29 Mayıs 2008 Perşembe

TÜYAP, FUARCILIK DÜNYA DEVLERİYLE YARIŞIYOR

2008 yılı Expomed fuarını değerlendiren TÜYAP (Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ) Proje Grup Başkanı Ömür İnce, bu yıl ki fuara 49 ülkeden 1691 firma ve firma temsilcisi katılarak yurtiçi ve yurt dışından 50 ülkeden toplam 23.756 kişi ziyaret ettiğini belirtti.

Esra Öz: TÜYAP tıp fuarı nasıl oluştu?
Ömür İnce:
Başlangıçta tıp kongreleri yanında tıbbi sergiler olarak hazırlandı ve yaklaşık 10 yıl süren ön çalışmalarda Tüyap ülkemiz tıp fakültelerinin birçok anabilim dalı başkanlıkları ile iş birliği kurarak sayısız Ulusal, Uluslararası, Avrupa, Dünya kongreleri ve bağlı tıbbi sergi organizasyonlarını büyük bir başarı ile gerçekleştirdi. Bu organizasyonlarda edindiği tecrübe ve sağlık sektörüyle kurduğu ilişkiler sonucunda Tüyap tıp fuarı ilk olarak 1994 yılında o günkü fuar merkezimiz olan Tüyap Tepebaşı İstanbul Sergi Sarayı’nda 3000 m2’lik kapalı sergi alanında EKSPOMED İstanbul Tıbbi Analiz Teşhis, Tedavi, Koruma ve Rehabilitasyon Ürün, Cihaz, Teknik ve Ekipmanları Fuarı adı altında hazırlandı. Ekspomed fuarımızın yanına 4 yıl sonra LABTEK İstanbul Laboratuar teknolojisi ve Ekipmanları Fuar’ını da ilave ederek Fuarımızın kapsamını daha da büyüttük. Tüyap, 15 yıldır Tıp Fuarlarını düzenliyor

E.Ö.: TÜYAP Expomed fuarına katılan firmalara sunulan avantajlar nelerdir?
Ö.İ.:
Tüyap Expomed Labtek fuarı 15 yıllık süreç içerisinde Türkiye sağlık endüstrisinin istikrarla, sürekli gelişimi, büyük rekabet içerisinde bulunan diğer ülkenin etkisizleştirilmeleri ve firmalarımızın dış Pazar paylarının yükseltilmesi için bölgemizde hazırlanan en güçlü fuar organizasyonu olmuştur. Türk tıp sektörünün bilimsel ve teknolojik alanlarda dünya standartlarındaki gelişimini gösteren ürünler bu fuarda rekabet ettiğimiz yabancı pazarlara bir bütün halinde sunulmaktadır Avrupa, Orta Asya, Güney Asya, Kafkasya, Balkanlar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin büyük güven duydukları sektöre ait ürünlerin, anılan bölgelerden gelecek ziyaretçilere tanıtılması için Ekspomed/Labtek Fuarı bir fırsattır.
Bu fuarda Tıp sektöründe ülkemizin sağlık tesislerinin, bilgi birikiminin, üretilen tıbbi cihaz, donanım ve malzemelerin yabancı ülkelere, yurt içindeki tüm sağlık kurum ve kuruluşlarına tanıtılması ve pazarlanması için önemli bir platform oluşturulmuştur. Yerli ve yabancı yatırımcıların bu fuara ziyaretlerinin sağlanması gerek yurt dışına açılmak ve gerekse yurt içi ve yurt dışı girişimcileri ile iş birlikleri oluşturmak, sektör girişimcileri için bir yatırım fırsatı olarak görülmektedir.

E.Ö.:Tüyap yurtdışı ofisleriniz yeterince destek veriyor mu?
Ö.İ.:
Ekspomed/Labtek Fuarımız geçirdiği 15 yıllık süreç içerisinde Tüyap’ın yurt dışında bulunan Halep Suriye, Tiflis Gürcistan, Moskova Rusya, Sofya Bulgaristan ve Tahran İran ofisleri kanalı ile Almanya Dusseldorf MEDICA ve B.A.E Dubai ARAB HEALTH Fuarlarında yapılan etkin tanıtım çalışmaları ile uluslararası geniş kitlelere, yeni nitelikli yabancı fuar ziyaretçilerine ve sayısız yabancı firmaya ulaşmıştır. Bu sayede fuarımızı uluslararası fuar takvimine aldırarak UFİ Küresel Fuar Endüstrisi Birliği üyesi olmasını sağladık. Ülkemizde üretilen Tıbbi cihaz ve ekipmanların dış pazar paylarının arttırılarak, yeni pazarlar bulunması imkanını oluşturduk.

E.Ö.: Tüyap Expomed/Labtek 2008 fuarını kimler ziyaret etti?
Ö.İ.:
Yurt içinde tıp doktorları, eczacılar, tıp kökenli üniversitelerimizin rektörleri, tıp fakültelerimizin dekanları, devlet, özel, askeri ve meslek hastanelerimizin başhekimleri, hastane müdürleri, satın alma yetkilileri, tıp fakültelerimizin anabilim dalı başkanları ve öğretim üyeleri, veterinerlik fakülteleri, fen edebiyat fakülteleri biyokimya bölüm başkanları, veterinerlik fakülteleri bölüm başkanları, Türkiye Kızılay Kan Merkezi, kan bankası yetkilileri, tüm sağlık kurum kuruluşlarının yöneticileri ve T.C Sağlık Bakanlığı yetkilileri davet edilerek fuar süresince ağırlanmış ve katılımcı firmalarımız ile ticari temaslar kurmaları sağlanmıştır.

Ayrıca bu yıl ki fuarımıza Türk İş Adamları Kalkınma Ajansı (TİKA), DTM, T.C. Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı ve T.C.Sağlık Bakanlığı Dış ilişkiler Daire Başkanlığı ile müşterek bir çalışma başlatarak fuarımıza 47 ülkeden alım heyetleri getirdik. Bu çalışmalarımız gelecekte de gelişerek devam edecektir.

E.Ö.:Bu sene ki fuara katılım nasıldı?
Ö.İ.:
Tüyap’ın hazırladığı Ekspomed/Labtek fuarı 60.000 m2’lik kapalı alanda düzenlenen ülkemizde ve Avrasya coğrafyasında konusunda en önemli, en etkili ve en büyük fuar olmuştur. Bu yıl ki fuarımıza 49 ülkeden 1691 firma ve firma temsilcisi katılmış ve fuarımızı yurtiçi ve yurt dışından 50 ülkeden toplam 23.756 kişi ziyaret etmiştir.

Fuarımız artık tüm dünyanın kabul ettiği ve özellikle Türkiye beraberinde tüm komşu ülkeler ve dünya ülkelerinin buluştuğu, her yıl büyük bir hevesle beklenen bir etkinlik olarak zaman içerisinde daha da gelişecek, büyüyecek ve gerek yurt içi ve gerekse Avrasya bölgesindeki liderlik vasfını sürdürecektir. Bizler Tüyap ailesi olarak fuarımızın gelişmesinde ve büyümesinde bizlere destek veren sağlık sektörünün saygın meslek örgütlerine ve çok değerli katılımcı firmalarımıza, sağlık kurum ve kuruluşlarının değerli yöneticilerine ve çok değerli hocalarımıza, Türk İş adamları Kalkınma Ajansına, TC Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığımıza ve T.C. Sağlık Bakanlığımıza teşekkür ederiz.

28 Mayıs 2008 Çarşamba

HEPATİT B ENFEKSİYONLARINA TÜBİTAK’TAN YENİ ÇÖZÜM

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM) Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü (GMBE) bilim adamları Hepatit B enfeksiyonunun tanısında serolojik ve moleküler yöntemler kullanılarak tanı kitlerinin geliştirilmesi projesi hakkında bilgi verdi. Bilim adamları Kronik HBV taşıyıcılarının toplumda temas ettikleri her insana HB virüsünü geçirme ve hastalığın yeni döngüsünü başlatma açısından en büyük risk grubu olduğu için bilinçli davranılması gerektiğini söyledi.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından yaklaşık 2 milyar kişinin HBV ile enfekte olduğu tahmin ediliyor. Tüm dünyada 350 – 500 milyon kişi HBV taşıyıcısı bulunuyor. Her yıl yaklaşık 2 milyon kişi Hepatit B virüsünün neden olduğu hastalıklar dolayısıyla ölüyor. Hepatit B virüsü (HBV) insanlarda akut ve kronik hepatite, siroza ve karaciğer kanserine neden oluyor ve günümüzde halen bir çok ülke için önemli sağlık sorunlarından biri olarak yerini alıyor. Hepatit B virüsünün, AIDS’e göre daha riskli hale gelmesinin asıl nedeni, vücut sıvıları ya da kanla, bulunduğu yüzeylerde bir hafta kadar canlılığını koruyor olmasıdır.Hepatit B virüsü, infekte kişilerin kan ya da vücut salgıları ile parenteral temas (perkutan bulaşma), cinsel temas, infekte anneden yeni doğan bebeğe bulaşma (perinatal – vertikal) ve infekte kişilerle yakın temas ile bulaşma (horizontal) olmak üzere 4 farklı şekilde bulaşıyor.

Ülkemizde orta risk grubu içerisinde olan HBV, yaklaşık 4 milyon taşıyıcı bulunuyor. Yeterli sağlık hizmetleri bulunmayan bölgelerde HBV yakalanma riski daha da artıyor. Böyle bölgelerde yaşayanlarda hem karaciğer kanserine yakalanmaları hem de HBV taşıyısı oluyorlar.

Kronik HBV taşıyıcılarının sağlıklı gibi görünmelerine rağmen toplumda temas ettikleri her insana HB virüsünü geçirme ve hastalığın yeni döngüsünü başlatma açısından en büyük risk grubunu oluşturuyorlar. HBV’nin erken tanısı toplum sağlığı açısından büyük önem arz ediyor. HBV tanı kitleri tamamen yurtdışından getirilerek önemli dış alım maliyetine yol açıyor.

HBV, HCV Ve HIV’in Ayni Kan Öğrneğinden Tesbit Edilecek
Hepatit B enfeksiyonunun erken tanısı için monoklonal antikorlara dayalı ELISA kitlerinin geliştirilmesi TÜBİTAK MAM Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü’nde (GMBE) yürütülen proje kapsamında hedefleniyor. Ayrıca aynı kan örneğinde HBV, HCV ve HIV’in tanımlanabilmesi için duyarlılığı daha yüksek moleküler tanı kitleri geliştiriliyor.

