.

Sağlık Turizmine Destek Verilecek
Özel hastaneler için çıkacak yönetmelikten olumsuz etkilenmeyeceklerini vurgulayan Op. Dr. Dinçşahin, “Bence bu yönetmelik için geç bile kalındı. Ancak 2004 yılından bu yana hastane yatırımı yapanlar oldu, yapmayı planlayanlar oldu. Bundan sonrası için çeşitli düzenlemeler getirilmeli, her apartman dairesi sağlık merkezine dönüşmesin. Ama bundan önce planlananlara da bir sorun yaşatılmasın. Biz bu hastaneyi yaparken tüm yönetmeliklere uygun olarak planını yaptık, her şeyi düşündük. Hastanemiz için ön iznimizi aldık. Hastanemizde tüm hizmetlerimizde etik davranacağız, suistimal edenler olursa yaptırımlar uygulanacak” şeklinde konuştu.

Sağlık turizmi açısından Bursa’yı değerlendiren Op. Dr. Yıldırım, Bursa’nın coğrafi olarak Avrupa’ya ve Adalara yakın olduğunu bundan dolayı da Avrupa’daki hastanelerde 2 -3 ay sonrasına randevu verildiği için tercih edildiklerini kaydetti. Hasta konforu için tek yataklı odalarda hizmet sunulduklarını böylece gelen hasta için hem tatil hem de tedavi olanağı sağladıklarını ifade eden Op. Dr. Yıldırım, hastanenin fiziksel koşullarının tamamlandığı, 11 küvezlik despiratörlü yenidoğan merkezini de planladıklarını belirtti. Tüp bebek merkezi olan her kadın doğum hastanesinde yeni doğan servisine ihtiyaç oluştuğunu bunun sebebinin tüp bebek doğumlarında prematüre ya da ikiz, üçüz doğumlara sık rastlandığını işaret eden Op. Dr. Melike Yıldırım, ayrıca rahim ağzı kanseri ve meme kanseri konuları başta olmak üzere jinekolojik onkoloji hastalarına da hizmet vereceklerinin altını çizdi.

15 Haziran 2008 Pazar

EKMUD TIRMANIŞTA

29 Nisan-03 Mayıs tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirilen 2. EKMUD Kongresinde EKMUD Başkanı Prof. Dr. Gaye Usluer ve EKMUD Yönetim Kurulu Üyesi Prof.Dr.İftihar Köksal ile söyleşi yaptık.

29 Nisan, 03 Mayıs tarihleri arasında Ankara Sheraton Hotel’ de 2. EKMUD kongresi gerçekleştirildi. EKMUD, 1 Mayıs 2006 tarihinde Enfeksiyon hastalıkları ve klinik mikrobiyoloji uzmanları tarafından Ankara’da kuruldu. Dernek iki yıl gibi kısa bir sürede çok fazla başarılı çalışmaya imza attı. Derneğin düzenlediği 1. EKMUD platformu ve iki kongrenin dışında, zoonotik enfeksiyonlar sempozyumu ve çeşitli temel mesleki ve salgın analiz kurslarını da gerçekleştirdi. Bu sene ki kongrenin geçen yıldan daha fazla katılımla gerçekleştiğini belirten EKMUD Başkanı Prof. Dr. Gaye Usluer, 1 Mayıs 2008 tarihinde EKMUD’un 2.yaşını kongre ile birlikte kutladıklarını kaydetti. Düzenledikleri kongreleri üyelerin görüşleri doğrultusunda hazırladıklarını belirten Prof. Dr. Usluer, bu sayede paylaşımın yüksek olduğunu ve etkinliklere katılımın arttığını kaydetti. Bu yıl ki toplantıda 400 katılımcının bulunduğunu ifade eden Prof. Dr. Usluer, ayrıca EKMUD olarak kongre dışında Ankara, İstanbul ve izmir’de günler düzenlediklerini de söyledi.

