29 Mart 2008 Cumartesi

YENİ BİR PATOJEN TANIMLANDI

Prof. Dr. Levent Doğancı, yeni tanımlanan patojenin türü hakkında Sağlık Dergisi’ne bilgi verdi.

19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Bakteriyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi, Prof. Dr. Levent Doğancı, İspanya Asturias Merkez Üniversitesi Hastanesi’nde keşfedilen patojen ile ilgili çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Yeni keşfedilen patojen ile ilgili araştırmaların devam ettiğini ve henüz tam bir sonuç alınmadığını bildiren Doğancı, akciğer kanseriyle ilgili kısmın basın tarafından yanlış anlatıldığını dile getirdi. ‘Protozoa kansere yol açıyor’ şeklinde bir beyanlarının bulunmadığını söyleyen Doğancı, geçtiğimiz günlerde akciğer kanserine yakalanan Türk hasta hakkında yapılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını kaydetti. Bu hastanın gördüğü tedavinin belli bir immün baskısından dolayı ‘protozoa hastalığa yol açmış olabileceği’ şeklindeki açıklamalarının yanlış yansıtıldığını dile getiren, İspanya’daki çalışmalarının oportunistik yani fırsatçı bir enfeksiyon hakkında olduğunu söyledi. Ayrıca bu patojenin muhtemel olarak astımın da tetikleyicisi olabileceğinin üzerinde durulduğunu açıklayan Doğancı, “Aslında bu patojenin çok yaygın olduğunu düşünüyoruz. Ancak buradaki amacımız bağışıklık sistemi baskılanan hastalarda ağır bir akciğer enfeksiyonuna yol açabildiğini göstermek. Bu konuda yayına hazırladığımız makalelerin tıbbi dergilerde çıkmasını beklemek gerekiyor. Uzmanlar tarafından daha detaylı tartışma ortamı sağlanması açısından önem arz ediyor” şeklinde konuştu.

Amerikalıların dikkati yeni patojen üzerine çekilmeye çalışılıyor
19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yatan akciğer kanseri bir hastada farklı bir bulguya rastladıklarını dile getiren Doğancı, bu konuda bilgi alabilmek için Oviedo kentinde bulunan Asturias Merkez Üniversitesi Hastanesine geldiğini belirtti. Asıl sorunun Amerikalıların bu konuyu irdelemek için fazla istekli olmamaları olduğunu savunan Doğancı, şöyle devam etti: “Amerikalıların, yeni patojen üzerine dikkatini çekmek ve özellikle moleküler çalışmaların gerektirdiği metotları, onlarla birlikte denemek istiyoruz. İspanyol meslektaşlarımız tarafından ortaya çıkartılan parazitin tam olarak taksonomik ayrıntısı tamamlanmış değil, sanırım önümüzdeki günlerde Fransa'da bulunan Pastör Enstitüsü ile taksonomik klasifikasyon için bir bağlantı kurmamız gerekecek. Çinliler bu parazitin sadece morfolojik inceleme ile ‘Lophomonas blattarum’ denilen bir kamçılı olduğunu belirlediklerini söylüyorlar. Buradaki arkadaşlarımız ‘house dust mite’ ların içinde yani ev tozunda bulunan çok küçük bir böceği, astımdan sorumlu tutuyorlar. Çinli araştırmacılar hamam böceklerinin orta bağırsaklarında bu paraziti yine sadece morfolojik olarak göstermeyi başardılar. Şimdiki hedefimiz bizim bulduğumuz ile Çinli’lerin bulduklarının aynı olduğunu göstermek. Eğer bunu moleküler tekniklerle başarabilirsek, örneğin 18 S subunit ribozomal RNA çaprazlaşması gibi akciğer hastalıklarının fizyopatolojisinde, özellikle astım ve fırsatçı enfeksiyonlarda önemli değişiklikler olması mümkün. Dolayısıyla da bulunacak olan patojen tedavi yöntemlerini de değiştirebilir”

28 Mart 2008 Cuma

TÜRKİYE KAYNAKLI İLK KANSER TEDAVİ YÖNTEMİ: YÜKSEK DOZ STEROİD TEDAVİSİ

Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Daire Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer Kanser tedavisinde son gelişmeler ve ülkemizdeki kanseri arttıran faktörler hakkında Sağlık Dergisine açıklamalarda bulundu.

Çok çeşitli kanser türleri için farklı tedavi yöntemlerinin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Murat Tuncer, kanser tedavisinde temel bazı yollar belirlendiğini söyledi. Prof. Dr. Tuncer uygulanan tedaviye örnek olarak şunları verdi: “Kök hücre yaklaşımı, Cyberknife tedavisi, radyoterapide küçük alanlı hedef tedavi yaklaşımları, yan etkileri azaltan yaklaşımlar, moleküler ve hücresel tedavi yaklaşımları, genetik bozukluklarla sorunları hücresel düzeyde çözen yeni yaklaşımlardır.” Kanserde aşı tedavisi, bağışıklık sistemini düzene sokarak tedavi eden bir yöntem olmasının yanında yaşam kalitesini arttırdığını dile getiren Prof. Dr. Murat Tuncer bu yaklaşımların tümünün son 5-10 yılda bulunduğuna dikkat çekti. Protein-kinaz inhibitörlerinin yeni yaklaşımlar getirdiğine işaret eden Prof. Dr. Tuncer hücresel tedavide temelde sorunlu hücrenin düzeltilip yeniden vücuda verildiğini sözlerine ekledi.

Hedef tedavi yönteminin kanserli hücrenin vücudun dışında düzeltilip tekrar vücuda verildiğini söyleyen Prof. Dr. Tuncer: “Multipl myelom, KML gibi bazı kanserlerde yeni kemoterapi ajanlarının kullanıldığını, bazı kemik tümör tedavilerinde de araştırma safhasında bulunmaktadır. ilk olarak ülkemizden duyulan tedavi yöntemi, yüksek doz steroid tedavisidir. Bu yöntem Lösemi hastalarında uygulanıyor. Bu uygulamanın başka kanserlerde de başarılı olduğu görüldü” dedi.

Hodgkin lenfomada yüzde 100 başarı sağlanıyor
Kanser çalışmalarının ekip çalışması olarak yürütüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Tuncer Hodgkin lenfoma, lösemi de yüzde 100 e yakın başarı sağlandığını dile getirdi. Tuncer: “Bazı ilaçlar çok pahalı, hekim promosyonu ile olduğundan çok daha fazla etkili gibi gösteriliyor. Hatta bu ilaçları son çare olarak tavsiye edenlerde var. Bunun önüne geçmek için tedavi standardizasyonları üzerinde çalışmalar yapılıyor. Kanser ilaçlarının maliyeti ve gerçek etkileri belirlenecek ve buna göre uygulanacak. Hastaya ilaç verilmesi belli protokollerle olacak ve geri ödeme olduğu için onun dışındaki tedavileri ya hekim kendi sorumluluğunda karşılayacak ya da hasta karşılayacak” şeklinde konuştu.

Bazı kullanım hatalarına dikkat çeken ilaçlara örnek veren Dr.Tuncer kullanıldığında 30 hastanın, 2 ay ömrünü uzatan ancak yaşam kalitesini ciddi ölçüde aksatan bir ilacın etkileri konusunda hastaya hekimin bilgi vermesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Murat Tuncer bu ilaçların son çare olarak algılanmaması ve ‘belki şu kadar katkıda bulunur’ şeklinde hastaya açıklama yapılmasının önemli olduğunu vurguladı. Kanser tedavisi yaklaşımında, hastanın kanserden tam olarak kurtulmasını hedeflediklerini dile getiren Tuncer şöyle konuştu: “Hastanın kullandığı ilaç, hayatını 2-3 ay uzatsa da eğer tüm fiziksel fonksiyonlarını bozacaksa, hasta ya da yakını ile kullanmadan önce konuşularak karar verilmelidir. Cerrahi yaklaşımlarda onkolojik dal ayrı bir dal ancak ülkemizde sadece Ankara Üniversitesinde var. Onkolojik cerrahi ayrı olarak görülmelidir. Safra kesesi taş operasyonuyla, safra kesesi kanseri ameliyatları çok farklıdır. ”

Çin’den sonra en çok sigara tüketen ülkeyiz
Tüm kanser tedavilerinin ülkemizde yapıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Tuncer hastaların etkinliği ispat edilmemiş tedavilere çok fazla para dökmemelerini önerdi. Dünyada sadece bir yerde olan tedavi diye bir şey olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Tuncer, “ Günde şu kadar gram yerseniz kanser olmazsınız diye haberler çıksa da, bunlara pseudoscience yani yalancı bilim diyoruz. Akdeniz mutfağı, taze meyve, sebze, eti haşlayarak yemek önerilir. Ayrıca fiziksel aktivite yapmak gereklidir. Kanserin üçte biri beslenme, üçte biri sigara, üçte biri de; genetik, çevre, iş, stresten kaynaklanır. Bir kişinin genetik yatkınlığı olsa bile çevresel etkileri ve yaşam tarzını değiştirerek kanser riskini önleyebilir. Her ülke kendi geleneklerine göre beslenmelidir, bir ırk binlerce yıldır et ağırlıklı beslenirken, birden bire sebze ağırlıklı beslenemez” dedi.

Son senelerde kanserin daha çok farkına varıldığına dikkat çeken Tuncer, kanser de rölatif artış olmasının yanında bir de gerçek anlamda artış olduğunu ifade etti. Tuncer sözlerine şöyle devam etti: “Yaşlı nüfus artıyor, sigara içen kişi sayısı artıyor. Avrupa’nın en çok obez-preobez insan sayısına sahibiz, aynı zamanda en az düzenli aktivite yapan ülkesiyiz. Çin’den sonra en çok sigara tüketen biziz. Türkiye’de erkeklerde akciğer kanseri ilk sırada iken, kadınlarda meme kanseri ilk sırayı alıyor. Her iki cinsiyette de mide kanseri ikinci sırada yer alıyor.”

27 Mart 2008 Perşembe

SAĞLIĞINIZI KENDİNİZ YARATIN

Yoga ve Stres Yönetimi Uzmanı Elvan Demirkan ile 'Sağlığınızı Kendiniz Yaratın' çalışmalarını ve son kitabı 'Erken Akıllan Geç Yaşlan' ı konuştuk.

İşletme mezunu olduğu halde çok daha farklı bir konu üzerine çalışmayı tercih eden Elvan Demirkan, Amerika Washington DC’de yaşıyor. Yoga Eğitmenlik sertifikasını Integral Yoga Institute’den alan Demirkan, 10 yıldır yoga temelli stres idaresi yöntemini uyguluyor ve öğretiyor. Eğitim verdiği kurumlar arasında USA Today gazetesi, Amerikan Savunma Bakanlığı (Pentagon), Amerikan Ticaret Bakanlığı, IMF, Time Dergisi, Fairfax Hospital ve Prince William Hospital olan Demirkan aynı zamanda American University’de kredili ders veriyor.

2007 yılında Remzi kitapevinden bestseller olarak çıkan 'Erken Akıllan Geç Yaşlan' kitabından sonra Demirkan, Türkiye'de çeşitli sektör yöneticileri ve çalışanları için seminerler düzenledi. Bu seminerlerde 'Sağlığınızı Kendiniz Yaratın' konseptli bir program geliştirdi.

Sağlıklı yaşlanmanın yaşlılıktan çok önce başladığı bir gerçek
Elvan Demirkan, nasıl yaşlandığımızı belirleyen en önemli faktörün nasıl yaşadığımız olduğunu ve sağlıklı yaşlanmanın yaşlılıktan çok önce başladığını söylüyor. Demirkan; “Vücudun esnekliğini ve direncini kaybetmesini, ağrı ve sızıların artmasını, yaşlanmanın başlangıcı olarak görüyoruz. Oysa yıllarca vücudun ihtiyaçlarını, bakımını ihmal etmiş olmanın, nerede durulacağını veya değişiklik yapılması gerektiğini bilmemenin sonuçları bunlar. Hayatımızda bu noktalara (çok erken!) gelmememiz için gerekli duyarlılığı, bakış açısını ve stratejileri daha erken yaşta oturtma alışkanlığını yaratmamız gerekiyor. Uzun ömürlü olmak için yapacağınız pek çok şey, yaşam kalitenizi de arttıracaktır” şeklinde konuşuyor. Ayrıca Elvan Demirkan sözlerine şunları ekledi: “ Programda ev, iş, çocuk, para, anne, baba, sevgili, sağlık, kariyer stresinin içinde hayatımın kontrolü benim elimde diyebileceğiniz bir sığınak yaratabilmeniz için farklı bir bakış açısı sunuyorum. Öyle Robin Sharma'nın kitabındaki gibi Ferrari'yi satmaya, Hindistan'a gitmeye gerek yok bunun için. Biraz akıl, biraz sağduyu, biraz da disiplin yeterli. Programda üzerinde durduğum iki konu; Fiziksel yorgunluktan çok zihinsel yorgunlukla başa çıkabilmek. Bir de enerjinizi doğru kullanmanın yolları. Bu yüzden gün içinde enerjinizi doğru kullanabileceğiniz, hem de zihinsel yorgunluktan yıpranmayacağınız bazı rahatlama teknikleri günlük yaşantınıza nasıl adapte edebileceğinizi gösteriyorum.”

Uyguladığı programla amacının vücudun dış yüzeyine anlık bir bakım sağlamak olmadığını dile getiren Demirkan; fiziksel, duygusal ve zihinsel dengeyi oturtacak uzun vadeli bir bakım gerçekleştirdiğini ifade ediyor. Yaptığı programla birlikte daha etkili olduğunu ifade eden Demirkan: “ Eve dönerken sadece ‘her şeyden uzaklaşabildiğiniz bir seanstan’ değil, her gün kolaylıkla uygulayabileceğiniz sağlıklı alışkanlıklar ve rahatlama tekniklerini de beraberinizde götürebileceksiniz. Programda uygulanacak yoga terapisi ile boyun, sırt ve bel bölgesindeki ağrı ve gerginliği hafifletebileceksiniz. Öğreneceğiniz rahatlama teknikleri vücudunuza güveninizin artmasını ve verdiği mesajları dinlemenizi sağlayacak, ve stres faktörüne daha sağlıklı bir adaptasyonun geliştirebileceksiniz” diyor.