Enfeksiyon hastalıkları ülkemizde kalp-damar hastalıkları, diyabet, yüksek tansiyon ve kanser gibi kronik hastalıklarla birlikte yaygın gözlenen hastalıkların başında geliyor. Bu yaygınlığın başlıca nedenlerinden birisi de hastalık etmenlerinin erken tanısının etkin ve yaygın olarak gerçekleştirilememesi geliyor. Enfeksiyon hastalıklarında mücadele de patojenlerin moleküler yöntemlerle tiplendirilmesinin hızlı ve ulaşılabilir halde yapılıyor. HBV’nin tanısı ve tedavisine yönelik çalışmalarının başlatılması gerek toplum sağlığı açısından gerekse ekonomik açıdan büyük bir önem taşıyor.

HBV antijenleri üretilmek üzere klonlama yapılıyor
Hepatit B enfeksiyonunun serolojik tanısın da monoklonal antikorlar, ilgili antijenlerine özgünlüğü ve sürekli elde edilebilirliği nedeniyle tanı ve tedavide geniş bir kullanım alanı buluyor. Monoklonal antikor kullanımına dayalı ELISA testleri biyokimyasal ve mikrobiyolojik testlere göre daha güvenilir sonuçlar veriyor. Artık bu testler hemen her laboratuarda rutin uygulanan bir yöntem halinde bulunuyor. HBV’nin erken tanısına yönelik ELISA kiti geliştirilmesi çalışmalarında TÜBİTAK MAM GMBE’de önceki projeler kapsamında Hepatit B yüzey antijenine (HBsAg) karşı farelerde geliştirilmiş anti-HBsAg monoklonal antikorları kullanılıyor. Yine proje kapsamında bugüne kadar yapılan çalışmalarda HBV kor antijenine ve HBV’e antijenine karşı monoklonal antikorlar da elde edilmiştir. TÜBİTAK MAM GMBE Laboratuarında geliştirilen monoklonal antikorların karakterizasyonu tamamlanarak, HRPO enzimleriyle işaretlenmiş ve antikor-enzim konjugatının özgünlüğü hasta serumlarında ticari kitlerle karşılaştırılma çalışmaları başlatılmıştır. HBV ELİSA kit panelinde kullanmak üzere tavşanlarda hepatit B virüsü antijenlerine karşı poliklonal antikorlar da geliştirilmiştir. Ayrıca, proje kapsamında ELISA kitlerinde kullanılmak üzere rekombinant DNA teknikleriyle Hepatit B virüsü antijenleri üretilmek üzere klonlama çalışmaları da yapılıyor.

Plazma Fraksinasyon Endüstrisi Önümüzdeki Yıllarda Ülkemizde Olacak
Hepatit B enfeksiyonunun moleküler tanısında da kanla bulaşan enfeksiyon etkenleri arasında ilk sırada HBV yer alıyor. HBV bulaşmalarını önlemek amacıyla, yaklaşık 30 yıldan bu yana, HBsAg tarama testleri kan bankalarında rutin olarak kullanılıyor. Laboratuvarlarda yapılan bu taramalar son yıllarda ileri derecede özgül ve duyarlı ELISA testleriyle gerçekleştiriliyor. Böylece bulaşma oranları oldukça düşük oranlara indirilmiş oluyor. Ancak, özellikle “serolojik pencere dönemi” olarak tanımlanan dönemde bulunan kan vericilerinden bulaşmalar bu tür tarama testleriyle tamamen önlenememektedir. Öte yandan, günlük transfüzyon uygulamalarında taramaların moleküler testlerle yapılmaları, hem serolojik testlerle ulaşılan güvenlik düzeylerinin yeterliliği, hem de maliyetlere getireceği büyük artışlar yüzünden uygulamaya girmemektedir. Özellikle maliyetlerdeki artışlardan dolayı, ancak endüstriyel ürünlere dönüştürülerek rasyonalize edildiği durumlarda moleküler testler (nükleik asit testleri) rutin olarak taramalarda kullanılıyor. Bu nedenle, toplanan kanların plazma fraksinasyon endüstrisi aracılığıyla değerlendirildiği ülkelerde güvenlik oranını % 100’e çıkarmak amacıyla yapılan düzenlemelerle bir zorunluluk haline getirilmiştir. Kanların serolojik taramalarının yani, serolojik testlerle negatif bulunan örneklerde HBV, HCV ve HIV için ve NAT (Nucleic Acid Amplification Technology) testleriyle yapılması gerekiyor. Yakın bir gelecekte ülkemizde de kurulması için çalışmaların sürdürüldüğü plazma fraksinasyon endüstrisinin, kaçınılmaz bir şekilde benzer bir düzenlemeye yol açması bekleniyor.

Antijen ve antikorların ELISA tekniği ile bakılması en yaygın kullanılan tanı yöntemi. Bununla birlikte özellikle HBV-DNA PCR tetkiki kronik hastaların infektivitesinin belirlenmesinde etkili bir yöntem. HBV-DNA incelemesi ile HBV’nün gerçek replikasyon siklusunu saptayarak atipik serolojik sonuçların alındığı hastalarda gerçek durumu ortaya koymak hedefleniyor. Son yıllarda gündeme gelen ve “okült” HBV infeksiyonları olarak tanımlanan ve serolojik olarak negatif sonuç elde edilen HBV infeksiyonlarının tanısını gerçekleştirmek için çalışmalar sürüyor.Böylece tedavinin etkinliğini izlemek; ve mutant suşların rol oynadığı HBeAg (-) / Anti-HBe (+) bulunan olgulardaki virus replikasyonunu saptamak olası olacak. Bu dört farklı durumlar için kalitatif ve gerektiğinde kantitatif HBV-DNA tayinleri, tanı ve tedavinin izlenmesinde önemli ve gerekli testler.

HBV-DNA miktarı viral replikasyon işaretidir. Günümüzde moleküler hibridizasyon ve PCR teknikleri ile HBV-DNA varlığı spesifik olarak saptanmakta. Böylece nekahat dönemindeki tanıda ortaya çıkacak yanlış pozitif sonuçlar ortadan kaldırılmış olmakta. Aynı zamanda HBV-DNA’ya özgün prob ve floresan boyalar kullanarak Real-Time PCR sistemi kullanılabiliyor. Bu durumda HBV-DNA miktarı kantitatif olarak belirlenebiliyor. Bu da hastalığın derecesinin ve tedaviye verilen yanıtın izlenmesinde yararlı oluyor. TÜBİTAK MAM GMBE’de yürütülen proje kapsamında HBV’nin real time-PCR ile moleküler tanısı çalışmaları sürdürülmekte, geliştirilecek teknik, aynı örneklerde HCV ve HIV tanısı için de kullanılacak.

27 Mayıs 2008 Salı

DAMARLANMAYI ÖNLEYEN ÇALIŞMA

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü (GMBE) tarafından yürütülen projede, damarlanmayı engellemek amaçlanıyor.

TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi (MAM), Gen Mühendisliği ve Biyoteknoloji Enstitüsü (GMBE) tarafından yürütülen “Antianjiyogenik antikanser uygulamaların in vitro olarak ve hepatosellüler kanser oluşturulmuş transgenik farelerde in vivo olarak gerçekleştirilmesi projesi” kanserle tedavi yöntemleri konusunda önemli ipuçları verdi. 3 merkez tarafından ortak yürütülen projede, damarlanmayı engellemek amaçlanıyor. Proje kapsamında, damarı oluşturan hücreler olarak bilinen endotel hücrelerinin proliferasyon ve migrasyon işlevlerini kontrol eden vasküler endotelyal büyüme faktörü taranıyor. Endotel hücrelerinin yüzeyinde yer alan reseptörüne karşı (VEGF-R) blokan monoklonal ve rekombinant antikorlar geliştirmesi sağlanıyor. Ligand ile reseptör arasındaki özgün etkileşimi engelleyen blokan antikorlar, reseptörden hücre içine sinyalin iletilmesini bloke ediyor. Blokan antikorların etkileri, öncelikle in vitro koşullarda primer endotel hücresi kültürlerinde deneniyor. Hedef, bu antikorları kullanarak in vitro kültür ortamında endotel hücre proliferasyonu, migrasyonu, tüp formasyonunu engelleyebilmek.

VEGF reseptörü ile etkileşen ve VEGF-VEGF reseptörü (VEGF-R2) etkileşimini bloke eden iki rekombinant antikor ( 1.3 ve 2.6 ) ve peptit kütüphanesi taranarak iki peptit belirleniyor. Belirlenen rekombinant antikor ve peptitler, kanser tedavisinde kullanım potansiyeli taşıyan ürünler olarak tanımlanıyor.

26 Mayıs 2008 Pazartesi

TEKNOKENT GÜNLERİ HEDEFİNE ULAŞTI

3-4 Nisan 2008 tarihleri arasında düzenlenen Hacettepe Teknokent Günlerine çok sayıda bürokrat, sanayici ve üniversite öğretim üyesi katıldı. Üniversite ve sanayi işbirliğinde teknolojik yenilikler ve gelişmelerin anlatıldığı etkinlikte, ülkemizin dünya ülkeleriyle rekabet edilebilecek konuma geldiğinin sinyali verildi.

Hacettepe Üniversitesi Teknokent Günleri – 2008 (HÜTEG’08) etkinliğinin açılış konuşmasını yapan Hacettepe Teknokent A.Ş. Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkan Vekili İlyas Yılmazyıldız, “Teknokent çok zor şartlar altında kurudu ve kısa sürede hızla büyüyerek önemli sektörleri bünyesinde barındırır hale geldi. Hep beraber Hacettepe Teknokent’in 5. yılına erişmenin mutluluğunu yaşıyoruz” dedi. Ülkemizde araştırma-geliştirme faaliyetlerine ilginin giderek arttığını vurgulayan Yılmazyıldız, Hacettepe Teknokent bünyesinde faaliyet gösteren firmaların yürüttükleri projelerle ülke ekonomisine önemli katkı sağladıklarına dikkati çekti.