Erişkin Bağışıklama Rehberi Birçok Branşa Işık Tutacak
EKMUD olarak hastalık tedavi rehberleri, hastalık önleme rehberleri ve ilaç kullanım rehberleri oluşturulması için çalışmaların sürdüğünü anlatan Prof. Dr. İftihar Köksal, “Bu rehberler herkes için ama asıl olarak hekimlere yönelik hazırlandı. Amaç, hastayı muayene eden çeşitli branşlardaki hekimlere, doğru bilgiyi sunmak. Mesela, üzerinde çok fazla durulmayan bir konu olan erişkin aşılama rehberi oluşturuldu. İlk çıkacak rehber olan ve geniş çaplı araştırmalarla hazırlanan kitap, erişkin aşılama ile ilgili tüm bilgileri barındırıyor. Aile hekimliği Derneği, Viral Hepatite Savaşım Derneği, İç Hastalıkları Derneği, Halk Sağlığı Derneği, Hematoloji derneği ve Göğüs Hastalıkları Derneği ile birlikte hazırlanan kitap tüm hekimlere rehber olacaktır. Ayrıca kongre sırasında hazırlanmakta olan rehber tartışılarak dernek üyelerinin görüşleri de alındı” dedi.
Eğitim programları düzenlediklerini belirten EKMUD Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. İftihar Köksal, Ankara’da her ay düzenlenen ‘EKMUD Ankara günleri’ ile sadece Ankara’daki hekimlerle değil, çevre illerden tüm enfeksiyon hastalıkları uzmanları ile bilgi paylaşımı olduğunu kaydetti. Toplantılar da güncel konuların ele alındığını böylece uzmanların gelişmeleri yakından takip etme fırsatı yakaladıklarını vurgulayan Prof. Dr. Köksal, “ EKMUD olarak yaptığımız çalışmalar hedefine ulaşıyor. Derneğimizin faaliyetleri üyelerin önerileriyle hazırlanıyor. Böylece nokta atışı yapabiliyoruz. Ayrıca uzmanlar ilaç sektörü uzmanlarıyla bir araya geliyor ve ilaçlar hakkında yeterli bilgi edinme olanağı buluyorlar. Katılımcılar, İlaç firmalarının düzenlediği uydu sempozyumlar ile, yeni ilaçlardan da haberdar olabiliyor” şeklinde konuştu.


Sağlık Personeli Güvenliği İçin İğnesiz Şırınga
Dernek olarak misyonlarının arasında diğer derneklerle birlikte etkinlikler göstermek ve ortak aktiviteler düzenlemek olduğunu ifade eden KTÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Başkanı Prof. Dr. İftihar Köksal, “Sağlık personeli risk altında ancak laboratuar çalışanları, diş hekimleri gibi branşlarda çalışan personel daha fazla risk altında bulunmaktadır. Çünkü delici, kesici aletlerle yaralanma, kanla temas olasılıkları daha fazla olmaktadır. Hastanelerde standart önlemler var, ancak her türlü hasta sekresyonuyla çalışırken, delici kesici aletlerle ve kan alma - verme sırasında eldiven giyilmesi gerekiyor. Hastanın Hepatit B, HIV pozitif olduğu biliniyorsa gerekirse iki kat eldiven giymek ve azami dikkat etmek gerekiyor. Bunun yanında Hepatit B aşısının tüm personele yapılması gerekiyor Hatta tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin ve hemşirelerin aşılanması gerekiyor. Hepatit B’ye karşı aşılananlar aynı zamanda Hepatit D’ye karşı da vkorunmuş oluyorlar. Personelin korunması çok önemli. Konu ile ilgili bilgilendirmenin hem hekimlere hem de yardımcı sağlık personeline yapılması gerekiyor. Temas durumunda da ve sonrasında mutlaka konunun uzmanına başvurması gerekiyor. Kaza yoluyla hastalığın bulaşması durumunda sağlık personeli meslek hastalıkları kapsamına dahil edilmiyor. Dünyada da bu önlemler alınıyor” şeklinde konuştu.

“HIV pozitif kişilerle temasta sağlık personeli kendisini korumakla mükelleftir” diyen ESOGÜ Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gaye Usluer, ise bunun için bazı universal önemler alınması gerektiğine işaret etti. Usluer, gelen her hastayı kanla bulaşan hastalığı olabileceği düşünülerek dikkatli şekilde müdahale edilmesi gerektiğini ifade etti. Yeni çıkan iğnesiz enjektör sistemleriyle personel güvenliğinin sağlandığına dikkat çeken Prof. Dr. Usluer, hastanelerin tamamen bu ürünlere geçmesindeki en önemli zorluğun maliyet olduğuna işaret etti.


14 Haziran 2008 Cumartesi

BAŞ VE BOYUN CERRAHLARI ANKARA’DA BULUŞTU

8. Uluslararası Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyu Cerrahisi Kongresi’nde , özellikle güncel ve multidisipliner konular başta olmak üzere bir çok hastalığın cerrahi ve tıbbi yaklaşımı ele alındı.