Fiziksel durumunuz ne olursa olsun bu programın vücudu ve düşünceyi bütünleştiren özelliğinin hissedileceğini söyleyen Demirkan, böylece bedenin rahatlayıp, açılması, nefesin düzene girmesi ile gelen enerjinin, bütünlüğün, uyumun ne olduğunu bir kez hissettiniz mi o yönde gelişmeye devam edeceğini belirtiyor.
Konuşma Konuları içerisinde; iç güdünüzü keşfedin, vücut ve düşünce gücü ile stresi idare etmenin yolları, sağlıklı bir yaşam için düşünce, davranış ve beden esnekliği, genç, sağlıklı ve kaliteli yaşamın reçetesi, farkında yaşamak günlük yaşantıda uygulanabilecek farkında yaşam pratikleri, yöneticiler İçin yoga/meditasyon derslerini içeriyor.



26 Mart 2008 Çarşamba

Prof. Dr. M. Ayhan Kuzu:“İNSAN VÜCUDUNDAKİ TEK ÖNLENEBİLİR KANSER, KALIN BAĞIRSAK KANSERİ “

Mesa Hastanesi, Türkiye’de ilk ve tek Kalın Bağırsak Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezi’ni hizmete açtı. Konu hakkında bilgi veren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Ayhan Kuzu, önlenebilen tek kanser türünün “bağırsak kanseri” olduğunu belirtti.

Son yıllarda hızla artan kanser, ölümcül hastalıklar arasında üst sıralarda yer almaya devam ediyor. Bu alanda araştırmalarını hızlandıran uzmanlar, bağırsak kanseri gibi gastroenterial kanser türlerinin yüzde yüz başarı ile tedavi edilebildiğine işaret ediyorlar. Gelişmiş ülkelerde görülme sıklığı artan bağırsak kanseri hakkında çalışmalar yürüten sağlık otoriteleri, konu hakkında halk bilinci oluşturmaya yönelik çalışmalara hız verdi. Bu konudaki çalışmaların önderliğini üstlenen MESA Hastanesi, Türkiye’de ilk ve tek Kalın Bağırsak Hastalıkları Tanı ve Tedavi Merkezi’ni hizmete açtı.

Konu hakkında bilgi veren Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. M. Ayhan Kuzu kalın bağırsak kanserinin ülkemizde her iki cinsiyette de en sık görülen kanser tiplerinden biri olduğunu söyledi. Kuzu, Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan kanser istatistiğinde, kalın bağırsak kanserinin kadınlarda ikinci, erkeklerde ise üçüncü sırada yer aldığını belirtti. Söz konusu istatistiklerde hata olduğunu vurgulayan Kuzu, konu ile ilgili şu açıklamaları yaptı: “Kolon ve rektum kanseri ayrı kanserlermiş gibi yazıldığı için farklı istatistik sonuçları oluşuyor. Her ikisinin de aynı organ olduğu dikkatten kaçıyor. Sonuçlar toplandığında ise doğru istatistiki veriler çıkıyor”

Prof. Dr. Kuzu, Kalın bağırsak kanserinin diğer kanser türlerinden farklı olarak önlenebilir bir kanser türü olduğunun özellikle altını çizerek, kalın bağırsağın iç yüzeyini örten tabakasında gelişen kanserin, polip denilen iyi huylu yapılarla ilişkili olduğunun kanıtlandığını vurguladı. Kalın bağırsak kanserinin nedenleri içerisinde kalıtsal ve çevresel faktörlerin etkili olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayhan Kuzu, “Kalın Bağırsak Kanseri yüzde 90 polip üzerinden oluşuyor. Bir polibin kanserleşmesi için ise yaklaşık 8-10 yıllık bir süre gerekiyor” şeklinde konuştu.

Poliplerin kanser öncüsü lezyonlar olmakla birlikte tümünün kansere dönüştüğünü söylemenin mümkün olmadığını, hangi polibin kanserleşeceğini anlamak için polip dokusunun patolojik (mikroskobik) incelemesine gerek olduğunu belirten Kuzu, “Bu nedenle kanser öncüsü hastalık olan poliplerin kalın bağırsaktan çıkarılmaları gerekir. Çıkarılan poliplerle, olası bir kanser riski de önlemiş olur” dedi.

Erken tanı ile küratif tedavisi mümkün olan bir kanserdir
Bağırsak kanseri hastalıklarında, gaitada gizli kan testinin çok güvenilir bir test yöntemi olmadığını vurgulayan Kuzu, bu test yönteminin kişide hastalığın olup olmadığını tam olarak göstermediğini söyledi. Kuzu tanı yöntemleri hakkında şöyle konuştu: “Kalın bağırsak kanserinde, kolongrafisi (ilaçlı bağırsak filmi), kolonoskopi, sigmoidoskopi gibi endoskopik tanı yöntemleri kullanılıyor. Ayrıca sanal kolonoskopi denilen son yıllarda gittikçe popülerize olan bilgisayarlı tomografi eşliğinde çekilen grafi de oldukça sık kullanılan yöntemler arasında yer alıyor.”

Prof. Dr. Kuzu, “Kalın bağırsak kanseri erken tanı ile küratif tedavisi mümkün olan bir kanserdir. Erken tanı ile önlenebilir hastalık olması birbirinden farklıdır. Erken tanıda, risk gruplarındaki bireylere hiçbir şikayetleri yokken, kolonoskopi, endoskopi gibi yöntemlerle kalın bağırsak taraması yapılması gerekir. Hiçbir belirti vermeyen hastada, kanser başlangıcı olan küçük değişiklikleri yakalamış oluruz. Erken tanı konulan hastalarda, endoskopik polipektomi ya da ameliyatla o kısım çıkartılabilir. Bu yöntemler de küratif yani kalıcı tedavi sağlama olanağını verir” dedi.

Kalın bağırsak kanseri riski taşıyanlar hakkında bilgi veren Prof. Dr. Kuzu, bu risk gruplarını şöyle sıraladı, “50 yaş ve üzerindeki bireyler, ailesinde kalın bağırsak kanseri ve kalın bağırsak polibi hikayesi olanlar, iltihaplı bağırsak hastalıkları geçirenler, meme, rahim kanseri olan bireyler, risk altında olan gruptur”. Risk taşıyan hastaların kolonoskopi ile tarama yapılması gerektiğini vurgulayan Kuzu, bireylerin 5-10 yılda bir kontrole gitmeleri gerektiğini ifade etti.

Kalın Bağırsak Kanseri olan hastaların tedavisi evrelerine göre planlanmaktadır
Kalın bağırsak kanserine yakalanmış bir hastada önce hastalığın evrelerini belirlediklerini kaydeden Prof. Dr. Ayhan Kuzu, “Hastaya bazı radyolojik ve endoskopik tanı yöntemlerini kullanıyoruz. Hastanın filmi çekilerek vücut taramaları yapılıyor. Kalın bağırsağın diğer bölümlerinde de kanser incelemesi yapılıyor. Ayrıca ultrasonografi ile bağırsak duvarında oluşan kanser, bağırsağı ne oranda etkilemiş inceleniyor. Kalın bağırsak kanserinin tedavisinde multi disipliner bir yöntem uygulanıyor. Kalın bağırsak kanserinde en önemli tedavi yöntemi ameliyattır, kanser gelişmiş bölgenin ameliyatla çıkarılması gerekiyor. Hastalığın patolojik olarak evrelendirilmesi sonucunda durumuna göre hastalara kemoterapi uygulanmaya başlanıyor. Evre sıfırda, başarı yüzde 100 iken, evre 4’te başarı oranı yüzde 10-15‘tir “ şeklinde açıklama yaptı. Kuzu, konu hakkında daha fazla bilgi ve görsel edinmek için www.kolonrektum.com adlı web sitesinden bilgi alınabileceğini bildirdi.

25 Mart 2008 Salı

FİTOTERAPİ ALTERNATİF TIP DEĞİLDİR

Fitoterapi’nin ülkemizde yanlış bilindiğini ve doğru kullanımının önemini Sağlık Dergisi’ne anlatan Doç.Dr. İlkay Orhan, fitofarmasötik ilaçların Sağlık Bakanlığından onaylanarak eczanelerde satılan sentetik ilaçlarla aynı etkiyi gösterdiğini açıkladı.

Fitoterapi’nin bitkilerin tedavi amaçlı kısımları kullanılarak yapılan şurup, tablet, bitkisel çay olarak adlandırıldığını belirten Doç.Dr. İlkay Orhan, bu bitkinin esasının Allopatiye dayandığını, yani bir anlamda zıttın zıtla tedavi edildiğini söyledi. İlaçlar konusunda Türkiye’de bir karmaşa yaşandığına değinen Orhan, bazı ilaçların Tarım Bakanlığından bazı ilaçlarında Sağlık Bakanlığından izin alınarak ithal edildiğini açıkladı. Orhan, fitofarmasötik ilaçların Sağlık Bakanlığından onaylanarak eczanelerde satılan sentetik ilaçlarla aynı etkiyi gösterdiğini de kaydetti. Tarım bakanlığından onaylı fitoterapötik ürünlerin ise, eczanelerde ve modern aktarlarda satıldığını ifade eden Orhan, Sağlık Bakanlığının verdiği ilaçların ilaç fabrikaları tarafından yapıldığına da dikkat çekti. Fitofarmasötik ilaçların, diğer ilaçlar gibi yan etkilerinin olduğunu, aynı zamanda değişik bitkisel etkileşimlerinin de meydana geldiğini bildiren Orhan, bu ilaçları öneren doktorun ve eczacının hastayı zarar verebilecek etkileşimler hakkında uyarmaları gerektiğini vurguladı. Fitofarmasötik ilaçlar alanında tek eğitim alanların eczacılar olduğunu dile getiren Doç. Dr. İlkay Orhan : “GMP kurallarına uygun şekilde üretilen bu ilaçlar, sentetik ilaçlar gibi tek etken madde içermiyor. Bitkisel kaynaklı olmasının dışında içerisindeki etkin maddeler ayrıştırılmadan tümünü içeren ekstirelerden oluşur. Bitkisel kaynaklı ilaçların standardize etkisi var. Galantamin etken maddesi, Alzheimer hastalığında kullanılır ve halk dilinde Kardelen çiçeği denen bitkinin toprak altındaki kısımdan eldi edilmesiyle yapılsa da, bitkisel ilaç kabul edilmiyor. Atropin de bitkiden elde edilen ve glokom hastalarında göz bebeğini büyütmek için muayene sırasında kullanılan etken madde de ayrıştırıldığı için bitkisel ilaç kabul edilmiyor” dedi.

Doktorlar Fitofarmasötik ilaçlara karşı
Fitofarmasötik ilaçların çok ağır vakalarda uygulanmadığını ancak bazı hastalıklarda sentetik ilaçlardan çok daha iyi etkiye sahip olduğunu dile getiren Doç. Dr. İlkay Orhan, bitkisel ilaçlarda sinerjizm oluştuğunu ifade etti. Ülkemizde tıbbi amaçlı bitkisel çayların olmadığını söyleyen Orhan , “Almanya’da sistem çok güzel oturmuş. Eczanelerde Sağlık Bakanlığından onaylı, standardize edilmiş bitkiler hastaya göre karışım yapılarak satılıyor. Ülkemizde endemik bitki türleri ekolojik şartlar oluşturularak yetiştirilmeli. Devlet tarafından teşvik edilmeli, bitkisel potansiyelimiz kullanılmalı. Yoksa bu ürünleri ithal etmek zorunda kalıyoruz. Çin, Hindistan bunun farkına vardığı için üzerinde duruyor. Ülkemizdeki adaçayı, kekik gibi bitkilerin üretimi yapılsa çok başarılı olunur” dedi. Fitofarmasötik ilaçlara doktorların karşı olduğuna dikkat çeken Orhan, doktorların sentetik ilaçla, bitkisel ilaçların ayrımına dikkat etmeleri gerektiğini, bu tip ilaçların farklı maddelerle etkileşim gösterebileceğini söyledi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde Fitoterapi üzerine eğitim verildiğine işaret eden Doç. Dr. İlkay Orhan, eğitim almak isteyenlerin bu eğitimlere katılabileceğini de açıkladı.

24 Mart 2008 Pazartesi

CANLI YAYINDA AMELİYAT

Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Sonar Özkan, asistan eğitimini desteklemek için canlı yayında ameliyat yapmaya başladıklarını açıkladı.

Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Sonar Özkan, hastanelerinde ameliyatları televizyonlarda canlı olarak izleme olanağı oluşturduklarını açıkladı. Özkan, “Canlı yayında şef, şef muavinleri ameliyatları izliyoruz, böylece ameliyata müdahale etme, yönlendirme şansımız oluyor. Ameliyathanemizde de aynı sistem var, asistan ve uzmanlar isterlerse ya mikroskoptan ya da monitörden ameliyatları izleyip kaydedebiliyorlar. Canlı yayının kurulmasındaki amaç, herkes ne yapıyor görme olanağımız var. Ayrıca bu sistem sayesinde oto kontrolü sağlamış oluyoruz” şeklinde konuştu.

Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesine Türkiye’nin 4 bir tarafından hasta gönderildiğini ifade eden Doç. Dr. Seyhan Sonar Özkan Retina- vitreus ameliyatlarının komplike ameliyatlar olduğunu söyledi. Bu ameliyatların deneyimli operatörlerle ve gelişmiş aletler kullanarak yapılması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Seyhan Özkan özellikle şeker-tansiyon hastalarının göz komplikasyonlarında, travma geçiren yaralanmış, gözlerini kaybetme riski olan vakalar, daha önce başarısız operasyon geçiren hastaların hastanelerine geldiğini belirtti. Haftalık yaklaşık bu tip 10 ameliyat yaptıklarına dikkat çeken Özkan halk arasında “göz nakli” olarak bilinen ama aslında sadece kornea nakli olan keratoplastiyi de hastanelerinde yaptıklarını dile getirdi. Bu konuda” göz bağışının” az olması nedeniyle, nakledilecek kornea dokusu bulmakta sıkıntı çektiklerini işaret eden Özkan, Refraktif cerrahi alanında Ankara’da ikinci resmi kuruluş olduklarını; devlet hastaneleri içinde ilk kendilerinin bu alanda hizmet vermeye başladığını kaydetti. Genelde özel hastanelerde yapılan bu ameliyatın oldukça pahalı olduğu için kendilerinin tercih edildiğini kaydeden Özkan, bu ameliyatların hastanelerinde cüzi rakamlara gerçekleştirildiğini vurguladı. Özkan, “Yaptığımız operasyonlar konusunda çok başarılıyız. Bazı operasyonları risklerinin fazla olmasından dolayı her hastanede yapılmıyor. Bu nedenlerle ameliyat sayımız hayli fazla” dedi.

Parçalayıcı-kesici lazer Ankara’da ilk Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesinde
Lazer çeşitlerinin hastanelerinde bulunduğuna dikkat çeken Özkan, “Argon yakıcı lazeri” adı verilen cihazı tansiyon, şeker hastalarında ve damar tıkanıklığı olan hastalarda uyguladıklarını, böylece göz kanamalarını önleyebildiklerini söyledi. Parçalayıcı lazeri(YAG) Ankara’da ilk Ulucanlar Göz Eğitim ve Araştırma Hastanesinde başladığını söyleyen Doç. Dr. Seyhan Özkan, lazeri doku kesmek-delmek için kullandıklarını kaydetti. Katarak ameliyatı yapılmış, mercek konan hastalarda bir müddet sonra görmede bulanıklık olduğunu belirten Özkan, bulanık olan kapsülü bu lazeri kullanarak açtıklarını böylece görmeyi netleştirdiklerini kaydetti.

Makula dejeneresansı, yani yaşlıların” sarı nokta hastalığı” için haftada 7-8 vaka tedavi ettiklerine dikkat çeken Doç. Dr. Seyhan Özkan: “Makula dejeneresansı hastalarında soğuk lazer ile işlem yapıyoruz. Maliyeti çok yüksek olan bir tedavi yöntemidir. Damar yoluyla verilen özel ilaç 15 dakikada göz dibinde dağılıyor, bozuk noktalarda tutuluyor. Biz de soğuk laserle bu tutulan bölgeyi şutlamak suretiyle olayı en azından durdurmaya çalışıyoruz.
Klasik göz muayenesinde 9 poliklinikte günde 55’er hastaya bakılıyor. Retina, Uvea_Behçet, şaşılık, Glokom, Kontakt Lens, Nörooftalmoloji, Elektrofizyoloji, Rekonstriktif cerrahi gibi seksiyonlarımızın yer aldığı ek binada, her gün bu seksiyonlarda polikliniklerden refere edilen hastaların muayene,kontrol ve tedavileri yapılmaktadır. Günlük 10- 15 civarında hastaya anjiografi, 20-30 civarında hastaya laser tedavisi yapılıyor. Sadece retina bölümünde hergün 100-120 hastaya hizmet veriliyor” diye konuştu.
Hastanelerinde 120 yatak kapasitesine sahip olduklarını açıklayan Doç. Dr. Özkan, 2007 yılı sayısal verileri hakkında da şu bilgileri verdi: “Acil poliklinik sayısı 35 bin normal poliklinik sayısı 356 bin 971, ameliyat sayısı 35 bin 443, yatan hasta sayısı 23 bin 291”
Özkan, Türkiye’nin dört bir yanından hasta kabul ettiklerini vurgulayarak,
göz içi ameliyatı yapılan hastaların 2 gece hastanede kaldıklarını, ameliyatlardan sonra hastaların bir hafta pansumanlarının yapıldığını söyledi.

Su, makine ve yer sıkıntısı çekiliyor
Haftanın 5 günü ameliyat yaptıklarını ve göz dışı ameliyat yapmadıklarını açıklayan Özkan, “ Enfeksiyon oranımız çok düşük, sterilizasyona çok önem veriyoruz. Tek sıkıntımız su kesilmesi, durgun suyla sterilizasyon, ameliyat yapamayacağımızdan bazen ameliyatları ertelemek zorunda kalıyoruz. Başka bir sıkıntımız ise fiziki mekan yetersizliği. Ancak, yeni daha geniş bir yere geçersek, böyle bir sorunumuz kalmayacak” dedi.
Hastanelerine yurt dışından da hasta geldiğini ifade eden Doç. Dr. Seyhan Özkan alet ve malzeme sıkıntılarının olduğunu ve eksiklerinin kapatıldığında daha da başarılı olacaklarını söyledi. Kongrelere sunum yaptıklarını ve bilimsel açıdan kalitelerinin yüksek olduğunu vurgulayan Özkan, cuma günleri tüm asistanlarla eğitim toplantısı yaptıklarını, kliniklerde güncel konularda literatür taraması yapıldığını da belirtti. Hasta başında da eğitim verildiğini ve uzmanlar tarafından anlatılan ders programları olduğuna dikkat çeken Özkan, TUS’a giren öğrenciler tarafında yapılan hastane tercihlerin de teorik ve pratik eğitimin son derece iyi olması nedeniyle ilk sırada oldukların iftiharla söyledi.

22 Mart 2008 Cumartesi

İLKLER HASTANESİ BAŞKENT

Başkent Üniversitesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Adnan Torgay hastanelerinin 2007 yılı faaliyetleri hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

Esra Öz:Türkiye de ne gibi ilklere imza attınız?
Doç. Dr. Adnan Torgay.:
İlk ihtisas veren özel vakıf eğitim hastanesi, ilk özel üniversite hastanesi, ilk organ naklinin yapıldığı, ilk canlıdan karaciğer nakli, ilk kadavradan karaciğer nakli, ilk organ naklinin yapıldığı ve ilk ISO kalite belgesini alan vakıf hastaneyiz.

E.Ö.:2007 yılındaki ameliyat sayısı ve poliklinik sayısı nedir?
A.T.:
2007 yılı toplam hasta sayımız 450.000, ameliyat sayımız 12.800 civarında gerçekleşti.

E.Ö.:2007 yılı bölümlerdeki hasta enfeksiyon oranları kaçtır?
A.T.:
2007 yılı genel enfeksiyon oranımız yüzde 3,4 , yoğun bakım enfeksiyon oranı yüzde 8,5 , servis enfeksiyon oranı yüzde 2,2 .

E.Ö.:En çok poliklinik sayınız hangi kliniklerdedir?
A.T.:
Kardiyoloji Göz Hastalıkları, Kadın Doğum ve Endokrinoloji poliklinik sayımız çok yüksektir.

E.Ö.: Hastanenizdeki mevcut asistan sayınız kaçtır?
A.T.:
Hastanemizde eğitim alan 303 asistanımız bulunmaktadır.

E.Ö.:Öğrenci yetiştirme kaliteniz hakkında bilgi verir misiniz?
A.T.:
Öğrencilerimiz şimdilik ÖSS’den nispeten düşük puanla geliyorlar ama biz onlara gerekli her türlü bilgi, deneyim ve eğitimi vererek Tıpta Uzmanlık Sınavlarında başarılı olmalarını sağlıyoruz.

E.Ö.: TUS’ta başarı oranınız nedir?
A.T.:
Tıpta Uzmanlık Sınavında başarılıyız. 52 Tıp Fakültesi içinde 13. sıradayız. Ancak ÖSS taban puanı ve TUS başarısı karşılaştırıldığında en büyük gelişmeyi bizim öğrencilerimiz gösteriyor.

E.Ö.:Hasta hakları ile hastanenizin arasındaki ilişki nasıldır?
A.T.:
7 gün 24 saat sloganı ile en iyi hizmeti hasta hakları ön planda olmak üzere vermek esastır.

E.Ö.:Başkent Hastanesi tıbbi açıdan değerlendirildiğinde ne durumdadır?
A.T.:
Ekipmanlar, aletler, hizmet, tedavi, araç, gereç ve doktor anlamında yüksek düzeyde hizmet sunuyoruz. Hastanemizde dünya şartlarında karaciğer, böbrek, kalp, kornea nakilleri yapılıyor. Fizik şartlarımız yönünden eksiğimiz var çünkü yer sorunumuz çok büyük. Daha büyük bir hastaneye ihtiyacımız var. Bu sebepten hiç istemediğimiz halde bazen yatırmamız gereken hastalar bekletilebiliyor veya hastalarımız başka hastanelere gitmek zorunda kalabiliyor.

E.Ö.:Tam gün yasasıyla beraber doktorlarınızda değişiklik oldu mu?
A.T.:
Bizde doktorlar zaten tam gün çalışıyorlar. Bu sebepten tam gün yasası bizim için değişik bir çalışma şekli değil. “Tam Gün Yasası” doktorlar ekonomik olarak emeklerinin karşılığını alırlarsa ideal bir çözüm olur kuşkusuz.

E.Ö.:Organ naklinde hastanenizde durum nedir?
A.T.:
Yaşama oranları ile ilgili sonuçlarımızın dünyadaki en iyi merkezlerle aynı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Karaciğer transplantasyon sayısı 282 ve 1 yıllık sağ kalım %90’dır. 2007 yılında 1 yıllık sağ kalım ise %95 ile dünya standartlarının üzerinde gerçekleşti. Böbrek transplantasyonu sayımız toplamda 1681’e ulaştı. Çok deneyimli bir trans ekibimiz var. Deneysel alanda da çalışmalarımız var.

E.Ö.:Hastaneleriniz ile ilgili son gelişmeler nelerdir?
A.T.:
Öğretim üyesi başına düşen bilimsel yayın sayısında ilklerdeyiz. Farklı şehirlerde hastanelerimiz var. Adana, İzmir, Alanya ve Konya hastanelerimize ilave olarak İstanbul’da da bir hastanemiz faaliyete geçmiş durumda.

E.Ö.: Son tıbbi teknolojik gelişmeler nelerdir?
A.T.:
Teknolojinin desteği ile en hızlı ve çarpıcı gelişmenin genetik alanında olduğunu gözlüyoruz. Dünyadaki teknolojik gelişmeleri tümüyle izlemek mümkün değil. Ancak hastanemizde gerekli tıbbi teknoloji en iyi merkezlerle aynı düzeyde olduğunu düşünüyorum.

BAŞKENT BİR KEMİK İLİĞİ TRANSPLANTASYONU MERKEZİ KAZANIYOR!

Sağlık Bakanlığı Dışkapı Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Hekim Yardımcısı Çocuk Sağlığı ve Hastalığı Uzmanı Dr. Halil İbrahim Yakut Hastanelerinde yapılan çalışmaları ve gerçekleşecek projeleri hakkında Sağlık Dergisine konuştu.

Dışkapı Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baş Hekim Yardımcısı Çocuk Sağlığı ve Hastalığı Uzmanı Dr. Halil İbrahim Yakut yoğun bakım odaları dahil olmak üzere toplam 306 yatak kapasitesi olduğunu genel pediatri uzmanı yetiştirmek için eğitim verdiklerini söyledi. Dr. Yakut yan dal uzman doktor sayılarının bazı eksikliklere rağmen iyi durumda olduğunu ancak yan dal klinik şefliklerinin olmaması nedeniyle yan dal uzmanı yetiştirmediklerini ifade etti.

Dr. Halil İbrahim Yakut 2007 yılında hastanelerinde yatan hasta sayısının 9.745, pediatri poliklinik muayene sayılarının 206. 000, acil muayene sayılarının ise 105. 000 olduğunu belirtti. Dr. Yakut son bir yılda 3000’e yakın Pediatrik Cerrahi ameliyatı yaptıklarını ve ameliyat başarılarının çok yüksek olduğunu ifade etti.

Yaptıkları hasta memnuniyeti anketlerinde yüz üzerinden 92 puan aldıklarını belirten Yakut, bebek dostu hastanesi olduklarını dile getirdi. Eğitim hemşirelerinin çocuk hastalara hizmet içi eğitim ve psikologların psikolojik destek sağladığını söyleyen Halil İbrahim Yakut, hastanelerinde ayrıca ilkokul bulunduğunu, okula giden çocuklara hastanede yattıkları sürece milli eğitime bağlı öğretmenlerce eğitim verildiğini sözlerine ekledi. Türkiye’de Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler arasında sadece çocuklar için en büyük kemik iliği transplantasyon merkezini kuracaklarını ifade eden Yakut il özel idaresinin destek vermesiyle gerçekleşecek projenin Ekim ayında tamamlanmasının beklendiğini kaydetti. Yakut; KİT Merkezinin 5 katlı ve 5000 metre karelik bir alanda olacağını kemik iliği transplantasyonu, kordon kanı bankası, hematoloji ve onkoloji servisleri olarak hizmet vereceğini, 7–8 yataklı olması düşünülen kemik iliği transplantasyonu merkezi konusunda ülke boyutunda büyük bir açık olduğunu ve KİT adayı hastaların şu an itibarıyla en az 2–3 yıl sıra beklediklerini, Sağlık Bakanlığının bu konuya çok önem verdiğini ve kendilerini desteklediğini söyledi.

Türkiye’nin her yerinden hastanelerine hasta transferinin olduğunu, problemli yeni doğan hastaların da doğum evlerinden geldiğini vurguladı. Dr. Yakut, sağlam çocuk polikliniği açtıklarını ve tüm bebeklerin fiziksel ve ruhsal gelişiminin gelişimlerinin takip edildiğini, aşılarının yapıldığını ifade etti.