Hacettepe Teknokent A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. H. Selçuk Geçim ise şöyle konuştu: “Üniversitede yürütülen Ar-Ge çalışmalarının başarıyla sonuçlandırılmasına akademisyenler büyük katkı sağlıyor. Ar-Ge firmalarına akademisyenlerce verilecek danışmanlık destekleri giderek daha da artacaktır.”

Türkiye’de İlk Otomobil Mühendisliği Bölümü Hacettepe Üniversitesi’nde
Teknokent Günlerine Almanya’da Mercedes ve Porsche arabalarının geliştirildiği, üretiminin yapıldığı Baden Württemberg Eyaleti İşadamları Derneği Başkanı Wolfgang Wolf katıldı. Wolf konuşmasında şunları söyledi: “Hacettepe Üniversitesi’nin 5 yılda yaptığı çalışmalardan çok etkilendim. Burada yapılan çalışmalar dünya çapında ses getirecek ve çok ilgi görecek.
Ayrıca Ar-Ge projelerinin gerçekleştirilmesinden mutluluk duydum. Dünyada 700 şubesi bulunan Steinbeis Teknoloji Transfer Merkezi’nin bir şubesini Hacettepe Üniversitesi ve Hacettepe Teknokenti ile ortaklaşa Ankara’da kuracağız.” Wolf ayrıca Türkiye’de ilk defa otomobil mühendisliği bölümünün Hacettepe Üniversitesi’nde açıldığını öğrendiklerini belirtti. Kuracakları Steinbeis Teknoloji Transfer Merkezinin başlangıçta Türkiye’nin ihracatında da birinci sıraya yükselen otomobil sektöründe daha sonra da kimya ve tıp alanında faaliyet göstermesini planladıklarını belirtti.

Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği Teknokent Günlerine 1986 yılı Dün Federico Santa Maria Medal madalyası sahibi, 1996 yılı IEEE FELLOW gibi dünya çapında pek çok ödül alan Prof. Dr. Fuat Akyıldız katıldı. Üniversite-Sanayi İşbirliği ve İnovasyon konusunda bir seminer veren Geniş Band Kablosuz Network Laborutuvarı Direktörü Prof. Dr. Akyıldız, aynı zamanda Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümünde Ayrıcalıklı Kürsü Profesörü. Prof. Dr. Akyıldız, yeni fikirleri ve teknolojik Ar-Ge çalışmalarını “iş melekleri” fikrinin yerleştirilmesi, şirketlerin desteklediği kürsü profesörlüklerinin kurulması gibi konuları hakkında konuşma yaptı.

Teknokent Günlerinde Sürpriz Konuklar Vardı
Microsoft’a yazılım üreten, İNTEL’e çip ve elektronik devre üreten, sağlık, tıp, nükleer tıp, biyoteknoloji, medikal, kimya, çevre, gıda ve diğer alanlarda yürütülmekte olan araştırma geliştirme çalışmaları hakkında katılımcılara bilgi verildi. Teknokent firmalarının sunumları ve ortaya koydukları başarılı çalışmaları, katılımcılar tarafından büyük ilgiyle izlendi.

Toplantıya katılan İÇASİFED Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Akyürek ile Türkiye Tıbbi Cihaz Üreticileri Birliği (TÜDER) Başkanı Mustafa Daşçı tarafından katılımcı firmalara yapılan işbirliği teklifi ile Teknokent Günleri’nin amacına ulaşmasına katkı sağlanmış oldu.

Türk-Kazak ortaklığıyla kurulan Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi Rektör Yardımcısı Bakst Baymuhanov, Hacettepe Üniversitesi Teknokent Günlerine gelerek katılımcılara hitap etti. Üniversiteler arasında oluşturulacak işbirliği ile yeni teknolojik ürünlerin gelişmekte olan ülkelere de transfer edilebileceğinin önemini vurguladı.

25 Mayıs 2008 Pazar

Sterilizasyonda Dev Bir İsim: “TRANS MEDİKAL”

Sterilizasyonda bir çok yeni çözümler ortaya koyarak, uluslararası akredite edilmiş kuruluşlardan kalite belgeleri alan Trans Medikal, alanında önemli başarıların altına imza atıyor.Trans Medikal’in 38 yıldır süregelen başarılı ticari yaşamı hakkında Sağlık Dergisine konuşan Fabrika Koordinatörü Bülent Aslan, “Başarımızı hiç bitmeyen azmimiz ve artarak devam eden ticari tecrübemize borçluyuz” dedi. Aslan, tıbbi cihazda piyasa gözetimi ve denetiminin daha etkin hale getirilmesini istedi.

38 yıldır üretim kalitesini arttırarak yoluna devam eden Trans Medikal, alanında en kaliteli sterilizasyon ürünleri üreterek, bir çok Avrupa ülkesine ihrac ediyor. 1970’de üretime başlayan firma, pazar payını arttırmaya yönelik çalışmalarına hız verdi. Trans Medikal’in başarı öyküsünü Sağlık Dergisi’ne anlatan Fabrika Koordinatörü Bülent Aslan tıbbi cihaz üretiminde Türkiye’nin en başarılı şirketleri arasında yer aldıklarını söyledi. Şirketlerinin 14 ülkeye ihracat yaparak, sterilizasyon konusunda anahtar teslimi çözümler sunduklarını vurgulayan Bülent Aslan, “Biz Trans Medikal olarak sterilizatör üretiyoruz. Sterilizatör İhtiyacı olan başta sağlık kuruluşları olmak üzere herkesin çözüm ortağıyız. Yerli üretici firma olarak ülkemizde Prizmatik Sterilizatör pazarının yüzde 80’ine hitap ediyoruz. Başta CE belgesi olmak üzere, bir sterilizatörde olması gereken tüm ulusal ve uluslararası kalite belgelerimiz mevcuttur. Cihazlarımız uluslararası sertifikasyona sahip TÜRKAK tarafından kabul edilen laboratuarlarda test edilir. Cihazlarımız bu uygulamalar ve testler sonucunda belgelendirildiği için, uluslararası arenada ileri tıp teknolojisine sahip ülkelerin firmaları ile mücadele ederek sürekli galip çıkar” şeklinde konuştu.

Devlet ihaleleri ile ilgili bazı düzenlemeler yapılmasını isteyen Aslan, önce piyasa gözetimi ve denetiminin daha etkin hale getirilmesi gerektiğini belirtti. Aslan, piyasa denetiminin yapıldığını ancak istenilen düzeyde olmadığını söyledi. Denetim konusunda kendilerinin otokontrol oluşturduklarını ve ürünlerini uluslar arası standartlara uygun olarak ürettiklerini kaydeden Aslan, bu bağlamda belli standartlar çerçevesinde piyasanın gerektiğine vurgu yaptı. Kamu hastanelerinin ihalelerde ortaya koyduklareı yaptırımlar hakkında da konuşan Bülent Aslan, bu hastanelerin ihale şartnamelerinin karşılığı gelen cihazları iyi bir şekilde kontrol etmeleri gerektiğini bildirdi. Aslan, “Bu bir şikayet değil, bir öneridir. Bu öneriye uydukları oranda, ilerde karşılaşacakları sorunları ortadan kaldıracaklardır” şeklinde konuştu.

Trans Medikal TÜBİTAK Destekli Ürünler Üretiyor
Şirketlerinin AR-GE’ ye son derece önem verdiğini ve bu anlamda devletin teknolojik yatırımlara verdiği teşviklerden faydalandıklarını dile getiren Aslan, “AR-GE teşvikleriyle ürettiğimiz ürünleri fuarlara getiriyoruz. Özellikle de TÜBİTAK gibi seçici bir kurumun teşviklerinden faydalanabilen firmalardan biriyiz. Çünkü yaptığımız çalışmalar gerçekten ileri teknoloji üreten ülkelerin çalışmalarıyla paralel, sterilizatör gibi spesifik alanlarda da bu ülkelerden daha ilerdeyiz” dedi.

TÜYAP Expomed 2008 fuarını değerlendiren Aslan, fuarın her sene geliştiğini ve daha da gelişeceğini söyledi. Ayrıca uluslararası boyutta da fuarın daha etkin hale geleceğini beklediklerini ifade eden Aslan, fuarlara gelen cihazların kalitelerinin her geçen gün daha da arttığına dikkat çekti.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

PEKTUS DEFORMİTESE HASTALIĞINA TÜRK BİLİM ADAMLARINDAN ÇÖZÜM

Nuss ve Abramson barlarından esinlenerek ortaklaşa geliştirilen yerli üretim barların kullanımından başarılı sonuçlar elde edildiğini dile getiren Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Yüksel, Kunduracı ve güvercin göğsü olan hastalara yeni bir umut ışığı olan yöntem hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

Kunduracı göğüsü olarak bilinen göğüs kafesinde doğumsal şekil bozukluğu olan Pektus Deformitesinde sıklıkla göğüs kemiğinin içeri doğru çökük olduğunu belirten Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Yüksel, daha nadir görülen şeklinin de çıkıntının dışarı doğru olması durumuna da güvercin göğsü dendiğini ifade etti. Hastalar için görüntü bozukluğu oluşturduğu için cerrahi müdahale gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Yüksel standart cerrahi düzeltme yöntemi olarak Rawitch sternoplasti tekniği uygulandığını kaydetti. Bu eski yöntemde göğüs ön bölgesine yapılan 10-20 cm’lik bir kesi ile kemik yapılara ulaşılarak, şekil bozukluğu olan kaburga ve kıkırdakların tamamen çıkarıldığını söyleyen Prof. Dr. Mustafa Yüksel, göğüs kemiği de kesilerek düzeltilip sabitlendiğini ifade etti.

Amerikalı Çocuk Cerrahı Prof. Dr. Donald Nuss’un geliştirdiği ve kendi adıyla anılan Nuss yöntemi, göğüs ön duvarında herhangi bir kesi olmadan gerçekleştirdiğini anlatan Yüksel,bu yeni yöntem herhangi bir kemiğin kesilip çıkartılmadan gerçekleştiğini belirtti. Göğüs kafesinin alması istenen şekil verilerek metalik bir barı, endoskopik olarak 2 cm’lik iki kesi ile göğüs kemiğinin arkasından geçirerek sabitlendiğini ifade eden Yüksel, hastanın 2-4 yıl süre ile takip edildikten sonra bu barın çıkartıldığını kaydetti.