15-17 Mayıs tarihleri arasında Ankara Sheraton Otelde gerçekleştirilen 8. Uluslararası Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresi, alanında isim yapmış tecrübeli hekimleri bir araya topladı. Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği tarafından düzenlenen kongrede, özellikle tartışmalı ve disiplinler arası ortak çalışmayı gerektiren konular masaya yatırıldı. 1000’e yakın katılımcı ile gerçekleşen toplantıya Ankara’ da merkezi bulunan 8 ayrı uzmanlık derneği de destek verdi.

Kongrenin çalışmaları hakkında bilgi veren Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Adil Eryılmaz, bu yıl 8.si gerçekleştirilen bu kongrenin tecrübe ve bilgi paylaşımının yanında yeni tıbbi yaklaşımlarında değerlendirildiği bir toplantı özelliği taşıdığını söyledi. Her iki yılda bir tekrarlanan kongrenin 1988 yılından bu yana aralıksız sürdürüldüğünü dile getiren Eryılmaz, bu kongrelerin özellikle yeni yetişen asistan ve uzmanlar için önemli bir bilgi kaynağı olduğunu dile getirdi. Kongreye genellikle branşında kendini uluslararası alanda ispatlamış tıp otoritelerinin de katıldığını söyleyen Doç. Dr. Eryılmaz, “Bu hocalarımızın katılımıyla kongremiz ayrı bir havaya bürünüyor. Cerrahi yaklaşımları sebebiyle tıp camiasında isim yapmış bu hocalarımız hem güncel hem de klasik yöntemler hakkında analizler yapabiliyorlar” dedi.

Kongre, 7 Salonda Aynı Anda Devam Ettirildi ve 67 Konferans, 58 Kurs, 13 Panel ve 23 Oturum Yapıldı

Toplantının bilimsel program ve içerik açısından oldukça yoğun bir gündeme sahip olduğunu ifade eden Doç. Dr. Eryılmaz, şöyle devam etti: “Kongremizde 67 konferans, 58 kurs, 13 panel ve 23 oturum yapıldı. Katılımcı sayımız 1000’e yaklaştı. Ankara’da ilk defa bu kadar yoğun bir kongre yapıldı. Çoğu Amerika Birleşik Devletleri , Avrupa ve bir konuğumuzda Mısır’dan olmak üzere 24 yabancı meslektaşımızın katıldığı kongremizde, 206 yerli konuşmacı ve görevli katılımcı yer aldı. Toplantılar 7 salonda aynı anda devam ettirilerek, sabah 08:00’den akşam 19:00’a kadar sürdürüldü. Kongrenin öne çıkan konuları arasında, Tinnitus, vertigo, baş boyun kanserlerinde organ koruma yöntemleri, Rinoplasti, endoskopik sinüs cerrahisi ,tiroid cerrahisi ve alerjinin ön plana çıktığını görüyoruz. Asistanlara yönelik hazırlanan kurs programı içerisinde de kulak burun boğaz ve baş boyun cerrahisinin önemli anatomik bölgeleri hocalarımız tarafından detaylı bir şekilde işlenmiştir”

Doç. Dr. Adil Eryılmaz, kongrelerine 150’ye yakın poster ve 25 sözlü sunum müracaatı olduğunu da bildirdi. Kongrenin ilk günü saat:16 da katılımcılarla birlikte Anıtkabire gidilerek Ulu Önder Atatürk’ün huzuruna çıkıldı ve günün önem ve hissiyatımızı belirten bir metin özel deftere yazılarak imzalandığını belirten Eryılmaz, ayrıca kongreye katılmak için gelen yabancı konukların Kapadokya ve Anadolu Medeniyetler Müzesine götürerek gezdirdiklerini kaydetti.
Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Derneği olarak yıllık belli periyotlarda bir dergi çıkardıklarını anlatan Eryılmaz, “Her ay üniversite ve eğitim hastaneleri olmak üzere bir eğitim kurumunda bilimsel toplantılar düzenliyoruz. Derneğimizin genel kurulunu da kongre içerisinde gerçekleştirdik. Bundan sonraki süreçte, genel kurulda seçilen arkadaşlarımız önümüzdeki dönemin programını hazırlayacaklar”.