İlk defa kapsamlı bir Metabolizma Laboratuarı açılacak
Ankara’da Devlet hastaneleri içerisinde tek yeni doğan sonrası çocuk yoğun bakımın kendi hastanelerinde olduğunu dile getiren Dr. Yakut hastanelerinde modern bir kan merkezi kurduklarını belirtti. MR, tomografi hizmetini şimdilik dışarıdan hizmet aldıklarını ancak ihalesini yaptıklarını iki aya kadar cihazların kurulacağını bildiren Yakut: “Ankara’da çocuklara anestezi ile MR ve tomografi çekim konusunda sıkıntı var. Anestezi bölümüyle beraber bu cihazlarla sıkıntıları aşacağız.

Türkiye’nin her yanından yan dal hastalarımız geliyor. Tıp fakültelerinde yapılan çoğu işlem burada da yapılıyor. Alerji testleri, endokrinolojik testler, nöroloji alanında EEG, BAER, ter testi, üre nefes testleri, çocuk psikiyatrisinde WISC-R gibi testler hastanemizde yapılmaktadır.” dedi. Dr. Yakut 2008 yılında Sağlık Bakanlığına bağlı çocuk dal hastanelerinde ilk defa kapsamlı bir Metabolizma Laboratuarı açacaklarını, Tıbbi Genetik uzmanının göreve başlaması dolayısıyla da genetik çalışmalara da başlayacaklarını kaydetti.

Acil serviste de fiziksel yenilikler yapılacağını ve hasta ve çalışan konforuna göre dizayn yapılacağını dile getirdi. Dr. Yakut mevcut durum olarak 1.1.2008’den sonraki uygulamaya iyi hazırlandıkları için laboratuar ve görüntüleme tetkik hizmetlerinde, ilaç ve tıbbi malzeme konusunda az sorun yaşadıklarını söyledi.

20 Mart 2008 Perşembe

ACIBADEM’DEN YATIRIM ATAĞI

İnşaat çalışmalarına hız veren Acıbadem Sağlık grubu, 2008 yılı içinde 7 ayrı hastane açarak, hastane zincirine yeni halkalar eklemeyi planlıyor.

Acıbadem Sağlık Grubu hastane yatırımlarına hızla devam ediyor. 2008 yılı içerisinde 7 ayrı ilde hastane açmayı planlayan grup, böylece bir yıl içerisinde en fazla hastane açan yatırımcılardan biri olmayı hedefliyor. Bu anlamda inşaat çalışmalarına hız veren Acıbadem Grup, son yatırımları arasında yer alan Maslak Hastanesi'nin kaba inşaatı tamamladı bile… İstanbul’un en hızlı gelişen bölgesinde 13 dönüm arazi üzerine 40.000 m2 kapalı alana sahip 187 yatak kapasiteli hastanenin, 2008 yılı sonunda faaliyete girmesi hedeflerini Sağlık Dergisi’ne açıkladılar.

Acıbadem’in 2008 yılında faaliyete geçmesi planlanan diğer sağlık kuruluşları ise şunlar:
*Acıbadem Beşiktaş: BJK Süleyman Seba Ticaret Merkezi bünyesinde kurulacak olan hastane, 21.000 m2 kapalı alana ve 130 yatak kapasitesine sahip. Beşiktaş Acıbadem’in 2008 yılı sonunda hizmete girmesi planlanıyor.
*Acıbadem Eskişehir Hastanesi: Acıbadem Grup, 21 Mart 2007 tarihinde yaptığı anlaşma doğrultusunda, Eskişehir'de de bir hastane açmayı planlıyor. Söz konusu hastanenin 20.000 m2 ve 130 yatak kapasitesi ile açılması amaçlanıyor. Eskişehir ve çevre illerin sağlık hizmeti ihtiyacını karşılayacak olan hastanenin, 2009’un ilk yarısından itibaren hizmete girmesi projelendiriliyor.
*Acıbadem Bodrum Hastanesi: Ortakent'te 15.000 m2 arsa üzerine inşa edilecek. Yaklaşık 16.000m2 kapalı alana sahip. Hastane binasının 2009 yılı 3. çeyreğinde tamamlanması öngörülüyor.
*Acıbadem Adana Hastanesi:Adana'nın önemli bir noktasında bulunan Acıbadem Adana Hastanesi binasının, kaba inşaatı tamamlandı. 20.000 m2 kapalı alana sahipi olan hastane 140 yatak kapasitesi ile hizmet verecek. Hastanenin, 2008 yılının ikinci yarısında faaliyete geçmesi planlanıyor.
*Acıbadem Kayseri Hastanesi: Acıbadem, Kayseri'de de faaliyet gösteren ve kaba inşaatı bitmiş 20.000 m2 kapalı alanlı hastane binasına sahip, 110 yataklı Acıbadem Kayseri Hastanesi'nin de 2008 yılında hizmete alınması hedefleniyor.
*Acıbadem Ataşehir Hastanesi: 25 yataklı olarak açılması planlanan Acıbadem Ataşehir Hastanesi’nin ise 2008 yılı başında hizmete girmesi planlanıyor.

Doğu Avrupa Ve Ortadoğu’da İlk Ve Tek Jacıe Akreditasyon Merkezi
Acıbadem Sağlık Grubu ayrıca, Genetik Tanı ve Hücre Tedavileri Merkezi içerisinde yeni Hücre Laboratuarı kurdu. Hücre ve gen tedavilerinin uluslararası en yüksek standart olan cGMP yani current Good Manufacturing Practice koşullarına uygun yapacak şekilde tasarlanan ve inşa edilen merkez, Doğu Avrupa ve Ortadoğu’nun ilk ve halen tek JACIE akreditasyon sürecinde olan merkezi konumunda bulunuyor. İlaç üretiminin uygun koşullarda yapılmasını sağlayan bir standart olan cGMP’yi bünyesinde bulundurmayı başaran merkez, yurt dışından önemli bir hasta potansiyeline sahip. Merkez, Avrupa'da hücre tedavileri ve kemik iliği nakilleri için referans gösterilen JACIE akreditasyon kurumundan belge almayı başardı. Merkezin Hücre laboratuarları, Türkiye’nin ilk özel sektör kordon kanı bankasını da bünyesinde barındırıyor. Kordon kanı, aferez ürünü, kemik iliğinin de aralarında bulunduğu dokular veya hücreler işlemden geçirildikten sonra dondurularak saklanıyor. Bu doku ve hüzreler, otolog veya allojenik transplantasyonu için kullanılıyor. Merkezde 3500'den fazla kordon kanı ve 100'den fazla periferik kök hücre işlemden geçirilmiş olarak, ihtiyaca göre allojenik veya otolog amaçlı olarak saklanıyor. Yakın gelecekte kalıtsal bazı hastalıklarının yanında, karaciğer ve şeker hastaları için de pankreas hücre tedavileri programları başlatılacak.

Acıbadem Üniversitesi 2008’de Açılıyor
Diğer yandan Acıbadem Sağlık Grubu, üniversiteleşmek içinde çalışmalarını hızlandırdı.
Kuruluş çalışmaları beş yıl öncesine uzanan Acıbadem Üniversitesi, 2008 yılında eğitim ve öğretime başlıyor. Acıbadem Üniversitesi’ni kurmak üzere yola çıkan Acıbadem Eğitim ve Sağlık Vakfı, sağlık eğitiminde kaliteyi artırmanın yanı sıra, bu alanda okuyan öğrencilere maddi ve manevi destekte vermeyi de amaçlıyor.

19 Mart 2008 Çarşamba

KALP YETMEZLİĞİNE SON ÇARE EECP

Koroner by-pass, balon -stent hastalarına son çare olarak görülen EECP yöntemi, kalbi besleyen yeni kılcal damarların oluşmasını sağlıyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ömer Kibaroğlu EECP hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

Kalp hastalıklarının tedavisinde önemli bir yer tutan EECP, dışarıdan arttırılmış “diyastolik geri basınç verme” olarak adlandırılıyor. 1997 yılında A.B.D ’de yüzlerce hastada kullanılan yöntem, 2001 yılı Eylül ayından bu yana ülkemizde de uygulanabiliyor. ilk defa Ankara’da Medkar Kalp Tanı ve Tedavi Merkezinde hizmet veren yöntem, kronik hastalıkların tedavisinde önemli başarı sağlıyor. Yaşam kalitesini artıran bu tedavi sonucunda, bastonla yürüyebilen hastalar kendiliğinden yürüyecek seviyeye geliyor. Hasta ne kadar erken dönemde gelirse o kadar yarar sağlayan sistem, hastanın kan dolaşımı hızlandırarak, kılcal damar oluşmasını sağlıyor.

EECP, Koroner by-pass, balon-stent kullanılması uygun bulunan hastalarda ve kalp nakli, kalp yetmezliği çeken hastalarda rahatlıkla kullanabiliyor. Kalbi besleyen yeni kılcal damarların oluşmasını sağlayan yöntemde, hastanın bacaklarına ve beline “kaf” denilen parçaları sararak, kalp ritmiyle düzenli olarak basınç veriliyor. Bu yöntem uygulanırken hastalar tv izliyor, müzik dinliyor, hatta uyuyabiliyor. Cihaz, “diyastol” denilen kalbin gevşeme fazında basınç uyguluyor ve “sistol” denilen kalbin kasılma fazında ise basınç uygulamıyor. Böylece gevşeme fazında toplar damarlardaki kanın kalbe geri dönüşü kolaylaşıyor.

EECP’nin Yan Etkisi Yok Ve Hastada Psikolojik Travmaya Yol Açmıyor
Birer saatlik seanslarla toplam 35 saat uygulanan yöntem, şeker hastalarında 45 saat şeklinde uygulanıyor. Avrupa ve Türkiye’de toplam 60 merkezde kullanılan EECP, Ankara’da ilk ve tek olarak Medkar’da hizmet sunuyor. Ayrıca İstanbul’da Amerikan Hastanesi, Memorial Hastanesi, Kocaeli Üniversitesi ve İzmir’de bir klinikte kullanılan yöntem, yakında Gaziantep’te de uygulanmaya başlayacak.

EECP sistemin hiçbir riski yok. Kullanımı çok kolay olmakla birlikte yan etkisi de bulunmayan yöntem, hastada psikolojik travmaya yol açmıyor. Yöntem, kalp nakli yapılacak hastanın, nakil işlemine gerek duymadan uzun yıllar yaşamasını sağlıyor. EECP hakkında Sağlık Dergisine bilgi veren Kardiyoloji Uzmanı Dr. Ömer Kibaroğlu şunları söyledi: “Anjio pektoris yani göğüs ağrısı çeken hastalar, kalp krizi geçirmiş, myokard enfarktüsü geçirmiş ve ileri derecede kalp yetmezliği olan hastalar bizim hasta grubumuz içinde yer alıyor. Bu hastalara cerrahi tedavi şansı tanınmıyor. Bu hastalarda ilaç kullanımından da pek fayda sağlanamıyor, çünkü; kalbin kasılma gücü yeterli efor sağlayamıyor. Bu tedavi yöntemi ile hastanın kalbinin kasılması kuvvetleniyor. EECP’nin uygulanmadığı hastalar içerisinde Pulmoner emboli denilen akciğer embolisi olan hastalar , ileri derece kapak hastaları, yüksek dozlarda heparin benzeri kan sulandırıcı ilaç alanlar, çok ciddi tedavi edilemeyen aritmisi olan hastalar ve kontrol edilemeyen hipertansiyon hastalarının yanı sıra aort anevrizması olan hastalar da bulunmaktadır. İntra aortik balon pompasının eş değeri bir yöntem olan EECP’de cerrahi bir girişim yapılmıyor. Bu tedavi, diastolik perfüzyon basıncını, koroner artizyonu ve koroner perfüzyonu arttırıyor. Kalp kasının beslenmesi ve oksijenlenmesi artırıyor. Sol ventrikül iş yükünü azaltıyor yani sistolik unloading, venöz dönüşü artırıyor. Koroner kollateral dolaşımı geliştirdiği için myokardın yani kalp kasının beslenmesini sağlıyor.Kardiyak outlook artıyor ve kan akım gücü artıyor. Buna bağlı olarak böbrek, beyin, akciğer gibi organların kanlanması ve oksijenlenmesi artıyor. Bu olay kalp hızı artmadan bağımsız olarak gelişiyor. Sistemik vasküler reziztans yani damar direnci düşüyor.”

Anjina Azaldığından Anti-Anjinal İlaç Kullanımı Azalıyor
EECP tedavi yöntemi sayesinde hastalarda yüzde 80 oranında semptomatik iyileşme görüldüğüne dikkat çeken Kibaroğlu, bu yöntemi kullanan hastaların efor kapasitesinin arttığını kaydetti. Hastaların böylece daha kolay yürüyebildiğini, daha rahat merdiven çıkabildiğini söyleyen Kibaroğlu, şöyle devam etti: “Yöntemde, anjina azaldığından anti-anjinal ilaç kullanımı yani izordil, izoptil gibi ilaçların alımı da azalıyor. Bu tedaviyi tercih eden hastalarda maksimum oksijen tutulumu ve yaşam kaliteleri artıyor. Fiziksel ölçülebilir sonuçlar EF ile ölçülebiliyor, böylece hastanın EECP’nin ne kadar yardımcı olduğunu ortaya çıkartabiliyor. Tedavi sonucu 3 ile 5 yılda kontrol devam ediyor ve yüzde 80 hastada iyileşmenin devam ettiği gözleniyor. Bazı hastalarda tedavi gerekebiliyor.”

Tedavi ile ilgili iki teori bulunduğunu açıklayan Kibaroğlu, bunlardan ilkinin ; arter diastolik basıncını artırmak olduğunu kaydetti. Bu basıncın artması sonucu büyüme faktörlerinin aktive edildiğini belirten Dr. Kibaroğlu, aktivite ve salınımın artması sonucunda anjiojenezizi yani kollateral damarlanmanın arttığını söyledi. Kibaroğlu, ikinci teorinin ise endotelyal fonksiyonları iyileştirdiğini, böylece vaskülasrizasyonu arttırdığını vurguladı. Dr. Kibaroğlu, ayrıca kanıtlanmış bir diğer faydasının ise ventrikül fonksiyonu kardiyak yükten bağımsız olarak iyileştirmek olarak tanımladı.