Opere Ettiğimiz Olgu Sayısı 40’ı Buldu
Nuss yönteminin, avantajlarını sıralayan Prof. Dr. Mustafa Yüksel, “Kısa ameliyat süresi, konforlu ameliyat sonrası süreç ve başarılı sonuçlarla son yıllarda dünyanın pek çok ülkesinde başarıyla uygulanmaktadır. Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı olarak 2005 yılı Ağustos ayından beri uygulamaktayız. Opere ettiğimiz olgu sayısı bugüne kadar 40’ı buldu. Bu 40 hastanın 35’i erkek 5’i kız olup yaşları 7 ile 27 arasında değişmekte idi. Hastaların 37’sinde tanı kunduracı göğsü 3’ünde ise güvercin göğsü idi. 40 hastanın ikisinde ağrı nedeniyle yerleştirilen barlar çıkartıldı. Diğer 38 hastanın, henüz planlanan bar çekilme süresine ulaşılmadı. Hem kunduracı göğsü hem de güvercin göğsü nedeniyle opere ettiğimiz olgularda, bir Türk firması ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı ve Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı olarak Nuss ve Abramson barlarından esinlenerek ortaklaşa geliştirdiğimiz yerli üretim barlar kullanıldı ve başarılı sonuçlar elde edildi” dedi.

Uygulanan yöntem yaşam kalitesini ve hasta memnuniyetini değerlendirmesi sonucunda hastaların tamama yakınının göğüs kafeslerinin yeni görünümünden memnun olduğuna işaret eden Yüksel, “Pektus deformiteli hastalar için Nuss tekniği ve onun modifikasyonları, kısa ameliyat süresi, daha estetik görüntü sağlaması, ameliyat sonrası dönemde hastaya daha az sorun yaşatması ve yüksek hasta memnuniyeti oranları ile tüm dünyada ve ülkemizde giderek daha yaygın olarak uygulanmakta ve tercih edilen düzeltme yöntemleri olmaktadırlar” şeklinde konuştu.

23 Mayıs 2008 Cuma

ULUSAL SAĞLIK KURULTAYINDA ÖDÜLLER SAHİPLERİNİ BULDU

Bu sene ikincisi düzenlenen Ulusal Sağlık Kurultayının son gününde düzenlenen Gala yemeği eşliğinde, kurultaya emeği geçen tüm katılımcı ve sponsorlara plaket verildi.

Ödül törenine, ana sponsor ve aynı zamanda Gala Yemeğinin de sponsoru olan Birim Bilgi Teknolojileri Anonim Şirketinin kısa filmi izlenerek başlandı. SAYED’in sağlık sektöründe tüm taraflarını bir araya getiren bir sivil toplum kuruluşu olduğu, 3. yılında olmasına rağmen yaptığı işlerle adından söz ettirdiğini dile getiren SAYED Başkanı ve Kongre Başkanı Doç. Dr. Metin Doğan törende şöyle konuştu: “Bizim burada bir araya gelmemizi sağlayan başta Birim firması olmak üzere tüm sponsorlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Sağlık Yönetimi Ve Eğitimi Derneği aslında çok yeni bir dernek, ülkemizdeki sağlıkla ilgili sorunların neler olduğunu, bunların nasıl çözümlenebileceğini kendine amaç edinmiş, sağlıkla ilgili tüm bileşenleri bir araya getirmeyi, aralarındaki iletişimi kurmayı, bu vesileyle de ülkemizde kolay ulaşılabilen, yurt çapında yaygın olan ve en ekonomik şekilde vatandaşlarımıza sunmayı amaç edinmiş, bu amaç uğrunda da sağlık yöneticilerini eğitmeyi, bileşenlerini bir araya getirmeyi hedeflemiş bir dernektir. Türkiye’nin dört bir yanından gelerek bize destek veren sağlık yöneticilerine yürekten teşekkür ediyorum. Başta Sağlık Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Kurumu, Sayıştay, Kamu İhale Kurumu, Türk Standartları Enstitüsü gibi resmi kurumlar olmak üzere, sağlık alanında faaliyet gösteren tüm kuruluşların yöneticilerine teşekkür ediyorum. Bu kalabalığın buraya toplanmasını sağladıkları ve gösterdikleri ilgiden dolayı.”

Konuşmaların ardından, SAYED’e ve organizasyona maddi ve manevi destek veren kuruluşlara plaketleri takdim edildi. Plaketleri Doç. Dr. Metin Doğan takdim etti. Programın ana sponsoru ve Gala Yemeğinin Sponsoru olan Birim Bilgi Teknolojileri Anonim Şirketine Altın Sponsor, Bilişim Sponsoru olan Çözüm Bilgisayar Firmasına Bronz Sponsor, Medikal Sektör Altın Sponsoru, Çanta Sponsoru ve Transfer araçlarının sponsoru Kompozit Group Of Companies Medikal Firmasına plaketleri verildi. Ayrıca Medikal Sektör Bronz sponsoru Dolsan Medikal ve Akmed Medikal, Laressa Yatak, Bürotime Mobilya, Biat Möble, Phizer, Akgün Yazılım, Çözüm Haber, Sağlık Yayıncılık, Hastane forumu ve BT haber’e medikal sektöre destek sponsorları olarak plaketleri sahiplerini buldu.

Panelist ve konuşmacılara beşer kişilik gruplar halinde plaketleri takdim edildi. Plaket alan isimler şöyle; Abdullah Kaya, Ahmet Korkut, Ahmet Özçam, Ahmet Üner, Ali Sait Septioğlu, Aslan Atlı Barış Ninler, Cengiz Batıgün, Cafer Tokmaklı, Cumali Yüksek, Dursun Aydın, Enis Güney, Erdoğan Taş, Erol Öztürk, Eyüp Kızılkaya, Hakan Özer, Fatih Taşlıçay, Galip Akhan, Hakan Karagöz, Halil Akar, Hasan Çağıl, Hasan Güler, Hilal İnce, İnci Yılmaz, Hasan Bağcı, Mahir Ulgu, Mahmut Kaçar, Mahmut Tokaç, Mehmet Bozdemir, Mehmet Demir, Mehmet Karayılanlı, Mehmet Atasever, Metin Demir, Metin Doğan, Muhammet Gedik, Muhsin Açık, Murat Uğurlu, Mustafa Özmen, Nazmi Tezcan, Necati Kaya,Necip Turguter, Nihat Akpınar, Niyazi Akbaşlı, Nuri Şaşmaz, Ömer Siso, Osman Acar, Osman Ayyıldız, Reyhan Yalçın Bozkurt, Sami Kıraçlı, Sedat Çakıcı, Sedat Gülay, Seraceddin Çom, Serdar Mercan, Soner Kırıcı, Temel Akgün, Tuncay Çimen, Uğur Eşme, Yakup Arslan, Yusuf Ziya Odabaşı.

22 Mayıs 2008 Perşembe

LABORATUARDA SON NOKTA

Amerika’da Chicago Northwestern Üniversitesinde görev yapan Dr. Rıdvan Seçkin Özen aynı zaman da yeni açılan ve genetik laboratuar alanında çok iddialı olan Dr. Pakize İ. Tarzi PGT Laboratuvarı ve İstanbul Laboratuarları hakkında Sağlık Dergisi muhabiri Esra Öz’e bilgi verdi.

Türkiye genelinde ortaklarının olduğu, İstanbul Laboratuarları adı altında yeni bir laboratuar kuruldu .Bu laboratuar biyokimya, mikrobiyoloji , immünoloji, patoloji ve genetik üzerine bölümlerinin yer aldığı tam teşekküllü olan laboratuar, aynı zamanda Pakize Tarzi Laboratuarları güvencesi altında hizmet sunuyor.

Yapılan testlerin referans olarak değer taşıyabileceği ve bunu yaparken yurt içi ve yurt dışı merkezlerle birlikte çalıştıklarını dile getiren Genetik Uzmanı Dr. Rıdvan Seçkin Özen, testlerin başarısını gördüklerinde ona göre kredilendirileceğini ve böylece üniversitelerle de birlikte çalışıp referans olarak gösterilecek bir laboratuar olmayı hedeflediklerini ifade etti. Bir ay önce kurulan laboratuarın, genetik bölümünde hem moleküler genetik hem de sitogenetik alanında testler yapıldığını vurgulayan Dr. Özen, yurtiçindeki ve yurtdışındaki üniversiteler arası itibarı olan, yeni çalışmalar yapılan bir merkez olmayı hedeflediklerini belirtti. Dr. Özen laboratuarları hakkında şunları söyledi, “Genetik Tanı alanında uzmanlaşmış ve geniş tecrübeleriyle itibar kazanmış elemanların yer aldığı bir kadroya sahip oluyoruz. Oluşturulan test panelleri için hazır kit bağımlılığı içerisinde kalmayıp, kendi standart deneylerini ve standart testlerini de oluşturabilecek kapasiteye sahibiz. Amacımız test sonucu veren bir laboratuar olmanın ötesinde bilgilendirici ve yönlendirici bir rapor verebilen Tanı Merkezi olmak, bunu yaparken çeşitli laboratuar ve klinik verileri bir arada değerlendirerek hekimlerin ve dolayısıyla hastaların test sonuçlarından azami yararlanabilmesini sağlamak istiyoruz. Sadece sık görülen hastalıklarda değil aynı zamanda nadir görülen hastalıkların da laboratuar tanılarının yapılabildiği ve yönlendirilebildiği bir referans merkez olmayı hedefledik. Türkiye’ye uluslararası alanda itibarlı ve kalıcı bir değer kazandırmayı amaçlıyoruz.”