Kongrede öne çıkan başlıklar arasında şu konular yer aldı:
*Nazal polipli hastalarda endoskopik sinüs cerrahisinin uyku kalitesi üzerin etkisi: Nazal cerrahinin, tıkayıcı uyku apnesi tedavisindeki etkisi sınırlıdır. Ancak kronik nazal tıkanıklığın cerrahi ile açılması, horlama ve gündüz uykululuğuna olan etkileri ile uyku kalitesini önemli derecede düzeltir.

*Nazolakrimal kanal tıkanıklığı tedavisinde eksternal ve endoskopik dakriyosistorinostomi sonuçlarının karşılaştırılması: Multidisipliner yaklaşımla nazolakrimal kanal tıkanıklığı tedavisinde endoskopik cerrahi eksternal cerrahi kadar iyi sonuçlar vermektedir. Fonksiyonel başarısı klasik yöntemi yakalamış olan endoskopik dakriyosistorinostomi, cerrahi süreyi kısaltması, kozmetik deformite yapmaması ve eşlik eden nazal patolojilere girişim kolaylığı gibi avantajlara sahiptir.

* Tek taraflı psödohipoakuzinin doğrulanmasında stenger testinin etkinliği: Yapılan çalışmada subjektif bir test olan Stenger testi psödohipoakuzinin belirlenmesinde, objektif bir test olan ABR ile karşılaştırıldığında uygulaması daha kolay ve güvenilir bir test olarak bulunmuştur. Ancak yanlış sonuçlar verebilecek faktörlerin varlığı göz önünde bulunmaktadır.

*Kronik tinnitus hastalarda intratimpanik deksametazon uygulamasının sonuçlarını değerlendirme: İntratimpanik deksametazın uygulaması tinnitus şiddetinde azalma sağlasa da tamamen ortadan kaldırmamaktadır. Tinnitus şiddetiyle hastanın subjektif olarak algıladığı tinnitus derecesi arasında belirgin bir uyum olmadığı görülmektedir.

*Ani işitme kaybı hastalarında takip ve tedavi sonuçları: Ani işitme kaybı etyolojisinde vasküler ve viral nedenler ön planda düşünülmektedir. Erken başvuru ve 60 dB’den az işitme kayıplarında prognozun daha iyi olduğu gözlenmektedir.

13 Haziran 2008 Cuma

ANKARA TIP BİYOKİMYA GÜNÜ

25 Nisan’da ilki gerçekleşen Ankara Tıp Biyokimya Gününde Biyokimya alanında geçmişten günümüze yapılan çalışmalar değerlendirildi.

Bu yıl ilki gerçekleştirilen Ankara Tıp Biyokimya günü tıp otoritelerini bir araya topladı. 25 Nisan’da yapılan toplantının açılış konuşmasını yapan Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu: “Bu yıl ilkin düzenlediğimiz günlerin devamını getirerek, Geleneksel Biyokimya Günleri yapacağız. Alanımızdaki tüm gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla yapılan bu toplantıyı Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi çatısı altında gerçekleştireceğiz. Biyokimya uzmanlarının katılımının bundan sonra daha da artarak çoğalacağını ümit ediyorum.” diye konuştu.
Sunguroğlu’ndan sonra Prof. Dr. Levent Karaca “Biyokimyanın dünü, bugünü ve yarını” başlıklı konuşmasında geçmişten günümüze biyokimya tarihini anlattı.

İstanbul Üniversitesi Deney Hayvanları Biyolojisi ve Biyomedikal Uygulama Teknikleri Anabilim Dalı (DETAE) Moleküler Tıp Başkanı Prof. Dr. Turgay İşbir, “DNA hikayesi” başlıklı konuşmasında DNA’nın keşfinden bugüne değin bütün gelişmeleri anlattı. İşbir ayrıca, “Genetik ve moleküler biyoloji tekniklerini kullanarak beslenme ve sağlık açısından önemli olan genetik bilgileri aydınlatmaktadır. Nütrigenomik, genetik ve diyet faktörlerinin sağlıkla ilişkisini irdelemenin bir yolu, diyetin önemli hücresel olayları düzenleyen genlerin ekspresyonunu nasıl etkilediğinin belirlenmesidir. Nütrigenetik ise genetik materyaldeki sekans farklılıklarının bazı diyetsel faktörlerin etkilerini nasıl düzenlediğinin araştırılmasıdır” tanımlamasını yaptı.

Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necip İlhan “Metabolik sendrom” konusunda hazırladığı sunumunda “Metabolik sendrom son yıllarda adından en çok bahsedilen endüstrileşme ve zenginleşmeye bağlı aşırı beslenme, fiziksel inaktivite hastalığı olarak kabul edilmektedir” değerlendirmesini yaptı.