SGK ödemiyor
Çok iyi sonuç alınan bu yöntemin bilimsel açıdan kabul görmüş bir tedavi şekli olduğunun altını çizen Kibaroğlu, 2002 yılı Ocak ayından bu yana TBMM ile anlaşmalı sağlık kuruluşlarından biri olarak hizmet verdiklerini açıkladı. Kibaroğlu, EECP yönteminin kullanımında tek sıkıntının Sosyal Güvenlik Kurumu’nun tedaviyi ödememesi olduğunu belirterek, “ Düşük masraflı riski olmayan bu yöntem, tedavi yöntemi olarak geçmiyor. Amerika, Avrupa bu hastaların tedavilerini karşılıyor, ancak ülkemizde böyle bir ödeme yapılmıyor. Tabip odasında tedavi olarak geçtiği halde, hastalara son çare olarak ilaç ve ameliyat dışında bu yol kalıyor” dedi.

18 Mart 2008 Salı

ÖZKAĞNICI: “2008 YILI MERAM TIP FAKÜLTESİ’NİN YILI OLACAK”

Sağlık Dergisi’ne açıklamalarda bulunan Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı, 2008 yılında fakültelerinin bir çok yeniliğin altına imza atacağını söyledi.

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı,
2007 yılında 482 bin hastaya poliklinik hizmeti verdiklerini, 52 bin hastanın da yatarak tedavi gördüğünü bildirdi. Aynı dönemde 25 bine yakın ameliyat gerçekleştirdiklerini kaydeden Özkağnıcı, “Hastanemizde 2008 yılı içerisinde radyoterapi merkezi, 100 yataklı onkoloji hastanesi, nükleer görüntüleme merkezi, kanser hastaları için büyük öneme sahip olan PET/BT cihazı ve kemik iliği nakil merkezi de hizmete sunulacak. 2008 yılında hastalara ait her türlü bilgi de arşivlenerek elektronik ortamda saklanabilecek’’ dedi.

2008 yılı içerisinde 13 deney ve 1 kalibrasyon laboratuarı için yeterlilik belgesi (EN ISO 17025) almayı hedeflediklerini vurgulayan Özkağnıcı, bu anlamda Konya’da bir ilki gerçekleştirmek istediklerini belirtti. Başhekim Prof. Dr. Özkağnıcı, çalışmalarının 2008 yılı ilk yarısı içinde tamamlanacağını, böylelikle Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Laboratuarlarının Avrupa standartlarında donanım, ölçüm ve deney imkanına kavuşacağını söyledi.

EN ISO 17025 standardı ile Konya’da bir ilk gerçekleşecek
Deney ve kalibrasyon laboratuarları akreditasyon çalışmalarının, yaklaşık 2 ay önce başladığını kaydeden Prof. Dr. Özkağnıcı, ancak personelin özverili çalışması sayesinde kısa zamanda önemli bir mesafe katettiklerini belirtti. Prof. Dr. Özkağnıcı, “Tüm personelimize Yeterlilik Belgesi’nin (EN ISO 17025) yasal standardı ile ilgili gerekli bilgiler verildi. Hastanemiz bünyesinde bulunan 13 deney ve 1 kalibrasyon laboratuarının iç yerleşim planları hazırlandı. EN ISO 17025 standardına uygun deney ve test metotları hakkında laboratuarlar personeli bilgilendirilmeye başlandı. Yetersiz olduğu gözlemlenen personele ise eğitim seminerleri vererek bu alandaki eksikliklerimizi gidermeye çalışacağız” dedi.
Özkağnıcı, eğitimlerin tamamlanmasının ardından laboratuarlarda görevli personele ‘Başarı Belgesi’ de vereceklerini bildirdi.

Prof. Dr. Özkağnıcı, hastanelerinin geçtiğimiz yıllarda aldığı kalite belgelerini ise şöyle sıraladı: “23 Ocak 2007’de TS EN ISO 9001:2000 Kalite Yönetim Sistemi Belgesi, 09 Nisan 2007’de TS 18001:2005 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi, 16 Nisan 2007’de TS EN ISO 14001:2005 Çevre Yönetim Sistemi Belgesi ile Türkiye’de ilk kez 21 Eylül 2007’de ise TS ISO/IEC 27001:2006 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi belgesini almıştı.”

Konya’da İlk PET/BT cihazı Meram Tıp Fakültesi’nde hizmete girecek
Hastaneleri bünyesinde yapım çalışmaları süren Konya’nın en büyük Nükleer Tıp Merkezi’nin, gelecek ay hizmete açılacağını kaydeden Prof. Dr. Özkağnıcı, bu merkezin Konya’dan metropol kentlere hasta akışını durduracağını ifade etti. Özkağnıcı, söz konusu merkezde, kanser hastalığının vücuttaki yayılımını takip edebilen dünyanın en gelişmiş teknolojisine sahip PET/BT cihazının da bulunduğunu belirterek, “Bu cihazımızda Konya’da bir ilk özelliği taşımaktadır. Yakın tarihte bu cihazımızı da Konya ve çevre illerden gelen hastaların hizmetine sunacağız.” diye konuştu.

17 Mart 2008 Pazartesi

İZZET BAYSAL TIP FAKÜLTESİ, KAPASİTESİNİ ARTIRIYOR

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Musa Kazım Çağlar, fakültelerinin 2002’de kurulmasına karşın, her yıl teknolojisini yenilemeye ve hasta kapasitesini arttırmaya devam ettiğini açıkladı.

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Başhekimi Prof. Dr. Musa Kazım Çağlar, fakültelerinin çalışmaları hakkında Sağlık Dergisi muhabiri Esra Öz’e bilgi verdi. Aynı zamanda Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi olan Başhekim Çağlar, 2002’de açılan hastanelerinin o dönem 3 Bölüm ve 22 Anabilim Dalı ile sadece poliklinik hizmetleri verirken, bugün 32 Anabilim Dalı ile poliklinik ve yataklı hizmet verdiklerini söyledi. Prof. Dr. Musa Kazım Çağlar, fakülteleri hakkında şu bilgileri verdi:

Esra Öz: Hastanenizin kuruluşu hakkında bilgi verir misiniz?
Prof. Dr. Musa Kazım ÇAĞLAR
: Abant İzzet Baysal Vakfı tarafından II. Basamak sağlık kuruluşlarının cevap veremediği tedaviler ile bölge halkına iyi hizmetler sunmayı hedeflemiştir. Çağdaş ve en üst düzeyde tıp eğitiminin verilmesi, bilimsel araştırmaların yapılabilmesi adına Merhum İzzet Baysal’ın “En büyük idealim” dediği Tıp Fakültesi, İzzet Baysal Vakfı tarafından 14 Kasım 2002 tarihinde yapılan bir protokol ile Abant İzzet Baysal üniversitesine devredilmiştir.
18.11.2002 Tarihinde hizmete açılan hastanemiz; kuruluş aşamasında 3 Bölüm ve 22 Anabilim Dalı ile sadece poliklinik hizmetleri mevcut iken, bugün 32 Anabilim Dalı ile poliklinik ve yataklı hizmet vermektedir.250 yatak kapasitesine sahip olan hastanemizde bugüne kadar 125 oda – 180 yatak 150 hayırsever kurum-kuruluş ve vatandaşlar tarafından donatılmıştır.

E.Ö.:Hastanenizin personel durumu nasıldır?
M.K.Ç.:
Hastanemiz yaklaşık 36.000 m2 kapalı alana sahip olup, 164 kadrolu idari personeli mevcut olup, ayrıca 19 Döner Serm. Sözleşmeli personel, 44 Bilg. Veri Gir. Personeli, 14 Bolu Tıp Derneği personeli, 49 Tem.izlik Personeli ve kadrosu bizde bulunmayan 16 idari personel olmak üzere toplam 290 idari-sözleşmeli ve şirket personeli hizmet vermektedir.

E.Ö.: Hastanenizin yıllara oranla hizmet sayıları nedir?
M.K.Ç.:
Hastanemizde son üç yıl içerisinde sağlık hizmeti verilen ayaktan ve yatan hasta sayıları ile ameliyat sayıları :

2005 2006 2007
AYAKTAN HASTA SAYISI 77.149 80.727 108.962
YATAN HASTA SAYISI 4.927 6.454 7.920
AMELİYAT SAYISI 2.684 2.627 3.655

E.Ö.: Hastanenizin tıbbi donanım olarak ne durumdadır?
M.K.Ç.:
Hastanemizin tıbbi cihaz ve donanım gereksinimleri büyük ölçüde tamamlanmış olup hazine kredisi ile temin edilen tıbbi cihazların da 2008 yılı sonuna kadar gelmesiyle; alanında uzman akademik personel ile özverili, çalışkan ve eğitimli sağlık yardımcı personellerinin katkılarıyla tam kapasite hizmet vermeye başlayacaktır.
Ameliyathanelerimiz; en son teknolojik cihazlarla donatılmış, modern 11 ameliyat odası ve 16 yataklı yoğun bakım ünitesi alt yapısına sahiptir. Hastanemizde 2004 yılında 1500, 2005 yılında 2684, 2006 yılında 2627, 2007 yılında 3655 ameliyat gerçekleştirilmiştir 2006 yılının başından itibaren haftada iki gün olmak üzere açık kalp cerrahisi uygulanmaktadır.
Radyoloji Anabilim Dalı; 2 adet Direkt grafi cihazı, 1 adet Skopi cihazı, 1 adet Mamografi, 2 adet Ultrasonografı, 2 adet US Doppler, 1 adet Bilgisayarlı Tomografi ve 1 adet MR (Manyetik Rezonans) cihazları ile hizmet vermektedir. Radyoloji Anabilim Dalında 2006 yılında 37.500, 2007 yılında ise 66.000 adet radyoloji tetkiki yapılmıştır.Yine hastanemizde; Tıbbi Genetik, Biyokimya, Mikrobiyoloji ve Patoloji laboratuarlarında üstün teknoloji ve cihazlar kullanılarak; 2006 yılında 598.000 adet ve 2007 yılında 944.500 adet tahlil ve laboratuar incelemesi gerçekleştirilmiştir.Hastanemizin Kan Merkezi Ünitesi 24 saat hizmet vermekte olup 2007 yılında 6100 adet kan ve kan ürünü hastaların hizmetine sunulmuştur.

16 Mart 2008 Pazar

PSİKOTİK BOZUKLUKLAR İÇİN EPİDEMİYOLOJİK ARAŞTIRMA

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalında hazırlanan “Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklarda Gen-Çevre Etkileşimi” Projesi, ile İzmir’lilerin ruh haritası çıkarılacak.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı tarafından hazırlanan “Şizofreni ve Diğer Psikotik Bozukluklarda Gen-Çevre Etkileşimi” projesi, basına tanıtıldı. Prof. Dr. Hayriye Elbi Mete , Asistan Dr. Tolga Binbay tarafından hazırlanan proje “Türkiye’de bir ilk” olma özelliği taşıyor. Ege ve Dokuz Eylül Üniversitelerinden öğretim üyelerinin dâhil olduğu geniş bir araştırma ekibi tarafından yürütülen proje, Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından da destekleniyor. İzmir kent merkezini ve 9 merkez ilçenin istatistik bilgilerini içeren çalışma, İzmir’de yaşayan vatandaşların sosyodemografik bilgilerini de gözler önüne sermek için 6000 hanede yapılıyor. Proje, aynı zamanda toplumsal açıdan çok büyük önem taşıyan bazı psikiyatrik rahatsızlıkların yaygınlığı açısından da bilgiler sunacak.

Proje kapsamında Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalında özel olarak eğitim alan görüşmeciler, haneleri tek tek ziyaret ediyor. Yapılan görüşmelerde katılımcıların sosyodemografik; gelir, eğitim ve mesleki durumu vb. ve psikososyal yani, psikiyatrik belirtileri, genel sağlık durumları, sosyal işlevleri vb değerlendirmeleri yapılıyor. Bu değerlendirmeler sonucunda psikiyatrik bir bozukluğu olduğu saptanan kişiler ücretsiz olarak uzmanlar tarafından muayene ediliyor. İzmir’in ruh sağlığı ile ilgili verilerin girilmesi ve analizi sonucunda, depresyon, manik- depresif bozukluk, travma sonrası stres bozukluğu ve şizofreni gibi psikiyatrik hastalıkların yaygınlığı oranlarla tespit edilebilir hale gelecek. Aralık 2007 tarihinden başlayan proje, 6 ay süreyle hane ziyaretleri ile devam edecek.

Psikotik Bozukluğu Olanların Rahatsızlıktaki Genetik Faktörler Araştırılacak
Konu hakkında Sağlık Dergisine açıklamalarda bulunan Ege Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hayriye Elbi Mete, proje hakkında şunları söyledi: “Projemizin amacı, geniş tabanlı bir örnekleme psikiyatrik tarama gerçekleştirerek, psikiyatrik belirtiler gösteren kişilerin ayrıntılı analizinin sağlanması olarak özetleyebiliriz. Bu projenin hareket noktası, psikiyatri alanında hastalıkların ortaya çıktıktan sonra müdahale edilmesine yönelik yaklaşımın yerine daha koruyucu ruh sağlığı hizmetlerinin oluşturulmasıdır. Projenin ikinci safhası, özel olarak şizofreninin de içinde bulunduğu psikotik bozukluklara odaklanacaktır. Hastanemizde klinik görüşmeler ile psikotik bozukluğu olduğu tespit edilen kişilerden kan örnekleri toplanarak, bu rahatsızlıkların temelindeki genetik faktörler araştırılacaktır. Biz de böylece bu hastalıkların oluşmasında bireylerin genetik özelliklerinin mi yoksa yasadıkları çevrenin özelliklerinin mi daha büyük risk oluşturduğunu belirleme şansına sahip olacağız.
Çalışma sonuçlarını, İzmir nüfusu için ruhsal hastalıklara zemin hazırlayan riskleri belirlemeye yardımcı olması, ileriye yönelik sağlık hizmetlerinin planlamasına yardımcı olabileceği düşünmekteyiz. Kısacası bilimsel verilerin ötesinde toplumsal ruh sağlığı açısından önemli kazanımlarımız olacaktır.”