Uluslararası Reprodüktif Genetik Merkezi
6 yıl Amerika’da Şikago Reprodüktif Genetik Enstitüsünde görev yapan Dr. Rıdvan Seçkin Özen, Türkiye’de Uluslararası Reprodüktif Genetik Merkezi (International Reproductive Genetics Center) adı altında merkez açıklarını ifade eden Özen, bu merkezin hem ülke içi hem de ülke dışı üniversitelerin, hastanelerin ve özel merkezlerin bilgilenerek servis alabildikleri ve birlikte bilimsel çalışmalar yapabildikleri güvenilir bir merkez olduğunu sile getirdi. Şikago`da Preimplantasyon Genetik Tanı (PGT) konusunda dünya genelinde referans merkezi haline geldiklerini belirten Dr. Rıdvan Seçkin Özen, “Bir takım halinde büyük özveri göstererek Şikago da PGT alanında dünya genelinde her yönüyle en gelişmiş yeri oluşturduk. Bu başarının daha da fazlasını ülkemizde sağlayabileceğimizi çok net olarak görebiliyorum. Ben bir bilim adamının veya daha geniş kapsamıyla bir aydının gerekli olanaklar sağlandığında, çalışmalarının ürünleri en güzel kendi ülkesinde alabileceğini düşünüyorum. Bu demek değil ki yabancı ülkelerde bu başarı mümkün değil, tüm dünyada yüzlerce çok başarılı insanlarımız var. Benim vurgulamak istediğim konu ülkemizin dinamiklerini öğrenmenin zaman alıyor oluşu ve bitirdikten sonra ise onları pratikte daha verimli işler haline getirmenin gerekliliği. Bunu yapmak maddi kaynak gerektiriyor. Ben kendimi bu imkana sahip olabilen ve dürüst insanlar ile çalışma imkanını yakalayabilen nadir şanslı insanlardan biri olarak görüyorum. Şimdi bu ülkenin kaynakları ve enerjisi ile çok daha büyük değerlerini bu ülkenin geleceğine kazandırabileceğimizi düşünüyorum. Kendilerini yurt dışı merkezlerin veya kişilerin bağlantı noktası olarak gösteren kurumlar şu an için ticari olarak çekiciliklerini arttırabiliyorlar ve sadece hizmet sektörü gelişimi anlayışı taşıyarak ülke içerisinde yerleşik bir değer katmış olmuyorlar. Biz Türk hekimlerinin kendi birikimlerini ortaya koyabilecekleri platformlar ile Türkiye’de, dünyada söz sahibi olabilen ve dünyanın izlemeye değer bulduğu ve sonraki jenerasyonlar ile daha da güçlenecek bir yapılanmayı bitirdiğimize inanıyoruz. Bunu yapabilmemizde en büyük desteği Dr. Pakize İ. Tarzi laboratuarlarından gördük. Sayın Doç. Dr. Nezih Hekim Bey bize bilimsel, ahlaki, saygınlık ve sözüne güvenilirlik dahil her konuda çok ciddi anlamda önderlik etti ve yolumuzu açtı. Kendisine ve onun kadar saygın tüm Dr. Pakize İ. Tarzi Laboratuarları üyelerine bir takım olarak çok teşekkür ediyoruz.”

21 Mayıs 2008 Çarşamba

KBB BAŞARILARINI ÖDÜLLERLE TAÇLANDIRIYOR

Focus Safety, If Design ve son olarak da Red Dot tasarım ödüllerini alan Tautmann markası hakkında, Sağlık Dergisi'ne bilgi veren KBB Özel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Murat Ataman, yeni ürünleriyle ödüllerin devamının geleceğinin işaretini verdi.

Tautmann markasının 2006 yılında, Avrupa standartlarında hastane ekipmanları üretmek amacıyla doğduğunu dile getiren KBB- Tautmann Genel Müdürü Murat Ataman, aynı yıl içerisinde Stuttgart’ta yerleşik Industrial Design adlı tasarım firması ile anlaşma yaptıklarını söyledi. Ürünleri piyasaya sürerken çıkış noktalarının; 15 senelik sektör tecrübelerini, profesyonel bir tasarım anlayışı ile birleştirmek olduğunu ifade eden Ataman, böylece dünya standartlarında hastane ekipmanlarını ortaya çıkarttıklarını kaydetti.

Ataman, şirketleri hakkında, “2007 senesi Ocak ayında Ostim’de, yüksek teknolojili cihazlarla oluşturulan özel makina parkında üretime başladık. İlk ürünümüz, geçen sene Şubat ayında çıktı. Bu ürün, paslanmaz çelik ameliyat hasta transfer sedyesiydi. Ardından; hasta nakil sedyesi, hastaneler için bekleme koltukları, kirli ve temiz çamaşır arabaları, hareketli serum askıları, son olarak da hastabaşı komodin ve ekipmanlarını ürettik” dedi. İlk ödüllerini geçen yıl Almanya’da katıldıkları Focus Safety tasarım yarışmasında aldıklarını kaydeden Murat Ataman, yarışmada her sene farklı temaların işlendiğini, geçen yılın temasının “güvenlik” olduğunu ifade etti. Ataman, ürünlerinde kullanıcı güvenliğinin ön planda tutulması ve işçilikteki incelik sebebiyle, jüri tarafından gümüş ödüle layık görüldüklerini belirtti.

İlk ödülün ardından dünyanın en eski, en prestijli ve en bilinen tasarım ödüllerinden IF Design Awards'a layık görülen Tautmann markası hakkında Ataman şöyle konuştu; “2007 yılında Focus Safety yarışmasında jüri tarafından daha çok ürünlerin pazardaki ömrü, kullanım rahatlığı, güvenliği, sağlamlığı ve üretimdeki incelik kriterlerine göre değerlendirilmiştik. IF Awards jürisi ise ürünleri; tasarım kalitesi, materyal uyumluluğu, inovasyon, çevre duyarlılığı, kolay kullanım, fonksiyonellik, marka değeri, evrensellik, estetik, ergonomi, güvenlik, işçilik, sağlamlık ve dayanıklılık kriterlerine göre değerlendiriyor. Sağlık sektöründe ilk defa iF’i, transfer sedyeleriyle Tautmann aldı. Bu yarışmada çok büyük firmalar da ödül aldılar. Bu firmalarla anılmak çok önemliydi.”


Aynı Konsept İle Üç Farklı Yarışmada Ödül

2008'in ikinci ayında ise, Tautmann’ın dünyanın en saygın tasarım ödüllerinden biri kabul edilen Red Dot ödülünü de aldığını açıklayan Murat Ataman, bu yarışmada temanın fonksiyonellik, estetik, tasarım ve kullanım olduğuna dikkat çekti. Ataman, bu güne kadar Red Dot alanlar arasında, Apple iPod, Lamborghini, Sony VAIO, BMW 3 Series Coupe, Nokia gibi ünlü markalar olduğunu söyledi. Bu markalarla birlikte, aynı tasarım tescilini taşımaktan ötürü gurur duyduklarını ifade eden Ataman, “Dünyada medikal alanda bir ürünle, bu üç ödülü alan tek firma biziz. Başka hiçbir marka aynı ürünle, üç farklı yarışmada ve temada ödül alamamış. Haziran ayında Red Dot ödül töreni var. Bu davete şirket olarak katılarak bu gururu Türkiye adına da yaşamak istiyoruz. Önümüzdeki dönem için de, henüz piyasaya sunulmamış yeni projelerimiz var. Kullanıcıya sunulan ürünlerde güvenlik, sağlamlık ve estetik en önem verdiğimiz ve asla taviz vermeyeceğimiz üç öğe. Yeni ürünlerimizi şimdi makyajlıyoruz, Mayıs ayı başında da piyasaya sunacağız. Bunlardan biri, multi-fonksiyonel hasta taşıma sedyesi. Bu sağlık sektörünün ihtiyacı olan bir üründü. Yeni ürünümüz, karyola ile sedyenin birleşimi gibi düşünülebilir” dedi. Bu yeni ürünle hasta nakli sırasında tüm gerekli hareketlerin yapılabilineceğini vurgulayan Ataman, bu sedye ile de ödüller alacakları şeklinde iddialı bir açıklama yaptı. Tautmann firmasının Türkiye’den çok Avrupa odaklı üretim yaptığını belirten Murat Ataman, ürünlerinin İngiltere ve Mısır’da da satışa sunulduğunu kaydetti. Üretici firma olarak İngiltere’deki satışları gördükçe gurur duyduklarını dile getiren Ataman, yurt dışındaki fuarlarda çok ilgi gördüklerini ve yeni bağlantıların başladığını belirtti.

20 Mayıs 2008 Salı

Çağla Medikal Muadilsiz Bir Antiseptiği Türk Piyasasına Sundu:“OCTENISEPT”

Ünlü dezenfektan markası Shülke&Mayr’ ın Türkiye Genel Distribütörü Çağla Medikal Genel Müdürü Melih Aydınoğlu, direkt açık yaraya uygulanabilen muadilsiz bir antiseptik olan Octenisept adlı ürünü piyasaya sürdüklerini açıkladı.

Dezenfeksiyon alanındaki tüm ürünleri bünyesinde bulunduran Çağla Medikal, ürün yelpazesine çeşitlilik kazandırmaya yönelik çalışmalarına hız verdi. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Genel Müdür Melih Aydınoğlu, dezenfeksiyon alanında yenilikler sunmaya devam edeceklerini söyledi. Aydınoğlu, Çağla Medikal’ in 2001 yılında Ankara’da kurulduğunu belirterek, Alman şirketi olan Schülke&Mayr’ ın Türkiye Genel Distribütörü olduklarını ifade etti. Schülke&Mayr’ ın 1889 yılında Almanya’ da kurulduğunu bildiren Melih Aydınoğlu, direkt açık yaraya uygulanabilen muadilsiz bir antiseptik olan Octenisept adlı ürünü piyasaya sürdüklerini açıkladı. Söz konusu ürünün ilaç ruhsatı aldığını belirten Aydınoğlu, bu ürünün dünyanın hiçbir yerinde eşdeğerinin olmadığını kaydetti. Türkiye’de birçok bayii ile beraber çalıştıklarını ancak Ankara merkezli bir firma olduklarını kaydeden Genel Müdür Aydınoğlu, şirketleri için 2007 yılının 2006 yılına göre daha başarılı bir yıl olduğunu söyledi. Aydınoğlu, yeni düzenlenen çerçeve sözleşmesinden dolayı 2007 yılında beklentilerine ulaşamadıklarını belirterek; “Birçok hastanenin çerçeve sözleşmesi ihale sonuçları belli olduktan sonra nasıl bir strateji izleyeceğimiz belli olacak. Bu sorunların üstesinden gelmek için elimizden geleni yapacağız. 2008 yılı için her şeye rağmen 2007 yılına göre daha iyi beklentiler içerisindeyiz. 2009 yılında da bu ivmeye hız kazandıracağımıza inanıyoruz. Hedeflerimiz Türkiye’de bulunan özel hastane, devlet hastanesi, tıp fakülteleri ve askeri hastanelere azami şekilde ulaşıp, ürünlerimizin tanıtımını yapıp, bu yerlerde ürünlerimizin kullanılmasını sağlamaktır. TÜYAP’ a katılım amacımızda bu yönde bir anlam taşımaktadır. Fuarda direkt olarak firmamıza gelen katılımcılara ürünlerimiz hakkında daha fazla bilgi verme olanağını sağlıyoruz. Ulaşamadığımız noktalardaki firmalarla fuarda birebir konuşarak, bulundukları yerlere hizmet vereceğimizi ilettik” dedi.