Laboratuarın KMH’ye Etkisi
Gülhane Askeri Tıp Fakültesi Biyokimya ve Klinik Biyokimya Anabilim Dalı Öğreti Üyesi Prof. Ecz. İsmail Kurt “Kalıtsal metabolik hastalıkların(KMH) tanısında laboratuarın rolü” isimli sunumunda sonuca ulaşmakta 3 safhanın bulunduğunu bunlardan birincisinin ‘Preanalitik safha’ olduğunu belirtti. Prof. Ecz. İsmail Kurt “2. sonuç, tarama testi ancak bu kesin sonuç testi değildir. Bu testte pozitif çıkan örnekler, bebekten başka örnek alınarak kantitatif testlerle onaylanmalıdır. Sonuç tarama testi pozitif çıkması demektir. 3. kan spotlarındaki analiz sonuçları, kapiller kan değerlerini (serum değil) yansıtmaktadır” dedi. KMH’ların laboratuvar tanısı ve iş yükü yoğunluğu olduğunu kaydeden Kurt, sistematik laboratuvar çalışmasının sıkı laboratuvarcı-klinisyen ilişkisini gerektirdiğini ifade etti.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi Biyokimya Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özgür Akgül ise “Yeni bir kardiyovasküler risk faktörü : ADMA” konusunda hazırladığı sunumunda, “Asimetrik dimetil arjinin (ADMA) Metil grupları eklenmiş bir arjinin analoğu olup, plazmada dolaşan, hücre ve dokularda bulunan, doğal bir aminoasittir ve bilinen en önemli özelliği; nitrik oksit sentaz (NOS)’ların endojen bir inhibitörü olmasıdır. Sonuçta; sağlıklı bireylerde günde 300 mikromol (yaklaşık 60 gram) ADMA üretilmektedir” şeklinde konuştu.

Biyokimya Gününe katılan diğer konuşmacılar şu konular hakkında sunum yaptı:
*Doç. Dr. Doğan Yücel Klinik kararda laboratuarın rolü referans değişim değeri
*Dr. Ömer Güzel Klinik laboratuarların akreditsyonu-ISO 15189
*Prof. Dr. Nurten Türközkan Taurin ve inflamasyon
*Dr. Gül Saydam İleri oksidasyon protein ürünleri (AOPP)
*Yrd. Doç. Dr. Şermin Tetik Döteryum miktarı azaltılmış su: Biyolojik etkileri
*Doç. Dr. Aslıhan Avcı Beslenme ve kanser
*Doç. Dr. Erdinç Devrim Kardiyovasküler hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde beslenmenin rolü: Doğal antioksidanlar
*Prof. Dr. Hatice Paşaoğlu Yeni bir kardiyak belirteç: HFABP
*Prof. Dr. Aysel Arıcıoğlu Stres proteinleri ve hemoksijenaz
*Prof. Dr. Aslı Baykal Sinir Sistemi Biyokimyası

3 Haziran 2008 Salı

ÜRÜNLE GELEN EĞİTİM

Cem Farma şirketi piyasaya sürdüğü ürünlerin daha etkin kullanılması için hekimlere eğitim düzenliyor.

Esra Öz: Firmanız hakkında bilgi verebilir misiniz ?
Aksoy: 1991 yılında Aethoxysklerol isimli varis-hemorroid ilaçlarının üreticisi olan Alman Kreussler firmasının Türkiye distribütörlüğünü alarak ticari hayatına başladı. Cem Farma şirketi olarak bugün bu alanda dünyanın ileri gelen şirketleri ile çalışmaya devam etmektedir. Firmamızın önceliği kalite ve kullanım kolaylığıdır. Başta varis ve hemorroid (basur-mayasıl) hastalıkları olmak üzere ağrısız ve ameliyatsız tedavileri için gerekli olan tıbbi cihaz ve malzemeleri ile birlikte her türlü ameliyatı kolaylaştıran cerrahi aletlerin ithalatını yapmaktayız.