15 Mart 2008 Cumartesi

Sunguroğlu: “DEVLET ÖNÜMÜZÜ AÇTIĞI TAKDİRDE DAHA İYİ HİZMET SUNACAĞIZ”

Çağ Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu, hastanelerinin 2007 yılı çalışmaları ve 2008 yılı hedefleri hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

1983 yılında bir grup doktor tarafından kurulan Çağ Sağlık Grubu, her geçen gün kendini yenilemeye devam ediyor. 1994 yılında aralarına gençlerinde katılması ile yeni bir atılım başlatan Çağ Sağlık Grubu, 1997 yılında Çağ hastanesini açarak hizmet alanını genişletti. Hastanenin çalışmaları hakkında bilgi veren Çağ Hastanesi Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kadirhan Sunguroğlu 2007 yılında açtıkları Çağ Hayme Sultan Termal Tesisleri ile yeni bir alanda da hizmet sunmaya başladıklarını açıkladı. Çağ Sağlık Grubu, Çağ laboratuarlar grubu, Kavaklıdere Çağ laboratuarı , Yıldız Çağ tıp merkezi, Doktorlar Çağ tıp merkezi, Ostim Çağ polikliniği, Bionatura doğal besin destekli ürünleri, Çağ Sağlık Eğitim Derneği olmak üzere daha da gelişerek hizmet vermeye devam ettiklerini Sunguroğlu, Haymana ilçesinde faaliyete geçen termal tesis ile sağlık turizmine de yatırım yapmaya başladıkları söyledi. Sunguroğlu, termal tesislerinin ikinci etabını 2009 yılında tamamlayacaklarını da dile getirdi. Haymandaki Hayme Sultan Termal Tesislerine bazı hastaları yönlendirdiklerini anlatan Sunguroğlu; “Kas, eklem, hareket sistemi hastalıkları olan hastaları bu tesisimize yönlendiriyoruz. Cilt hastalıkları, hatta psikiyatrik hastalıkları olanlarda da termal etkili oluyor. Haymana termal tesisleri dünyanın ikinci kıymetli suyudur. 44 derece çıkan su 41 derecede havuzda en doğal haliyle veriliyor. Diğer tesisler gibi sulandırmadan, soğutmadan en doğal haliyle veriliyor. Çağ Sağlık Grubu ilk termal tesis açan özel sağlık grubudur ” dedi.

Hedefimiz, akreditasyon çalışmaları
Çağ Hastanesine taşradan sevk edilen çok sayıda kalp cerrahisi ve anjio hastası olduğunu ifade eden Sunguroğlu, 11 yıldır tüm tıbbi dallarda hizmet verdiklerini belirtti. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin en başarılı hocalarını bünyelerinde bulundurduklarını kaydeden Sunguroğlu, bu hocalardan 4 tanesinin profesör ünvanı taşıdığını açıkladı. Sunguroğlu, bu sene birçok alandaki cihazlarını yenilediklerini de anlattı. Ağrı tedavisi için özel anestezi profesörleri ile beraber tedavi alternatifleri geliştirdiklerini ifade eden Sunguroğlu, Algoloji adı verilen bu dalla iyileşmeyecek hastaların ağrılarını bloke ettiklerini belirtti.
Sunguroğlu, hastaneleri hakkında şu bilgileri verdi: “2007 yılı poliklinik sayımız 50 bin, ameliyat sayımız ise 4500, kalp cerrahisi ve anjio sayısımız 6 bin’dir. Bu yıl beyin cerrahisi kadromuzu yeniledik, beyin tümörleri ameliyatlarını yapmaya başladık. 2008 yılı hedeflerimiz arasında akreditasyon çalışmalarımız bulunmaktadır. Çalışan personelimize eğitim vereceğiz. Kaliteden ödün vermeyeceğiz.”

Şu sıralar TBMM gündemine getirilmesi beklenen Sosyal güvenlik yasası hakkında da konuşan Sunguroğlu, “Bu yasa özel hastanelerin son derece zor durumda kalmasına sebep olacak. Biz bu sistemin özel sektöre büyük bir darbe vuracağı inancındayız. Yeni sistemle özel hastanelerin sonu hazırlanacak. Ya düşük fatura gösterip gayri resmi para alınacak ya da kaliteden ödün verilecek. Bakanlık hastanelerinin bu durumdan etkileneceğini zannetmiyorum. Çünkü; binanın, çalışanın, makinelerin maliyetini devlet karşılıyor. Tabi ki bizlerde fark almak istemeyiz ancak, verilen hizmeti karşılayacak kadar ücret talep etmemiz şart. Zaten kalp ameliyatları, ortopedi ve anjio gibi alanlarda fark alınmıyor” dedi.
“Eğer Türkiye’de hekim açığı varsa, hekimlerin birkaç yerde çalışması serbest bırakılmalı” diyen Sunguroğlu, yakında meclise gönderilmesi beklenen tam gün yasası ile getirilmek istenen tek bir çalışma ortamının sıkıntıya sebep olacağını vurguladı. Sunguroğlu, bu yasanın şu haliyle çıkması durumunda hematoloji gibi az sayıda uzman olan branşlarda tedavinin zorlaşacağına dikkat çekti. Sunguroğlu, kendisinin hem kamu da hem de özelde çalıştığını belirterek, “Eğer bana bir tercih hakkı sunarlarsa ben elbette ki devleti sececeğim. Ancak bu durumda da özel hastane olarak yatırımlarımızın önü kesilmiş olacak. Devlet özele destek verirse, özel hastaneler yatırımlarını arttıracaktır. Hastanemizin fiziksel olarak yerini dar buluyoruz. Devlet özel hastanelerin önünü açarsa hastanemize yer bakıyoruz. Bahçeli, donanımlı bir hastane yapmayı planlıyoruz” dedi.

14 Mart 2008 Cuma

DOĞU’NUN “HOUSTON” TIP MERKEZİ

Başhekim Doç.Dr. Murat Cem Miman, Malatya Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezinin hocalarının büyük çoğunluğunun yurtdışında çalıştığını, tıbbın en yeni bilgi ve teknolojilerini öğrenip, bunları ülkemize getirdiklerini ve uygulamaya koyduklarını söylüyor. Murat Cem Miman ile Turgut Özal Tıp Merkezi’ni konuştuk.

Esra Öz: Turgut Özal Tıp Merkezi nasıl kuruldu?
Murat C. Miman:
1990 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal, sağlık nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Houston Tıp Merkezinde muayene ve tedavi olur. Merkeze hayran kalır, ülkeye dönüşünde bu hastanenin bir benzerini kendi memleketinde kurmayı planlar, ve yaparda. Amerika’daki merkezin planları esas alınarak hazırlanan projenin temelini bizzat kendisi atar. Titizlikle yapımını takip eder. Tüm havalandırma ısı merkezi destek binasından gönderilen basınçlı havayla sağlanır. İç ısısı yaz kış 22-24 derece arasında sabittir, tüm ısıtma ve soğutma içeri verilen havanın sıcaklığı ayarlanarak sağlanır.

E.Ö.:Ameliyathaneleriniz ve yoğun bakımlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
M.C.M.:
20 tam donanımlı ameliyathane mevcuttur, son teknoloji ameliyat ve anestezi sistemleriyle. Yoğun bakımlarda, 40’ı çocuk hastalar için olmak üzere 120 tane tam donanımlı yoğun bakım yatağı vardır.

E.Ö.:2007 yılı hasta sayınız nedir?
M.C.M.:
2007 yılı yapılan iş: 290.000 hasta muayenesi, 41.000 hasta yatışı, 21.000 ameliyat, 3.000 anjiyografi, 10.000 diyaliz, 167.000 radyolojik tetkik, 2 milyondan fazla biyokimya incelemesi.

E.Ö.: Kadro yapınızdan bahseder misiniz?
M.C.M.:
2008 yılı başında doktor kadrosunda 35 profesör, 84 doçent, 51 yardımcı doçent ve 11 uzman hekim çalışmaktadır bu merkezde; 242 araştırma görevlisi ise uzman olmak üzere eğitim görmektedir.

E.Ö.:Ne kadar organ nakli gerçekleştirdiniz?
M.C.M.:
Ülkenin en modern ve yoğun organ nakli merkezlerinden biri olmak yolunda bu merkez, 2007 yılı içinde gerçekleştirilen 54 karaciğer nakli de bu iddianın kanıtı aslında. Bunun yanında 20 kemik iliği nakli, 2007 yılında 6 böbrek nakli ve 1997’den bu yana 130 kornea nakli gerçekleşmiş. Yalnız bölgenin değil, ülkenin de en modern diyaliz merkezlerinden birine sahip merkezde, bir günde 40 böbrek hastası takip ve tedavi edilir.

E.Ö.:Acil servisiniz hakkında bilgi verir misiniz?
M.C.M.:
Acil Ünitesi, bir anabilim dalı olarak hizmet vermektedir, 2 tam donanımlı yeniden canlandırma ünitesi, 7 acil yoğun bakım yatağı, 11 acil yatağı ve cerrahi müdahale odasıyla. Günde 100-150 hastaya hizmet veren Acil Servis, Malatya’nın 112 Hızır Acil Servis ağına bağlıdır her an hizmete hazır iki ambulansı, helikopter pisti ve kışın alttan ısıtılarak buzlanması önlenen bağlantı yollarıyla. Gece boyunca aynı anda iki ameliyatı birden yapabilecek ameliyat ekipleri hazır bekler bu merkezde.

E.Ö.: Hastanenizde özel hizmet veren klinik var mı?
M.C.M.:
Özel poliklinik, hastanenin diğer polikliniklerinden çok farklıdır bu ünite, hem konforu, hem ilgilenen hekimi hem de temel testlerin çabukluğuyla. Burada hasta sadece öğretim üyelerine randevuyla muayene olur. Kime muayene olmak isterse seçebilir, bekleyeceği kısa süreyi rahat ve sessiz bir ortamda, ister TV izleyerek, ister günlük gazeteleri okuyarak, isterse de internete bağlanarak geçirebilir. Muayene sonrası istenecek temel tetkikleri de aynı mekanda sıra beklemeden yaptırabilir.

E.Ö.: Hastanenizde başka ne gibi bölümler var?
M.C.M.:
Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun en büyük uyku bozuklukları merkezi de yine bu merkezin bünyesinde hizmet vermektedir. Dört yatağı ve ileri teknolojili takip-teşhis birimiyle ülkenin en modern laboratuarlarından biridir bu merkez.
Türkiye’nin en modern ve büyük Radyoloji Ünitesi de yine Turgut Özal Tıp Merkezi’nde hizmet vermektedir. MR, tomografi, ultrason ve film çekiminin yanı sıra, benzerlerine ülkemizde ve dünyada az rastlanan anjiyografisiz kalp inceleme ünitesi, yani multislice tomografi ile de hizmet veren bu ünite, Türkiye’deki en ileri radyoloji laboratuarlarından birine sahiptir. Bir diğer üstün teknoloji ürünü birim de elektron mikroskopi ünitesidir. Dokuları çok büyük boyutlarda göstererek inceleme yapmayı mümkün kılan bu üniteye, ülkenin dört yanından incelenmek üzere doku örnekleri gönderilmektedir.

12 Mart 2008 Çarşamba

29 NİSAN AVRUPA İMMÜNOLOJİ GÜNÜ

Türk İmmünoloji Derneği Başkanı Dr. Günnur Deniz, Sağlık Dergisine 2006 yılından itibaren 29 Nisan’ın Avrupa İmmünoloji Günü olarak kabul edilmesi ve dernekleri ile ilgili bilgi verdi.

Türk İmmünoloji Derneğinin 1974 yılında Prof. Dr. Asuman Müftüoğlu'nun başkanlığında Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, İstanbul Tıp Fakültesi ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyelerinin katkılarıyla kurulduğunu ifade etti. Dr. Günnur Deniz derneğin kurulmasıyla birlikte yaptıkları bilimsel faaliyetler arasında, ulusal ve uluslararası kongreler düzenlediklerini, bölge toplantıları yaptıklarını, kurslar verdiklerini ve konuyla ilgili kitaplar yayınladıklarını söyledi. Ayrıca 2006 yılından itibaren 29 Nisan Avrupa İmmünoloji Günü olarak kabul edildiğini ve tüm dünyada da kabul gördüğünü belirten Deniz tüm İmmünoloji Dernekleri gibi Türk İmmünoloji Derneği de bu tarihe rastlayan hafta boyunca halkın immünolojiye olan farkındalığını arttırmak amacıyla çeşitli faaliyetler düzenlediklerini bildirdi. İmmünoloji günü için düzenledikleri faaliyetler arasında konferanslar, eğitim seminerleri, el broşürleri, afiş ve medyada yapılan tanıtım programları olduğunu kaydetti.

“Turkish Journal of Immunology” her yıl 2 kez yayınlanıyor
Dernek Yönetim Kurulunun Başkan, Başkan Yardımcısı, Genel Sekreter, Sayman ve Üyelerden oluştuğunu bildiren Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Günnur Deniz; dernekler kanununa göre dernek kurma hakkına sahip her hekim, diş hekimi, Veteriner, eczacı, biyolog, kimya mühendisi, kimyager ve benzeri immünoloji ile uğraşan fakülte mezunu kişilerin derneğe üye olabildiğini söyledi. Deniz: “Derneğimiz yaklaşık olarak 500 üyeye sahip. Dernek genel kurulu her 2 yılda bir Nisan ayı içinde üyelerin yarıdan bir fazlasının bulunması ile toplanmakta, ilk toplantıda yeter sayı sağlanmadığı durumda ikinci toplantıda çoğunluk aranmamaktadır. En son Genel Kurul 21 Nisan 2006 tarihinde yapıldı. “Turkish Journal of Immunology” dergisi Türk İmmünoloji Derneğinin yayınladığı resmi bir dergidir. Dergimiz senede iki kez olmak üzere (15 haziran ve 15 aralık) yayınlanmakta. 1996 yılında yayınlanmaya başlanan “Turkish Journal of Immunology” dergisi İngilizce olarak basılmakta. 2007 yılından itibaren dergimizin editörlüğünü Prof. Dr. Yıldız Camcıoğlu, co-editörlüğünü Prof. Dr. Günnur Deniz, yabancı dil editörlüğünü ise Dr. Cem Ar yürütmekte” dedi.