Kalitemizden dolayı tercih sebebiyiz
Ürün yelpazelerini, yer ve yüzey dezenfektanı, el dezenfektanı, cerrahi alet dezenfektanı, endoskopik alet dezenfektanı, hızlı yüzey dezenfektanı, yara ve mukoza antiseptiği olarak sıralayan Aydınoğlu, ürünlerinin benzerlerinin üretildiğini ancak kaliteli olmalarından dolayı kullanıcılar tarafından kendi ürünlerinin daha çok tercih edildiğini bildirdi.

Aydınoğlu, yeni ve farklı ürünlerin piyasaya sürümü konusunda ilk önceliklerinin ellerindeki ürünü Türkiye’nin her yerine ulaştırmak daha sonrasında yeni ürünlere yönelmek şeklinde olduğunu vurguladı.

14 Mayıs 2008 Çarşamba

BÜRO TİME TÜBİTAK DESTEKLİ PROJE GELİŞTİRDİ

2007 yılında tasarıma ağırlık veren ve her ürüne kimlik kazandıran Büro time yetkililerinden Proje Yöneticisi Meriç Güzel ve Kurumsal Satış Yöneticisi Bülent Ferli, sunta kesiminden kalan atık maddelerin değerlendirilmesi ile ilgili, TÜBİTAK destekli çalışmalarını Sağlık Dergisine anlattılar.

1997 yılında kurulan ve Türkiye’nin en büyük büro mobilyaları üreten firması olduklarını dile getiren Proje Yöneticisi Meriç Güzel, firmalarının 500 çalışanının olduğunu söyledi. Bayi yapısıyla çalıştıklarını vurgulayan Meriç Güzel, Türkiye’de 70 bayilerinin olduğunu, ayrıca 35 ülkeye ihracat yaptıklarını açıkladı. Bürotime’ı ayrıcalıklı kılan özellikleri içersisinde sipariş miktarı ne olursa olsun 72 saatte siparişi teslim ettiklerini belirten Meriç Güzel, “Tasarım ağırlıklı çalışıyoruz, ürünlerimiz bize has ve kimliği olan ürünler, her ürünün tasarımcısı var. Ürünlerimizin TSE ve ISO belgeleri bulunmaktadır. Yurt dışında showroomlarımız var. Ayrıca Güney Afrika’da dağıtım depomuz var” dedi. Türkiye’deki pazar paylarının son araştırma sonuçlarına göre yüzde 20 olduğunu belirten Meriç Güzel, ihalelere katıldıklarını ancak daha çok Devlet Malzeme Ofisine satış yaptıklarını dile getirdi.

TÜBİTAK ile geri dönüşüm projesi geliştirdiklerini açıklayan Meriç Güzel, “Sunta kesimlerinden çıkan artıklar silolarda depolanıyor. Önceden fabrikanın ısıtılmasında kullanılıyordu, şimdi boş bir arazide depolanıyor. Atık madde plastik malzemelerle karıştırılıp koltukların döşeme altı malzemesi olarak kullanılıyor. TÜBİTAK projemize destek veriyor, yeni yapılan karışımın deneme aşamasındayız. Tüm çalışmaları Selçuk ve Sabancı Üniversitesi hocalarımızın gözetmenliğinde gerçekleştiriyoruz” şeklinde konuştu.

2007 Yılı Tasarım Senesi Oldu
2. Ulusal Sağlık Kongresinde katılımı çok iyi bulduklarını dile getiren Kurumsal Satış Yöneticisi Bülent Ferli, “2007 yılı bizim için tasarım yılı oldu. Birçok tasarımcıyla anlaştık. Ürün gamımızı baştan sona değiştiriyoruz. Ayrıca markamızın 10. yılıydı. Firmamızda, hastanelere doktor ve hemşire masaları, hemşire bankoları, hasta odalarına komidin, vestiyer dolaplar, minibar dolaplar gibi ürünler hazırlıyoruz“ şeklinde konuştu.

Bülent Ferli ürünlerinin tercih edilmesinin sebeplerini ise şu şekilde açıkladı: “Ürünlerimizin modern çizgisinden, fiyatından, ürünlerin kalitesinden dolayı tercih ediliyor. Ayrıca ürünlerimizin yapılan kullanılan hammaddelerin tamamı CE belgesi bulunmaktadır. Önemli bir konu da ürünlerimizde E1 kalite sunta tercih ediyoruz yani kanserojen madde içermeyen sunta kullanıyoruz.”

Piyasaya dair sorunlarının başında, ülke çapında ofis mobilya üretici firma sayılarının belli olmamasından kaynaklandığını söyleyen Bülent Ferli, ne kadar vergi verildiğini takip etmenin mümkün olmadığına dikkat çekti. Ne meslek odalarının ne de derneklerin net rakam veremediğini belirten Ferli, “Türkiye’nin en büyük ofis mobilyası üreticisiyiz. Üretim kapasitesi, metrekare alanımız ve hız yönünden birinci sıradayız. Ülkemizde merdiven altı üreticileri çok fazla ve bunların istihdamları çok zayıf, vergi vermiyorlar, maliyetleri çok düşük ve biz onlarla rekabet etmek zorunda kalıyoruz” dedi.

Ergonominin ülkemizde henüz çok önemli olmadığını kaydeden Ferli, bu nedenden dolayı reklama ayırdıkları bütçenin 1,5-2 milyon doları bulduğunu ifade etti. İhalelerde alıcıların en ucuz mal alma mantığıyla hareket ettiklerini bundan dolayı kullanılmayacak ya da paralarının karşılığı olmayan ürünler almak zorunda kaldıklarına işaret eden Ferli, markalarının kaliteden taviz vermediğini, standart bir üretim yaptıklarını belirtti.
Mobilya üretiminde ağaç kullanıldığını bu sebepten karşılığını verebilmek adına orman oluşturduklarını dile getiren Ferli, Seydişehir-Antalya yolu arasında Bürotime Ormanı oluşturduklarını söyledi. Ferli ayrıca sosyal sorumluluk projeleri çerçevesinde Karaman’ın Bozkandak Köyünde İlköğretim okulu açtıklarını vurguladı.

13 Mayıs 2008 Salı

DİGİMATİK İLE FİLMLER TARİHE KARIŞIYOR

LİNK Tıbbi Sistemler ve Servis Hizmetleri firması İş Geliştirme Uzmanı Işık Sedef Gürbüz ve Genel Koordinatör Tufan Erdoğdu firmaları bünyesinde piyasaya sürdükleri Nordic Neuro Lab ve Digimatik ürünlerini Sağlık Dergisi’ne anlattılar.

LİNK Tıbbi Sistemler ve Servis Hizmetleri’nin 1996 yılında GE Elektrik’ten ayrılan mühendisler tarafından kurulduğunu ifade eden Genel Koordinatör Tufan Erdoğdu, firmanin 12 yıl içerisinde GE marka MR ve tomografi cihazlarının servis hizmeti, yedek parça desteği, demontaj ve montajı konusunda dünyanın her tarafına hizmet veren lider kuruluş haline geldiklerini kaydetti. Sadece General Elektrik marka cihazlara hizmet verdiklerini sözlerine ekleyen Tufan Erdoğdu, “Bu yıl radyoloji alanında belli yan ünitelerle birlikte teknolojik olarak, yeni kapılar açmayı planlıyoruz. Hastaneler ve doktorların yararına yan ünitelerde kapasite genişletmeye çalışıyoruz. Bir takım ürünlerde yeni ürünlerin distribütörlüğünü aldık, almaya da devam edeceğiz” dedi.

MR ve tomografi cihazlarının üreticileri haricinde servis hizmeti veren ve “third party” olarak adlandırılan bağımsız servis bakım firmalarının dünyada mevcut olduğunu söyleyen İş Geliştirme Uzmanı Işık Sedef Gürbüz, bunların Türkiye’de genelde bireyler bazında yapıldığını belirtti. Kurumsallaşmış olarak bu hizmeti ilk veren firmanın Link Tıbbi Sistemler ve Servis Hizmetleri olduğunu dile getiren Sedef Gürbüz, “Dünyada da çeşitli örnekleri olmasına rağmen bizim teknolojimize, bizim ekipmanlarımıza sahip firma sayısı çok az. Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde bizim seviyemizde firmalar mevcut, Avrupa’da en büyüğüz. Elimizdeki teknolojik cihazlar için çok sayıda kiralama talebi alıyoruz. Tüm dünyaya hizmet veriyoruz.” şeklinde konuştu.

Yedek Parçaya Dünyadan Talep Fazla
Servis sektöründe hizmet verirken yedek parça stoğunun yeterli olması gerektiğini ancak bunun çok ciddi bir maliyet unsuru olduğunu belirten Tufan Erdoğdu, Ankara’da 1200 metrekarelik bir alanda stok bulundurduklarına dikkat çekti. 15 kişilik personele sahip olduklarını ifade eden Tufan Erdoğdu, X ışını üreten cihazlar için Atom Enerji Kurumu tarafından verilen montaj, bakım, onarım, kalibrasyon ve ithalat lisans belgesi, TSE Hizmet Yeterlilik Belgesi, T.C. Sanayi Bakanlığı Satış Sonrası Hizmetler Yeterlilik Belgesi, ISO 9001 belgesine ve akreditasyon belgelerine sahip olduklarını belirterek ithal ettikleri tüm ürünlerin CE belgeli ürünler olduğunu da ekledi.