E.Ö.: Ülkemizdeki varis ve hemorroid hastalıklarının etkin tedavi edilebildiği düşüncesine sahip misiniz?
Aksoy: Ülkemizde yaklaşık olarak 35 – 40 milyon insanımızın bu hastalıklardan şikayetçi olması ve tek çözüm olarak ameliyatın gösterilmesidir. Biz de bu konuda araştırma yaparak bu hastalıklara alternatif bir tedavi sunmaya çalıştık. Varis tedavisini yapan branşları kalp –damar cerrahisi, genel cerrahi ve dermatoloji bölümleri iken hemorroid tedavisini ise; genel cerrah ve gastroenteroloji bölümleri yapmaktadır. Böylece bu tedavileri yapan birçok bölümü ilgilendirmektedir.

E.Ö.: Başarılı varis tedavisi için önemli unsurlar nelerdir?
Aksoy: Öncelikle her ürün için geçerli bir gerçek vardır ki, o da alanında uzmanlaşmış hekimin hastalığa hakim olması gerekir. Varis tedavisinde kullanılan ürünler damar kurutucu ilaç, veinlite ve kompresyonlu özel varis bandajı tercih edilmelidir.

E.Ö.: Ürünlerinizin daha etkin kullanımına yönelik ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Bu anlamda kullanıcıları bilgilendirmeye yönelik eğitim çalışmanız var mı?
Aksoy : Eğitim konusu bizim için çok önemli bir konudur. Önemli olan ürünü piyasaya sürmek değil bizim için önemli olan ürünle birlikte bunu kullanacak personeli bu konuda bilgilendirmek gereklidir. Firmamız varis eğitimi için farklı tarihlerde 65 doktoru Almanya’ya göndererek gerekli eğitimi almalarını sağlamıştır. Yurt içinde yapılan çalışmalarımız da olmaktadır. 355 doktorun katıldığı kurslar düzenledik ve eğitim verdik. Bu faaliyetlerimize periodik olarak devam etmekteyiz.

E.Ö.: Ürünleriniz hangi kalite belgeleri bulunmaktadır ?Bu ürünleri hangi ülkelerden ithal ediyorsunuz?
Aksoy: Cihaz ve aletlerimiz CE , ISO kalite belgeleri bulunmaktadır. Bizim için en önemli unsur kalitedir. İthal ettiğimizi ürünler Amerika, Almanya, Fransa, İtalya, Kanada ve İngiltere‘den en iyilerini getiriyoruz.

E.Ö.:Piyasaya sürdüğünüz ürünlerin avantajları nelerdir?
Aksoy : Hekimlere ve hastalara zaman kaybı yaşatmaması sayesinde zamandan tasarruf sağlanıyor böylece hasta kısa sürede sağlığına kavuşuyor. Pratik ve kolay kullanılabilir oluşunun yanı sıra personel sayısını en aza indirmesi ve ayaktan tedavi imkanı sağlaması nedeniyle hastaya ve hastaneye ekonomik bir katkı sağlaması avantajları arasında bulunmaktadır. Firmamız hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyenler www.cemfarma.com.tr adresinden bize ulaşalabilirler.

2 Haziran 2008 Pazartesi

LABOR TIP BAYİLERİYLE BÜYÜMEYE DEVAM EDİYOR

Bayilerinden güç alarak büyüyen Labor eğitim sonrası düzenlediği yemekte yeni yatırımları ve gündemdeki sağlık konuları hakkında görüş alışverişinde bulundu. Düzenlenen bayi eğitim toplantı yemeğinde bayiler, birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı bulurken, yeni ürünlerin pazar payı hakkında da bilgi aldılar. Labor Tıp hakkında konuştuğumuz Yönetim Kurulu Başkanı Dilek Adadan, firmalarının çalışmaları hakkında bilgi verdi.

1972 yılında kurulan Labor Tıp laboratuar ürünlerini ithal ederek Türkiye pazarının kullanımına sundu. 1975 yılından itibaren genel cerrahi, yoğun bakım, beyin cerrahisi ve sarf malzemeleri üzerine de çalışmalar yürüten firma, bu anlamda pazarın önemli bir kısmını elinde bulunduruyor. 4 ortak olarak ticari yaşamına başlayan şirket, 1985 yılından itibaren 2 ortak olarak yoluna devam ediyor. Çalışma stratejisini bayi sistemine göre düzenleyen firma, önemli bir atılım yaparak ürün sayısını arttırdı. Tam kadro tüm bayilerin bulunduğu toplantıdan, bayilerin memnun ayrıldığı gözlendi.