Derneklerindeki üyeler arasındaki iletişimi sanal ortamda www.turkimmunoloji.org.tr web sayfası ve info@immunoloji.org.tr mail adresi aracılığıyla sağladıklarını söyleyen Deniz: “Derneğimizin kendi içinde çalışan çeşitli bilimsel çalışma grupları bulunmakta. Bu gruplar ;Akım Sitometri Çalışma Grubu, İmmün Yetersizlik Çalışma Grubu, Moleküler İmmünoloji Çalışma Grubu, Eğitim Çalışma Grubudur. Ayrıca Derneğimiz üç uluslar arası kuruluş üyesidir. Bu üyelikler şöyle; IUIS (International Union of Immunological Societies), 1976; EFIS (European Federation of Immunological Societies), 1971; BAIS (Balkan Association of Immunological Societies)”

“Temel İmmünoloji alanında uzmanlık verilmiyor”
Temel immünolojiye verilen önemin her geçen gün arttığını ifade eden Deniz bilimsel olarak çalışanların sayısı fazla olmadığını söyledi. Klinik immünolog sayısının çocuk ve dahiliye bünyesinde yaklaşık 50 kişi olduğunu söyleyen Deniz şöyle konuştu: “Günümüzde temel immünoloji alanında uzmanlık verilmemekte. Ancak master (2 yıl) ve doktora (4 yıl) programları bulunmakta. Klinik immünoloji alanında ise pediatri veya dahiliye uzmanı olan hekimler tıp fakültelerinde pediatri veya dahiliye bünyesinde bulunan klinik immünoloji bilim dallarında yan dal uzmanlık eğitimi alarak (3 yıl) klinik immünolog unvanını alınabilmekte. Derneğinizin temel amaçları arasında temel immünolojinin önemini duyurmak, bu alandaki bilimsel araştırmaları ve gelişmeleri gerek üyeler gerekse tüm tıp camiası ile paylaşmak ve immün yetersizlik hastalıklarının daha iyi tanınması ve dolayısıyla tedavi edilebilmesi olarak özetleyebiliriz.”

11 Mart 2008 Salı

3.ÖZEL KADIN DOĞUM HASTANESİ AYDIN’DA AÇILIYOR

Nysa Kadın Doğum Hastanesi adıyla önümüzdeki Nisan-Mayıs ayında Aydınlıların hizmetinde olacaklarını belirten hastane kurucularından Kadın Doğum Uzmanı Dr. Yalçın Yarar hastaneleri hakkında Sağlık Dergisine bilgi verdi.

Özel Nysa Doğum Hastanesi, Ege bölgesinde Aydın'da ilk kadın hastalıkları ve doğum hastanesi olarak 22.10.2006 tarihinde inşaatına başlandığını ifade eden Kadın Doğum Uzmanı Dr. Yalçın Yarar 2008 ocak ayında hastane inşaatının tamamlandığını söyledi. Bulunduğu bölgede sağlık sektöründe öncü bir rol üstlenmek amacıyla hizmet vermeye başlayacak olan hastane hakkında bilgi veren Yarar:”Şuan 5 katlı, 2208 metrekare kullanım alanında 7 uzman hekim, Pratisyen hekim, hemşire, Ebe, Anestezi teknisyeni,röntgen teknisyeni diğer İdari ve genel personeli ile 7/24 saat Acil Servis-Laboratuar (Mikrobiyoloji, Biyokimya,Anternetal) ile poliklinik ve yatarak tedavi hizmeti sunacaktır.Özel Nysa Doğum Hastanesi, gelişmiş teknolojik cihazlarla, uzmanlık alanı olan Kadın Hastalıkları ve Doğum hizmetlerinde çağdaş, güvenilir, çevreye duyarlı, hasta haklarına ve etik kurallara saygılı koşulsuz hasta memnuniyetini esas alan, yenilikçi ve sürekli kendini geliştiren öncü bir kuruluş olmayı üstlenmiştir. Misyonumuz, Bilimsel ve Vicdani Etik Değerlere bağlı, hasta haklarına ve etik kurallara saygılı, koşulsuz hasta memnuniyeti odaklı, kaliteli hizmet ve uzman kadrosuyla güvenilir bir tanı ve tedavi hizmeti sunmaktır. Vizyonumuz, Profesyonel tıbbi uygulamaları, teknolojisi, hasta memnuniyeti yaratmadaki çabası ve uzman kadromuz ile yenilikçi ve sürekli kendini geliştiren, sağlık alanında konumlandığımız bölgede bir referans merkezi olmaktır. Kalite Politikamız toplam kalite anlayışı doğrultusunda hastalarımızın beklenti ve memnuniyetine odaklı kalite bilinci daima önceliğimiz olacaktır.Çalışanlarımızın değerli oldukları bilincinden hareket ile onları eğitimlerle destekleyecek ve sürekli iyileştirme süreçlerinde etkin kılacağız. Doktorlarımızı iş ortaklarımız ve müşterilerimiz olarak kabul ederek, onları da devamlı iyileştirme süreçlerine dahil edeceğiz” dedi.

Nysa Hastanesi, Aydın’a sağlık sektöründe kadın doğum alanında katkı sağlayacak
Ege bölgesinin ilk özel kadın hastalıkları ve doğum dal hastanesi olduğunu ifade eden Nysa Kadın Doğum Hastanesi kurucularından Dr. Yalçın Yarar, Türkiye’de ise 3. özel kadın doğum hastanesi olduklarını söyledi. Spesifik sadece kadın hastalıkları ve doğum üzerine
hizmet vereceklerine işaret eden Yarar, ayrıca yeni doğan yoğun bakım alanında hizmet vermeyi düşündüklerini kaydetti. Aydınlı bir grup doktor tarafından kurulan Özel Kadın Doğum Hastanesi'nin Nisan Ayı'nda hizmete gireceği bildiren Dr. Yalçın Yarar: “Hastanemiz tam teşekküllü 2 ameliyathane, 2 yataklı yetişkin yoğun bakım ünitesine sahip. Ayrıca 2
yataklı yeni doğan yoğun bakım ünitesi, 2 doğumhanesi, 3 kadın doğum polikliniği ve 1 çocuk polikliniği ile kaliteli hizmet vereceğiz. Hekim seçme hakkını her yerde 24 saat hem ameliyat hem de normal doğumlarda uygulamayı düşünüyoruz. Bu hizmetlerin tek merkezde
tek binada verilmesi hastalar açısından büyük bir avantaj olacak. Tüm radyoloji ve biyokimya laboratuar hizmetleri verilecek normal doğumda epidural doğum (ağrısız doğum) imkanı verilecek.”
İnşası bitmek üzere olan hastanenin 3 kadın doğum uzmanın birlikte kurduğunu ifade eden Nysa Kadın Doğum Hastanesi kurucularından Dr. Yalçın Yarar, hastane inşaat tamamlandıktan sonra başvuru işlemlerini hızla bitirip Nisan veya mayıs ayında hastaneyi hizmete açmayı hedeflediklerini belirtti. Aydın’a sağlık sektöründe kadın doğum alanında katkı sağlayacak olan hastanenin, toplam 20 yatak ile hizmete gireceğini belirten Yarar, 8 doktorun görev yapacağı hastanenin vatandaşlara en iyi şekilde kaliteli hizmet vermeyi amaçladıklarını dile getirdi. Hastaların tedavileri ve sağlıklarının onlar için çok önemli olduğunun altını çizen Yarar; bunun için sabırlı olup, güler yüzlü davranıp, ellerinden geleni yapacaklarını söyledi.

10 Mart 2008 Pazartesi

TIP MERKEZLERİ ÖZEL SAĞLIK KURULUŞLARI YÖNETMELİK TASLAĞINA TEPKİLİ

Sağlık Bakanlığınca hazırlanan ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları hakkında yönetmelik taslağı Ankara Kent Otel de tartışıldı.

Ayakta teşhis ve tedavi yapılan özel sağlık kuruluşları hakkında hazırlanan yönetmelik taslağı, Türkiye’nin çeşitli illerinden tıp merkezi sahipleri ve çalışanlarının katıldığı bir toplantıda değerlendirildi. Konuya ilişkin açıklama yapan katılımcılar tıp merkezlerine standart getirmenin yanlış bir fikir olmadığını ancak taslak içinde belirtilen standartların kendilerini çok zorlayacağını ifade ettiler.

Başkan Ankara Sağlık Kuruluşları Organizasyon Derneği (ASKOD) Başkanı, Dr. Köksal Holoğlu:
“Tıp merkezlerinin açılması için artık özel hastane şartları getiriliyor. Yönetmelikte dal merkezi isminin geçmemesi çok yanlış. Halk memnun, hastanede doktorun azalması merkezdeki hastayı etkilemiyor. Vatandaşa iyi hizmet veriyoruz, doktoru elinde tutabilmek için kamu doktorun maaşını ve çalışma ortamı daha iyi hale getirse doktor ayrılmaz hastaneden. Dal ve tıp merkezlerinin kapatılmasıyla özel hastanelerin önü açılacak hastaneler sadece büyük şehirlerde hizmet verebilecek. Burada tehlikeli bir gidişat var. Her yıl ülke çapında kaç tıp merkezi açılacağını belirleyeceklerini ve o sayıda açılacağı söyleniyor. Dal merkezi sayesinde hastalar evlerinin arka bahçesi gibi gördükleri tıp merkezlerinden sağlık hizmeti alabiliyorlardı. 81 ilin 50'si özel hastane yatırımına uygun değil. Bu yerlerdeki özel sağlık hizmetleri tıp ve dal merkezleri tarafından sağlanmaktadır. Bu merkezlerin kapatılması hastaların kolayca sağlık hizmetlerinden yararlanmasını da engelleyecek. Siyasi karar verildi. İlki siyasi baskı olacak, diğer taslağın sebebini direk bakan ile görüşeceğiz ve son çare hukuka başvuracağız.”

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Vahide Bilir:
“Taslakta bulunan “Sağlık ocaklarından işyeri hekimliği hizmeti alınabilir” cümlesi de ortalığı karıştıracak. Sağlıkta dönüşüm 1982’den başlayan süreç kamu hastaneleri satılacak. Üniversite hastaneleri dar boğaza sokuldu. Hedefli saldırıya sahibiz. Yönetmelik 10 günde yapılsa da güçler savaşı olacak. 1,5 yıldır uğraşıyoruz. Geçen sene Torba yasa vardı, bu durumlar halkın yararına değil. Denizli de 7 hekim aile hekimliğine geçenler işsiz kaldı. Bütünü gözden kaçırmayalım.”

Malatya Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Gündüz :
“Malatya’da sendika merkezinin kiralama yapıyordu. Hekime özgürlük olmayan bir durum söz konusu.Hasta hekim seçebiliyorken, hekim seçme hakkı yok. Özel hastane de hasta bakamayacak, hekim hasta bakamayacak. Hekim ruhsat almışsa o hekim hastaya bakabilmeli. Malatya tabip odası olarak, fulltime olayına karşıyız, bu sıkıntı oluşturacak. Kamuya değil özele yarayacak. Eğer özel merkezler hizmet veremezse sıkıntı olacak, kamuya değil Özele yarayacak, kamuda hekim kalmayacak. dal merkezlerinin ilgi çekmesi ve kapanmasına karşıyız. Hekim bulamamanın dışında büyük gruplar var. Aile hekimliği ile ters düşüyor. Hasta azalıyor. Hastaneler ağırlık vererek. Zincir kuracakları için bizi engelliyorlar. Kararlı olduklarını ve çıkartacaklarını söyledi.”

Türkiye Sağlık İşletmeleri Derneği Genel Sekreteri Serdar Sargın:
“Tüsider Komisyonu toplantısında . Tüm sektörde durum kötü hizmetin önü açılıp sonra kapatılıyor. Planlama yok, 5 yıl içinde yapılacaklar belirsiz.Saplık turizmi yapıyoruz. Kalitemizi düşürdüler çok hasta çok kalitesizlik demektir. Tepki varsa azalıyor yoksa devam ediyor. Yoruluyoruz ve iş yapamaz hale geldik çalışanı engelliyorlar.”

Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri Ercan Yavuz:
“Kapanacak tıp merkezleri 10 yataklı olamaz. Yönetmelik özel dal merkezleri adı verilen hipertansiyon, göz ve fizik tedavi gibi merkezleri tanım dışı bırakıyor. Kaotik ortam yaratılmıştır.”

Ayakta teşhis ve tedavi yapılan sağlık kuruluşları platformu adına bir açıklama yapan Dr.Kürşad Özdemir eylem planlarını şöyle sıraladı: “Öncelikle Sağlık Bakanı, Çalışma Bakanı, Başbakan ve Muhalefet parti liderleri ile randevu talep edilip görüşülecek, basın kuruluşlarına bu konu direk aktarılacak. Televizyonlarda tartışma ve açık oturum programcıları ile görüşülüp program yaptırılacak. 500 Merkez de, bir günde minimum 250 000 hasta bakılmak da kısa bir metin ile bunları hastalara duyurulacak. Gerekli görülecek olacak olursa bir gün tüm Türkiye de çalışmama eylemini yapılacak. Yönetmelik düzeltilmez ise en son olarak her işletme 10 çalışanı ile toplam da minimum 15.000 kişiyi Başbakanlık önüne getirerek, Sayın Başbakan ile görüşme yapılacak. Teşhis ve Tedavi Merkezleri Derneği kurup tüm iller de şube açılacak, yönetmelik çıkarsa İptal ve Maddi tazminat davaları açılacak.”