Yedek parçaları çoğunlukla Amerika’dan temin ettiklerini kaydeden Sedef Gürbüz, yedek parça stoklarının çoğunu Yunanistan, İstanbul ve Danimarka’da ki depolarında bulundurduklarını belirtti. Kenya ve Nijerya’dan bile son zamanda yogun talepler geldiğine işaret eden Sedef Gürbüz, hızlı büyümenin firmalar için tehlikeli olduğunu, bu nedenle dünya ülkelerinden artan talepler karşısında seçici olduklarını söyledi. Işık Sedef Gürbüz, “Ana ithalat kalemlerimizden birisini X ışını tüpleri oluşturuyor. Philips’in bir alt kuruluşu olan Dunlee ile uzun süredir işbirliğimiz ve distribütörlük ilişkilerimiz devam ediyor. Dunlee dünyanın en büyük X ışın tüp üreticilerinden birisidir. Bir dünya devinin uzun süredir istikrarlı bir şekilde en iyi distribütör firmalarından birisi olmak bizi mutlu ediyor” dedi.

Digimatik’i Kullananlar CD’nin Avantajlarını Yaşayacak
Digimatik adı verilen CD yazım robotu ile filmlerden CD’ye gecişin mümkün olabileceğini, dile getiren Sedef Gürbüz, böylece yüksek maliyetli ve hantal filmler yerine; hastaya teknolojik bir ürün olan, içine bir kaç çekim görüntüsü aldığını kaydetti. Filmin onda biri ücretine mal olarak çekim maliyetlerini büyük oranda azaltan CD’ler verilebileceğini ifade eden Sedef Gürbüz, DICOM çıkışlı tüm radyoloji cihazlarının görüntülerinin network üzerinden CD’ye yazdırılabildiğini belirtti. Filmlerden dolayı zorluk çeken hastalara, film maliyetlerinden şikayetçi olan hastanelere ve film üzerinde büyütme, küçültme ve oynama yapmak isteyen doktorlara çok büyük bir kolaylık sağlayacağını söyleyen Sedef Gürbüz, dünyanın bu teknolojiye döndüğünü, Türkiye’de de bu ürünlerle ilgilenen öncü hastanelerin ve tıp merkezlerinin olduğunu, görüşmelerin sürdüğünü kaydetti. Sedef Gürbüz Digimatik hakkında, “Hastanenin kendi logosunun ve isiminin yer aldığı, hastanın adı ve çekim tarihi yazan son derece şık ve kullanışlı CD’lerin hastalara verilebileceği kullanışlı bir sistem” değerlendirmesini yaptı.

Fonksiyonel MR Alanında Dünyanın Kullandığı Sistem Türkiye’de
Fonksiyonel MR görüntüleme alanında dünyanın lider firmalarından olan ve araştırma – geliştirme çalışmaları ile pek çok yeniliğe imza atan Nordic Neuro Lab firmasının Türkiye distribütörü olarak Türkiye’de piyasaya sürdükleri ürünler hakkında konuşan Erdoğdu, şunları söyledi: “Fonksiyonel MR görüntüleme çalışmaları, Türkiye’de genelde teknolojik çözümlerden yoksun olarak yürütülmektedir. Beyin ameliyatları öncesinde haritalandırma yapmak ve beyin fonksiyonları ile ilgili akademik araştırmalar sayesinde beynin çalışma prensiplerini keşfetmek adına önemli bir yere sahip oluyor. Fonksiyonel MR görüntüleme, Nordic Neuro Lab’ın sunduğu teknolojik çözümler ile yeni bir boyut kazanmakta, daha sistemli ve profesyonel şekilde yürütülerek daha net sonuçlar elde edilmektedir.”

MR cihazının “kafa coil’i”ne entegre edilen ve MR ile senkronize çalışan görsel, işitsel, tepkisel ünitelerin beyne uyarıcılar göndererek beynin aktive olan kısımlarını tespit ettiğini, aktiviteyi ölçümlediğini belirten Sedef GÜRBÜZ, cihazları tamamlayıcı özel yazılımlar sayesinde elde edilen verilerin yorumlanarak üç boyutlu görüntü haline getirilebildiğini ve değişik görüntüleme tipleri konsolide edilerek kullanıcı için pek çok bakış açısı ve veri sağlamakta olduğunu söyledi. “Bu cihaz aynı zamanda hasta konforu için de kullanılabilmekte, bu sayede MR çekimi yapılan hastaya çekim sırasında film izletilebilmekte ya da kulaklıktan müzik dinletilebilmektedir” diyen GÜRBÜZ, bu fonksiyonun çocuklar ve klostrofobik kişiler için MR çekiminde büyük kolaylık sağlayacağını da ekledi.

MR’da Biyopsi ile Meme Görüntüsü Çekimi Aynı Zamanda Yapılabiliyor, Biyopsi Kabus Olmaktan Çıkıyor
MR’lar aracılığı ile radyasyon vermeden yüksek kaliteli meme görüntülerinin alınabildiğini belirten Sedef Gürbüz; Türkiye pazarına sundukları özel “meme coil”lerine entegre edilen bir biyopsi ünitesi sayesinde; MR görüntüsü alınırken biyopsi iğnesinin doğru yere gönderilerek eşzamanlı olarak tek seferde kolayca parça alınmasının da artık mümkün olduğunu dile getirdi.

12 Mayıs 2008 Pazartesi

DOĞRUYU HIZLI YAPAN HASTANE: ADA

Ankara’da ihtiyaç duyulan yere hizmetin götürüldüğü ve tetkiklerin hızlı bir şekilde yapılıp yine sonuçlarının zaman kaybetmeden hızlı bir şekilde verildiği Özel Ada Hastanesi Başhekim Yardımcısı Prof. Dr. Volkan Özgüven Sağlık Dergisine başarılarının sırrını anlattı.

Ada Hastanesinin yapımının belediye ile anlaşmalı olarak 2006 yılı Nisan ayında başlandığını dile getiren Prof. Dr. Volkan Özgüven, hizmet vermeye başlamadan kadro oluşturduklarını söyledi. Hastane çalışanlarına 1 ay süren adaptasyon eğitimi verildiğini kaydeden Özgüven 2006 yılı Aralık ayı itibariyle hastanede ekip çalışması başladığını ifade etti. Hastanelerinin 2007 yılı Ocak ayında hizmet vermeye başlağını dile getiren Özgüven, SSK ve Emekli Sandığı ile anlaşma yapılmasının uzun zaman aldığını ve bunun hastaları mağdur ettiğini belirterek, “En çok şu alanda iyiyiz dediğimiz konuları laboratuvar ve klinik branşlardaki iyilerimiz olarak ikiye ayırabiliriz. Laboratuvar olarak Mikrobiyoloji ve Biyokimya branşlarında laboratuvar test sonuçlarını aynı gün içinde veriyor olmamızı; tomografi, mamografi ve ultrasonografi gibi randevu verilen radyolojik tetkiklerin büyük olasılıkla aynı gün içinde yapılıyor olmasını söyleyebiliriz. Hastane gereksinimi duyulan ancak hastane açılmayan bir yerde hizmet veriyoruz; 24 saat açık laboratuvarlarımız sayesinde aynı gün içinde sonuçları vermekteyiz. (Ankara’da değil) Hastanemizde hormon tetkikleri günün hangi saatinde istenirse istensin bekletilmeden çalışılıyor. Sonuçları, serum ayrıldıktan sonraki 30 dakika içerisinde hastaya verebiliyoruz. Böylece hastaların tedavisi hemen yapılabiliyor ve hasta mağdur edilmiyor. Klinik branşlar açısından da en iyilerimizi şöyle sıralayabilirim: Cerrahi ve dahili branşlarda da çok başarılıyız. İşinin ehli uzmanlarla çalışıyoruz. En son teknolojik ürünlerle donatılmış olan ameliyathanemizde günde 30-35 ameliyat yapabilme kapasitesine sahibiz. Kaliteli sağlık hizmeti vermek bizim hedefimiz.” dedi.

Tam gün yasasının doktorları ve hastaneleri kısıtladığını dile getiren Prof. Dr. Volkan Özgüven, “Demokrat, özgürlükçü bireyler iseniz herkese ve her meslek grubuna eşit mesafede olmalısınız. Hekimler, her nedense, sık aralıklarla değiştirilen yasalarla adeta yaşamlarını planlayamaz, önlerini göremez hale geldiler. Şimdi tıp fakültesine girmiş olan bir tıp öğrencisi mezun olduğunda belki de hiç hayal edemeyeceği sağlık yasalarına tabi tutulacaktır. Artık bunun bir ortası bulunmalıdır diye düşünüyorum. Örneğin devlet hastanelerinden özele kayma nedenlerinin üzerine gidilmelidir. Gerçekten de devlet hastanelerinde çalışma koşulları cazip hale getirildikten sonra herkes devlet hastanelerinde çalışmayı seçecektir” şeklinde konuştu. Yüzde 20 fark alınması kuralı ile ilgili olarak gelecek yeni sistemin, pek çok özel hastanenin sonunu hazırlayacağına dikkat çeken Özgüven, “Yeni getirilmeye çalışılan sistem, ahlaki kuralları da zorlayacaktır. Kanımca bu taslak ya daha kabul edilebilir hale getirilecek, ya da uygulamaya konulsa dahi bu haliyle ömrü çok uzun olmayacaktır” dedi.