Ürün tercihleri hakkında bölgere göre değişiklik gözlemlendiği hakkında bilgi veren labor tıp yönetim kurulu başkanı dilek adadan ,yaklaşık 2 yıldır yara bakım ürünleri ile ilgili olarak ithalat yapıldığını ve konu ile ilgili olarakta pazar paylarınında giderek arttığını ,daha da ilerilere taşımak içinde araştırmalara devam edildiğini beyan etti. Adadan ayrıca ürün yelpazesi yelpazesi hakkında bilgi verirken yara bakım ürünlerinde foam ,hydrocolloid ve gel gibi farklı ürünlerle ilgilide hem kurum hemde bayiiler için tanıtım toplantılarının ve bayi ziyaretlerinin devam ettiğini belirtti. Tüm ürünlerle ilgili olarakta ıso –ce-fda belgerinin tamamının bulunduğunu ve kaliteden taviz vermeyerek, piyasaya hem hasta sağlığına destek olacak hem de uygun fiyatlı kaliteli malzemeleri sunma gayesinde olduklarını ifade etti.
Piyasaya sürdükleri ürünlerin tamamının Mısır’da üretildiğini dile getiren Adadan, ayrıca ürünlerinin tamamının Amerikan teknolojisi kullanılarak imal edildiğini söyledi. ISO, CE başta olmak üzere tüm kalite belgelerinin bulunduğunu ifade eden Adadan, “Kalite bizim için her şey demek, bu sebepten ürünlerimizin tüm kalite belgeleri bulunmaktadır” dedi.

İhalelere Girmiyoruz, Bayi Sistemiyle Çalışıyoruz
Hastane ihalelerine girmediklerini vurgulayan Adadan, bayii sistemiyle ürünlerini piyasaya sürdüklerini belirtti. Adadan bayi sistemleri ile ilgili olarak şunları söyledi: “TÜYAP Fuarına geldiğimizde 19 bayiimiz vardı. Fuarla birlikte 4-5 bayi daha eklendi. Şu anda 25 bayi sayısına ulaşmış durumdayız. Buna ek olarak 2-3 tane firma ile de bayilik görüşmelerimiz devam ediyor. Fuarlar bizim hedef kitlemize ve bayilerimize ulaşabilmemiz için güzel bir araç bu sayede, yeni bayiler kazandık. Ayrıca fuarda, sektörde yeni firmalarla tanışma fırsatı buluyoruz.”

Bayilerle sürekli irtibat içerisinde olduklarını böylece altyapı çalışmalarını sürdürdüklerini ifade eden Adadan, ziyaretlerinde bayilere yeni ürünlerle ilgili bilgi verdiklerini kaydetti. Hastanelere ürün tanıtımı için bayilerle birlikte gittiklerini böylece piyasadaki ürünlerden memnuniyet ve şikayetleri birebir değerlendirme fırsatı bulduklarına belirten Adadan, kendi ürünlerinin avantajlarını da ilk ağızdan anlatma olanağı sunduklarını vurguladı. Bayi ziyaretlerinde aynı zamanda bayilere eğitim verildiğini kaydeden Adadan, “Bayi sistemimiz güçlenerek büyüyor, bizde bu güçten kuvvet alarak yeni yatırımlara yöneleceğiz” şeklinde konuştu.

Yeni yatırım alanlarının olduğunu ve bu konuda çalışmalara devam ettiklerini dile getiren Dilek Adadan, “Ancak bunları şimdi açıklamak istemiyoruz. Rakiplerimizin bizim bu çalışmalarımızla ilgili aynı alana yönelmelerini istemiyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.

1 Haziran 2008 Pazar

İÇ HASTALIKLARI GÜNÜNE İLGİ GİDEREK ARTIYOR

Ankara Hilton Otelinde gerçekleştirilen 2. Ankara Tıp İç Hastalıkları Günlerine 13 bilim ve anabilim dalı öğretim üyesi katıldı. Toplantıya başkanlık yapan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Necati Örmeci, İç Hastalıkları Günlerinin bilimsel araştırmalar da sunulmasıyla kongre niteliği taşır hale geleceğini ifade etti. Prof. Dr. Örmeci, tam gün yasası ve hekim hakları üzerine de Sağlık Dergisine yorumda bulundu.