8 Mart 2008 Cumartesi

TMS, FLEXİCARE İLE PAZAR GENİŞLETİYOR

TMS Tıbbi Cihazlar Ltd. Şti, eğitime yönelik çalışmalarına hız verdi.

Türkiye'de Anestezi Sistemlerinin önde gelen firmalarından biri olan TMS Tıbbi Cihazlar Ltd. Şti, eğitim çalışmalarına hız verdi. Geçtiğimiz ay bünyesinde bulunan personele yönelik bir hizmet içi eğitim programı düzenleyen firma, üretime geçilmesi planlanan yeni cihazlar hakkında da bilgi verdi. Flexicare İdari Ve Mali İşler Müdürü Musa AL-Wer’inde katılarak sunum yaptığı seminer, yeni teknolojilerin yanısıra Flexicare ve TMS işbirliği hakkında da bir çalışma alanı yarattı. Konuya İlişkin Sağlık Dergisi’ne açıklamalar yapan TMS Grup Başkanı Mehmet Aydıngür bünyelerinde çalışan personel ve bayileri geliştirmek adına düzenledikleri bu eğitim programlarının büyük fayda sağladığını söyledi.

Aydıngür verdikleri eğitimin anestezi yan ürünleri hakkında personel ve bayileri bilgilendirmek ve daha başarılı hizmet sunmak amacına dayandığını söyledi. Anestezi cihazı üretimi yapılabilmesi ve Flexicare anestezi saf malzemeleri satılabilmesi için eğitimin şart olduğunu dile getiren Aydıngür, kullanıcılara doğru bilgi verebilmek için İngiltere Flexicare firmasından ilgili kişileri davet ederek eğitimleri gerçekleştirdiklerini ifade etti. Eğitimi veren Musa AL-Wer’in konusunda uzman bir doktor olduğuna dikkat çeken Aydıngür, amaçlarının ürünleri doğru tanıtmak olduğunu kaydetti. Aydıngür, “Sürekli bu eğitimleri yapıyoruz, sarf malzemesi üzerine çalışmaya yeni başladık. Her yıl eğitim seminerleri gerçekleştiriyoruz” şeklinde konuştu.

Toplam 50 Kişilik Bir Kadroya Sahibiz
Anestezi cihazının üretiminde en önemli özelliğinin manuel ve otomatik vantilatörlü olarak gruplandırmak olduğunu ifade eden Mehmet Aydıngür, “Çeşitli anestezi cihazları farklı yerlerde kullanılıyor. Manuel anestezi cihazı, daha çok veterinerlik fakültelerinde deneysel amaçlı kullanılıyor. Vantilatörlü biraz daha küçük boyutlu olan cihazlar, hastanelerde tercih ediliyor. Monitörlü ve vantilatörlü olanlar da geniş kapsamlı ve üst düzey teknolojiye ihtiyaç duyulan yerde kullanılıyor. Cihazların yüzde 80’inini biz üretiyoruz. Ankara’da vantilatör ve monitör kısımlarını da İngiltere’den pellow firmasından getirtiyoruz. Ürünleri monte ederek kullanıcıya sunuyoruz. TMS’de 26 çalışanımızla ve Türkiye genelindeki bayilerimizle toplam 50 kişilik bir kadroya sahibiz” dedi.

AL-Wer: “En Kaliteli Hizmeti Sunduğumuzdan Emin Olarak Çalışmak İstiyoruz”
Eğitim amaçlı seminere eğitmen olarak katılan Flexicare İdari Ve Mali İşler Müdürü Musa AL-Wer ise, üreticilerin ve medikal alet kullanıcılarının arasındaki uçurumu kaldırmanın en önemli yolunun eğitim olduğunu ifade etti. Musa Al-Wer, “ Biz Birleşik Krallık üreticileri olarak, hem hastalar hem de medikal cihaz kullanıcıları için düşük kaliteli ürünlerin kullanımından doğan yan etkileri ortadan kaldırmayı hedefliyoruz. Ayrıca oluşan etkilere vücudun gösterdiği tepkileri önlemek amacıyla, her zaman en kaliteli hizmeti sunduğumuzdan emin olarak çalışmak istiyoruz. Bu amaçla en önemli hizmetlerimizden biri de hemşirelere, anestezi uzmanlarına, doktorlara ve ürün sattığımız kişilere Flexicare eğitimi vermektir” dedi.

Eğitim vermek için geldiği şirketin ortamını çok beğendiğini söyleyen Flexicare idari ve mali işler müdürü Musa AL-Wer, şirketin çok başarılı bir satış grafiği olduğunu vurguladı. TMS grubun anestezi aletleri alanında iyi bir isme sahip olduğunu vurgulayan AL-Wer, “ Anestezi cihazı üretiminde TMS grubu öncü teşkil ediyor. Bizim diğer firmalar arasından TSM grubu ile çalışmaya karar vermemizdeki neden, pazarda önemli bir yeri olmasıdır. TMS grup anestezi cihaz pazarını iyi tanıdığı için tercih ettik. Flexicare olarak TSM ile işbirliği yapmamızın en önemli nedenlerden bir diğeri de TSM’de var olan cihazlar ile elimizdeki ileri teknolojiyi birleştirerek kullanabilme imkanı doğmuş olmasıdır. Yaptığımız bu işbirliği sayesinde asgari hizmet bedeli ile hem müşteri kazanacağız hem de var olan müşterilerinizin taleplerini karşılayacağız” açıklamasında bulundu.

Türkiye Anahtar Bölge
Türkiye konumu itibariyle Akdeniz Bölgesindeki ülkeler için anahtar bir noktada bulunduğu için en büyük pazarı teşkil ettiğini dile getiren AL-Wer, Türkiye ile çalışmaya başlamakla Akdeniz Bölgesi’ndeki çalışma alanlarını genişlettiklerini kaydetti. Medikal pazarda, rekabetin oldukça fazla olduğunu ifade eden Musa AL-Wer, Uluslararası ve yerel firmalarla yarış içinde olduklarını ancak, TMS ve Flexicare işbirliğine güvendiklerini ve bu alandaki yarışı beraber kazanacaklarını söyledi. AL-Wer, “Diğerler medikal firmalarla kıyaslandığında fiyatlarımız biraz yüksek ancak, hastaya verilen hizmetteki kalite ve hastaya verilen değer açısından bakarsanız, ürünün ne kadar önemli olduğunuz göreceksiniz” dedi.

7 Mart 2008 Cuma

Küçükaksu: “YAPAY ORGAN İÇİN YENİ PROJELER GELİŞTİRİLMELİ”

Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Süha Küçükaksu, dünyada çok fazla uygulanan Türkiye’de ise ilk kez kendisinin gerçekleştirdiği yapay kalp pompası projesini Sağlık Dergisine anlattı.

Yapay kalbin, kalp hastalıkları nedeniyle ileri kalp yetersizliği olan kişiler için önerilen bir tedavi yöntemi olduğunu belirten Prof. Dr. Süha Küçükaksu, yapay kalp yönteminin 2 ayrı şekilde uygulanabildiğini söyledi. Kalbin tamamıyla değiştirildiği total yapay kalp veya kalbin bir bölümüne destek veren yapay kalp pompaları şeklinde yapılan uygulamalar hakkında bilgi veren Küçükaksu, söz konusu yöntemlerin kalp ameliyatlarındaki riski önemli ölçüde azalttığına dikkat çekti. Total yapay kalpte, yetersiz kalp çıkarılarak yerine yapay kalp takıldığını söyleyen Küçükaksu bu durumun çok az insanda ihtiyaç duyulan bir durum olduğunu ifade etti. Yapay kalp pompalarında ise kalbin pompa odacığı denilen ve kalp yetersizliğinde büyük oranda etkilenen bölüm için kullanılan pompaların uygulandığına dikkat çeken Küçükaksu, pompa kullanılırken operasyonda kalbin yerinden çıkarılmadığını dile getirdi. Kalbin üzerine veya yanına monte edilen minyatür, parmak boyutunda bir sistem olduğunu bildiren Küçükaksu insanların büyük bir kısmının bu tip destek pompalarıyla tedavi edilebildiğini söyledi. Yapay kalp noktasına gelene kadar insanların pek çok tedavi sürecinden geçtiğini ve ilaç tedavileriyle yıllarca insanları yaşatabildiklerini vurgulayan Küçükaksu, kalp hastalıkları alanında birçok yeni ilaç olduğunu söyledi. Kalp ilaçlarının kalpteki şekil bozukluğunu giderilebildiğini ancak, temelde yatan sorunun ilerleme özelliği gösterdiği için kalp yetmezliğini durduramadığına işaret eden Küçükaksu, bu gibi durumlarda by-pass ve kalp kapak ameliyatlarının devreye girdiğini dile getirdi. Yapılan işlemlerin kalp yetmezliğini durduramadığında ileri ameliyat tekniklerini uyguladıklarını kaydeden Küçükaksu, “Bu üç aşamada da başarılı olunamazsa dördüncü aşamada iki farklı seçeneğimiz var: Ya kalbi değiştirip kalp nakli yapıyoruz ya da kalp pompaları seçeneğini öneriyoruz. Bu noktaya kadar her şey çok normal seyrinde ilerliyor. Ama Türkiye’de bundan sonraki süreç gerçekten çok zor. Türkiye’de yeterli donör organ çıkmadığı için hastayı bekleme listesine alıyoruz. Fakat bu süreç içerisinde hastalarımız hayatını kaybediyor. Özellikle Avrupa ve Amerika’da kalp nakil isteklerinin yaklaşık yüzde onu karşılanabiliyor. Fakat Türkiye’de bu rakam yüzde 1 bile değil” dedi.

Yapay Kalp Pompasinin Maliyeti 75-80 Bin Dolar Civarında
Yapay kalp pompalarının Türkiye’de sık olarak kullanılmında en büyük engelin maliyeti olduğuna işaret eden Küçükaksu, söz konusu durumla ilgili şöyle konuştu: “Bir hastaya uygulanacak yapay kalp pompasının maliyeti 75-80 bin dolar civarında. Hem Türkiye’de hem de dünyada devletin geri ödeme ile ilgili sıkıntıları olduğu için, problemler yaşanabiliyor. Ancak bu sistemlerin insan hayatını uzattığı, yaşam kalitesini artırdığı kanıtlandığı için bunların karşılanması gereklidir. Hekim olarak insanlara bu tedavi metodunu sunmak zorundayız.”
İstanbul’da her yıl 200 kalp nakli yapılabilmesi için şartların ve altyapının yeniden yapılandırılmasının gerektiğini vurgulayan Küçükaksu, ikinci en büyük sorunlarının ise altyapı sorunu olduğunu söyledi. Ülkemizde yoğun bakım ünitelerinin sayısının çok az olduğunu ifade eden Prof. Dr. Süha Küçükaksu; bu konuda İstanbul’da yeni bir transplantasyon merkezi olan Yeditepe Üniversitesi Hastanesi’nde çalışmaların son aşamasında olduklarını kaydetti.

Türkiye’de yapay organ üretilmesi için yeni projeler geliştirilmeli
Sorunlara karşı çözüm olarak bir programa bağlanılması gerektiğine işaret eden Küçükaksu çözüm için şöyle konuştu: “Türkiye’de yapay organ üretilmesi için yeni projeler geliştirilmeli. Benim uyguladıklarımla beraber Türkiye’de toplam 10 hastaya yapay kalp pompası takılmıştır. Halbuki normalde yılda 300 civarında kalp pompası takılmalı diye düşünüyorum. Bu konuda tıp, mühendislik, teknoloji ve endüstri gruplarını ülkemizdeki yapay organ ve destek sistemi projelerine destek vermeye davet ediyorum. Örneğin yaklaşık 1,5 yıl önce başladığım Türkiye’nin ilk yapay kalp projesi (Heart Turcica) başta Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanlığı olmak üzere Yeditepe Üniversitesi Makine Mühendisliği ile Elektrik Elektronik Fakültesi, Koç ve Sabancı Üniversitelerinin Makine Mühendisliği Fakülteleri tarafından yürütülmektedir. Proje aynı zamanda TÜBİTAK tarafından da desteklenmektedir. Bu ortak çalışmanın iki yıl sonra insanlığın hizmetine sunulması hedeflenmektedir.”

Kalp Yetersizliği, Kanserden Bile Daha Hızlı Seyrediyor
Kalp yetersizliği, ileri safhada en ölümcül kanser hastalıklarından bile daha hızlı seyrettiği için bu hastaların yüzde 75'inin bir ay içinde hayatını kaybettiklerini vurgulayan Küçükaksu, bu hastaların kalp nakli ya da yapay kalp pompalarıyla yıllarca yaşatılabildiğini belirtti. Kanser ilaçları devlet tarafından nasıl ödeniyorsa yapay kalp pompalarının da ödenmesi gerektiğine dikkat çeken Küçükaksu: “Kalp nakli olan erişkinlerin yüzde 10'u bir yıl içinde ölüyor. Bu kayıp 5. yılda yüzde 30, 10. yılda yüzde 50, 20. yılda yüzde 70-80 oluyor. Yani kalp naklinin ortalama ömrü 8-10 yıl.
Kalp pompası 6 yıl önce takılıp da bu şekilde yaşayan hastalar var. Mekanik sistemler olduğu için 15 yıl ve üzerini hedefliyorlar. Üstelik binlerce insan sırada beklerken bu sistemler rafta elinizin altında bulunuyorlar. Kalp nakli için ABD'de bile en iyi ihtimalle 250 günden önce sıra gelmiyor. Hastaların yüzde 90'ına sıra bile gelmiyor. Üstelik organ nakli yapılmış bir hastaya ikinci kez nakil o kadar insan sıra beklerken etik açıdan tartışılabilir. Fakat bu sorunu yapay organlarla çözmek mümkün olacaktır” dedi.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...