Hedefimiz Günlük 600’ün Üzerinde Hastaya Hizmet Vermek
Anlaşmalı kurumlar ile anlaşarak halka hizmet vermek için bu yola çıktıklarını belirten Özgüven, anlaşmanın yapılamadığı özel hastanelere sadece maddi darlık içinde olmayan bireylerin gidebildiğini belirtti. Kurumlarla anlaşmalar yapıldıktan sonra talebin arttığını ve günlük ortalama 450-500 hastaya bakıldığını kaydetti. Hastanelerinin hedefleri arasında hasta sayısının günlük 600’ün üzerinde hastaya kaliteli hizmet sunmak olduğunu vurgulayan Özgüven, amaçlarının, hastanelerinde henüz açılmamış plastik cerrahi ve gastroentoroloji branşlarını bünyelerinde açarak daha çok alanda ihtiyacı karşılamak olduğunu dile getirdi.
Hastanelerinde dahiliye, kardiyoloji, göğüs hastalıkları-tüberküloz ve dermatoloji uzmanlarının bulunduğunu, diş hekimlerinin bulunduğunu ve acil servislerinin ve çocuk hastalıkları uzmanlarının 24 saat hizmet verdiğini, ancak kalp-damar cerrahisi bölümünün bulunmadığını söyleyen Özgüven, buna karşın, hastanelerinde her tür kanser ameliyetlarının, ürolojik, ortopedik (özellikle protez), beyin cerrahisi ve endoskopik cerrahi girişimlerin; göz, kulak-burun-boğaz ve kadın-doğum ameliyatlarının yapıldığını kaydetti.
Prof. Dr. Volkan Özgüven, “Hastanemiz inşa edilirken; bulunduğu konum ve yaşayan kesimin ihtiyaç duyacağı şekilde tasarlandı. Örneğin ana yol üzerinde ve çevre yoluna yakın konumda bulunduğumuz için hastanemize fazlasıyla trafik kazası yaralısı getirilmektedir. Bu nedenle hastanemize tomografi koymayı uygun gördük. Böylece hastalarımızın uzak merkezlere gönderilmesini ve dolayısıyla bu tür olgularda çok kıymetli olan zaman kaybını önlemiş olduk. Tek eksik yönümüz, kendimizi yeterince tanıtamamış olmamız” dedi. Ayrıca hastanelerinde hastalara verilmekte olan otelcilik hizmetlerinin de standardın üzerinde olduğunu dile getiren Özgüven, hasta sahiplerini huzurlu, güvenli ve konforlu bir ortamda barındırdıklarını, bünyelerinde en fazla 2 kişilik odalar bulunduğunu kaydetti. Özgüven son olarak, “Biz hızlı ve doğruyuz, doğruyu hızlı yapan hastaneyiz” dedi.

11 Mayıs 2008 Pazar

GEÇMİŞTEN GELEN GÜÇLÜ ATILIM: “DRAEGER”

Siemens ile yollarını birleştiren ve 2008 yılında “Bilgi teknolojilerinin çözüm ortağıyız” sloganı ile yoluna devam eden Drager Medical’in başarısını Bölge Müdürü Cemil Akın ile konuştuk.

Esra Öz: Firmanızı kısaca tanıtabilir misiniz?
Cemil Akın:
Drager Medikal çok köklü ve 120 yıllık geçmişe sahip bir firmadır. Dünya’daki ilk anestezi cihazını üreterek anestezide tarihi yazan bir kuruluş olmuştur. Kuruluşumuz geçmişten bugüne kendini yenileyerek, kalitesinden ödün vermeyerek ilerlemeye devam etmektedir.

E.Ö.:Firmanızda çalışan personel sayınız nedir?
C.A.:
Drager, dünyada 190’dan fazla ülkede temsil ediliyor. Dünya çapında 7 bin çalışanı var. Türkiye’de ise 100 ‘e yakın çalışanımız ile hizmet vermekteyiz.

E.Ö.: Drager’in diğer firmalardan ayıran özellikleri hakkında bilgi verir misiniz?
C.A.:
Türkiye’de de kendi altyapısını kuran firmamız, “Drager Türkiye” adı altında hizmet sunmaktadır. Firmamız distribütörlük sistemi ile çalışmamasından dolayı sağlık sektörü için önemli bir yer tutuyor. TÜYAP Expomed 2008 fuarında bazı firmaları bir daha ki fuarda göremeyebiliriz. Bunun ana nedenini sistemlerini tam oturtmamalarına bağlıyoruz. Bu anlamda Drager çok avantajlı bir yerde. En büyük avantajları arasında Türkiye’de bulunmasını sayabiliriz. Türkiye’de bulunduğu için müşteri bazında çok daha iyi çözümler sunuyor. Müşteri karşısında her zaman ciddi bir muhatap bulabiliyor.
Drager’in merkez ofisi İstanbul’da bulunuyor. Ankara, İzmir ve Adana’da bölge müdürlükleri var. Firmamız kendi bayi altyapısını da kurdu. Yurt dışında yetişmiş ve eğitim almış kadromuzla Türkiye genelinde teknik destek vermekteyiz. Drager, müşteriye tam bir çözüm sunmayı hedefler. Müşteriye sadece bir cihaz satmak istemeyiz, komple bir çözüm sunmak düşüncesiyle hareket ederiz.

E.Ö.: Siemens ile ortak olmanız firmanıza ne gibi avantajlar sağladı?
C.A.:
3 sene önce Siemens ile bir güçbirliği yapıldı. Şirket Türkiye’de şu anda Drager and Siemens Company anılıyor. Bu güç birliğinden sonra anahtar teslimi hastane projelerinde Drager çok daha büyük bir güç kazandı. Kurulma aşamasındaki yada revize aşamasındaki hastanelere finansmandan cihazına kadar komple bir çözüm sunabiliyoruz. Bu çok önemli bir rahatlık, müşteri, tek bir muhatapla tüm problemlerine çözüm bulabiliyor.

E.Ö.: Drager’in ürün yelpazesinde neler bulunuyor?
C.A:
Drager deyince ilk akla gelen anestezi olsa da artık güvenlik ve medikal grubunda da hizmet sunuyor. Güvenlik grubunda profesyonel itfaiye istasyonları kuruyor, NASA’ya gaz sensörleri yapıyor, Boeing ve Airbus firmalarına ani hava basınçları için maskeler hazırlıyor. Balık adam kıyafetleri yapıyor. Bugün Emniyet Müdürlüğünün de kullandığı alkolmetreleri de yüzde 60 oranında Drager satıyor.
Medikal grubunda ise, Drager’in en güçlü olduğu konu bilgi teknolojileri çözümüdür. Sadece cihaz satmıyoruz. Artık tek bir anestezi cihazı, tek bir monitör bir şey ifade etmiyor. Önemli olan çağın getirdiği gibi mobilitedir. Yani doktorların her yerden istedikleri bilgiye erişebilmelerini sağlıyoruz. Drager olarak, bu IT çözümü ile birlikte cep bilgisayarlarından veya internet cafeden hastaların her türlü bilgisine ulaşabilmesini sağlıyoruz. Çekilen radyolojik görüntülere de her yerden ulaşılma rahatlığını sunuyoruz.
Drager, acil servislerden ve acil müdahale odalarındaki cihazlardan transport, vantilatör, suni solunum cihazları monitörlerden itibaren yenidoğan yoğun bakım, yetişkin yoğun bakım, kardiyoloji yoğun bakım, ameliyathane yani tüm bakım alanlarına hitap edecek çözümler sunuyoruz. Bu anlamda müşterilerimizin tercih ettiği firmayız.

E.Ö.:Firmanız hangi kalite belgelerine sahip?
C.A.:
Drager, merkezi gaz yönetim sistemi yapıyor. Dünyada bu yönetim sistemi ile ilgili DİN standartlarını ilk olarak Drager firması yazmış. Bunu kimse bilmez. Dünya’daki diğer firmalar da bu DİN standartlarını kullanıyor. Bu işin standartlarını biz belirlediğimiz için de en güzel şekilde biz yapıyoruz. Ekipmanlarımız dünyada 8.5 şiddetindeki depreme dayanıyor. Yani sistemler bu şiddetteki depremde bile yerinden sökülmüyor. Bunu belgeleyebilen ve depreme dayanıklı olduğunu açıkca ilan eden tek firma Drager’dir. Kullanılan tıbbi gazlar da Avrupa’da Farmokobi Derneği tarafından ilaç olarak değerlendiriliyor. Buradan ilaç olarak yetkisini almış tek firma Drager’dir. Biz bunu bilimsel olarak yapan tek firmayız.

E.Ö.: Drager olarak 2008 hedefleriniz neler?
C.A.:
Biz sadece cihaz satan firma değiliz. Bizim bu sene asıl vurguladığımız şey, “Biz sizin çözüm ortağınızız” sloganı. IT, yani bilgi teknolojileri çözüm ortağınızız. Drager, kağıtsız hastane çözümleri sunabilen bir firma konumundadır. Ameliyathanelerdeki, yoğun bakımlardaki en zor konu, o işi dökümante edebilmektir. Dökümante ederken çok ciddi sorunlarla karşılaşılabiliyor. Bunun önüne geçebilmek için tüm değerlerin toplandığı ve bilgisayara aktarıldığı, bunların uzun yıllar muhafaza edildiği bir sistem sunuyoruz.

E.Ö.: TÜYAP Expomed 2008 fuarı beklentilerinizi karşıladı mı?
C.A.:
Fuarda beklentilerimize her sene ulaşıyoruz. Hatta bu sene beklediğimizin üstünde bir ilgi var. Fuarlarda çok kısa sürede çok fazla insana kendimizi anlatma imkanı buluyoruz. Çok fazla insana cihazları gösterebiliyoruz. Fuarlara, kongrelerin dışında hem doktorlar, hem de yatırım yapmak isteyen işadamları geliyor. Bu stantlar bizlerin vizyonunu temsil ettiği için çalışacakları firmaları tanıma imkanı buluyorlar.

E.Ö.: Türkiye’de pazar payınız ne durumda?
C.A.:
Drager’in Türkiye’deki pazar payı şu anda yüzde 35’lerde. Bizim hedefimiz daha yüksek. Türkiye’de bu anlamda lokal üretici sayısı çok fazla. Son yıllarda Uzak Doğu ve Çin mallarına çok fazla rağbet gösteriliyor. Ancak bir Drager cihazı aldığınız zaman 10-15 yıllık bir yatırım yapıyorsunuz. Çin ve Uzak Doğu malları biraz ucuz olsa da kaliteden ödün veriyorsunuz. Çin malı alanlar memnun kalmadıkları için daha sonra Drager ürünlerini aramaya başlıyorlar ve bir işe iki defa para ödemiş oluyorlar.

E.Ö.: İhalelerde yaşadığınız sorunlar neler?
C.A.:
Hastanelerin geri ödemeleri çok değişken. Bazı hastanelerin geri ödemeleri gayet muntazamken, bazılarının ki oldukça gecikebiliyor. Bu ciddi oranda sıkıntıya sebep oluyor. Drager kendisi Türkiye’de bulunduğu için gecikme finansmanını kendi bünyesinden karşılayabiliyor. Ancak yerel ve distribütör firmalar gerçekten çok zorlanıyorlar. Döviz fiyatlarının değişken olduğu bir ortamda hastanelerin 1 yılı bulan ödemeleri firmaları zor durumda bırakıyor.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...