2. Ankara Tıp İç Hastalıkları Günleri 17-19 Nisan 2008 tarihlerinde Ankara Hilton Oteli'nde gerçekleştirildi. 13 Bilim ve Anabilim Dalından öğretim üyesinin katıldığı toplantıda, uydu sempozyumları ve güncel konular tartışıldı. Toplantı da geçen seneden farklı olarak, öğretim üyelerine yeni yaptıkları araştırmaları da sunma fırsatı verildi. Söz konusu araştırmaların sunulmasıyla kongreden pek bir farkı kalmayan toplantı da, birçok hastalığın yeni tıbbi ve teknolojik tedavi yöntemleri de masaya yatırıldı. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Necati Örmeci, toplantı da bu sene yapılan sunumlara ilave olarak iki sunum daha eklendiğini ancak bu sayının gelecek senelerde artmasını beklediklerini söyledi. İç Hastalıkları Günlerini düzenlemekteki amaçlarının her geçen gün bilimin ilerlemesi ve farklı tedavilerin paylaşılması olduğunu ifade eden Örmeci, “Bu tür kongreleri Ankara Tıp Fakültesinden mezun olup da çok fazla bilgiye ulaşamayan hekimlerimiz için düzenliyoruz. Yani hekimlerimizin bilgilerini tazelemek ve yeni bilgileri aktarmak amacıyla hazırlıyoruz. Bu bilgileri sunanlar Ankara Tıp Fakültemizin seçkin öğretim kadrosunda yer almaktadır.” dedi.

Geçen seneye nazaran katılımın daha fazla olduğunu kaydeden Örmeci, bu yıl her hastalığın kendi içinde değerlendirilerek, gelişmeler ve yeniliklerin anlatıldığını bildirdi. Bu toplantının geleneksel bir şekilde her sene devam edeceğini vurgulayan Örmeci, şunları söyledi: “Hekimliğin Türkiye’de dejenere edildiğini ve erozyona uğratıldığını görüyoruz. Doktorlara karşı menfur saldırılar oluyor. Medyada hekimler zor durumda bırakılıyor. Hekimler zor şartlarda çalışıyor. Odalarımız ve Bakanlık sahip çıkmıyor. Bütün olumsuz şartlara rağmen, ettiğimiz Hipokrat yeminine sadık kalarak özveri ile çalışmaya devam ediyoruz” şeklinde konuştu.

Tam Gün Yasası Arzu Edilen İdeal Şekliyle Çıkmıyor
Tam gün yasasının bir işlerlik kazanmayacağına inandığını belirten Prof. Dr. Necati Örmeci yasa ile ilgili olarak şu değerlendirmeyi yaptı: “Tam gün yasası benim gördüğüm kadarıyla arzu edilen ideal şekliyle çıkmıyor. Bu çıkartılmak istenen sistemde birçok hekim mağdur duruma gelecek. Bu anlamda bizim toplumumuzun da hak ettiği şekilde sağlık hizmetinden faydalanabileceğini düşünmüyorum.”
İlgili yasayla özel kurumlarda çalışan hekimlerin şartlarının da zorlaştırıldığını ifade eden Örmeci, “Bu yasa hekimlerin özlük haklarında gerilemelere sebep olacak” dedi. Devlet hastanelerinde kalacak hekimlerin de çeşitli sorunlarla karşı karşıya kalabileceğine dikkat çeken Örmeci, hastaya gelen her hangi bir zararda doktorların suçlanacağını hatta hasta yakınlarının şiddetine bile maruz kalabileceğini söyledi.
Hasta haklarının en iyi şekilde sunulması ve tedavilerinin yapılması gerektiğini ancak bu yapılırken hekimlerin de haklarına sahip çıkılmasının şart olduğunu dile getiren Prof. Dr. Necati Örmeci, tabip odalarının siyasetle ilgilenmekten hekimlerle ilgilenemediğini belirtti.

Fakültemiz Yeni Tıbbi Teknolojilerle Hizmet Sunuyor
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalında da birçok yenilikler olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Örmeci, “Bazı önemli hastalıklarda endoskopik tedaviler cerrahi tedavilerin önüne geçmeye başladı. Mide bağırsak hastalıklarıyla ilgili ilaçlarla ilgili gelişmeler var. Bağırsak hastalıklarıyla ilgili bağışıklık sistemini baskı altında tutan çok güzel ilaçlar var. Bağışıklık sisteminin vücudun kendi hücrelerine saldırmasıyla ilgili bir takım rahatsızlıklar oluyor. Bu yeni ilaçlar sayesinde immün sistemin baskı altına alınmasıyla saldırıların vücuda zarar vermesi engelliyor. Dolayısıyla hastaların tablolarında düzelmeler meydana geliyor. Ayrıca karaciğer hastalıklarında da yeni gelişmeler ve tedavi yöntemleri bulunuyor” dedi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...